ahmed bin musa el acil

1.

evliyânın büyüklerinden. ismi ahmed bin mûsâ bin ali bin ömer bin acîl, künyesi ebü'l-abbâs'tır. ibn-i acîl diye de bilinir. yemen'de doğdu. doğum târihi bilinmemektedir. 1291 (h.690) senesi rebîulevvel ayının yirmi beşinci günü yemen'de beyt-i fakih denilen yerde vefât etti. cenâzesi yıkanırken çok parlak bir nûr görüldü. kabri ziyâret mahallidir.

   ramiz   11.09.2007 19:12
   #663528
2.

ahmed bin acîl küçüklüğünde çocukların oyunlarına hiç karışmazdı. kendisinde büyüklük alâmetleri görüldü. önce amcası fakîh ibrâhim'den, sonra başka âlimlerden ilim ve edeb öğrendi. ilim öğrenmeye başlayınca sabahleyin erkenden evden çıkar, gittiği yerlerde ilim ve ibâdetle meşgûl olur ve eve yatsı namazından sonra dönerdi. günlerinin ekserisini oruçlu geçirirdi. bâzı günler eve geldiğinde ev halkı onun farkına varmaz ancak gece yatsıdan sonra görürlerdi.

   ramiz   09.09.2009 14:39
   #1591231
3.

ahmed bin mûsâ fıkıh, hadîs, nahiv, gramer ferâiz (mîrâs bilgileri) ilimleri yanında tasavvuf kalb bilgilerinde de yükselip evliyânın büyükleri arasına girdi. zamânının büyükleri onu peygamberler içinde yahyâ aleyhisselâma benzetmişlerdir.

   ramiz   09.12.2009 11:26
   #1783071
4.

bir gün ahmed bin acîl hazretlerine cebel beldesinden biri geldi bir topluluk içinde çeşitli ilimlere dâir meseleler sordu. ahmed bin acîl hazretleri suâllerin bir kısmını cevaplandırıp, bir kısmına cevap vermedi. sükût etti. soran kişi bunları bilmediğini sandı. oradaki topluluk birer ikişer dağılıp kimse kalmayınca ahmed bin mûsâ hazretleri odasına çekildi. hizmetçisine soru soran kişinin yanına getirilmesini emretti. odaya girince; "kardeşim bu sorularının cevabını herkes anlayamaz. zihinler karışır. fitne çıkar. şimdi sana îzâh edeyim." buyurdu ve teker teker îzâh etti. soru sâhibi gerçeği anlayıp kötü zannına tövbe edip af diledi

   eussstas   11.02.2010 01:26
   #1928805
5.

ahmed bin acîl hazretleri insanlardan çok hürmet ve îtibâr gördü. devlet adamları gelir ziyâret eder meselelerini sorup duâsını alırlardı. lâkin o makam sâhiplerinin yanına gitmez mühim bir iş çıkınca mektup yazarak, yapacakları işleri bildirir, hayırlı ve doğru işlere teşvik ederdi.

   ramiz   21.02.2010 14:03
   #1952672
6.

bir defâsında sultan muzaffer haber gönderip, fakîh ismâil hadramî, fakih muhammed hermel ve ahmed bin acîl hazretlerini sarayına dâvet etti. maksadı onlardan birini kâdıların, hâkimlerin başkanı yapmaktı. haber fakih ismâil ve ibn-ü hermel'e ulaşınca bunlar acele hazırlanıp yola çıktılar. giderken ahmed bin acîl hazretlerine de uğradılar. onu da berâberlerinde götürmek istediler. ahmed bin acîl hazretleri; "sultana mı gidiyorsunuz?" deyince, "evet." dediler. ahmed bin acîl hazretleri; "benim kanâatim, haberi işitince böyle yapmayıp yerinizde kalmanız, hizmetlerinize devâm etmenizdi. mâdemki yola çıkmışsınız gittiğinizde sultâna benden bahsetmeyiniz. şâyet konu açılıp mecbur kalırsanız; o kendi hâlinde yaşayan biridir. eğer zorlarsanız bu diyârdan habeşistan'a gider, deyiniz." buyurdu. onlar varınca öyle yaptılar. sultan da onun hâlini anlayıp daha çok takdîr etti.

   ramiz   24.08.2011 17:56
   #2423942
7.

ahmed bin acîl hazretleri her sene hacca giderdi. hac yolculuğunda, hiç bir eşkıyâ ve düşman, kendisinin bulunduğu kâfileye hücûm edip zarar vermezdi. eğer zarar vermek istese, cezâlarını çok çabuk görürlerdi.

   ramiz   24.08.2011 17:56
   #2423943
8.

ahmed bin acîl hazretleri yine bir kâfile ile hacca gitti ve âdeti üzere mekke-i mükerremeden, resûlullah efendimizi ziyâret için, medîne-i münevvere yoluna koyuldu. medîne'ye yaklaştıklarında bir eşkıyâ grubu ile karşılaştı. kâfilede herkes korktu ve telâşa düştü. ahmed bin acîl hazretleri sessiz olarak bir yerde edeble durdu. kâfiledeki ali bin yağnem adındaki zât, ahmed bin acîl hazretlerinin yanına gelerek, böyle sakin beklemesinin sebebini sordu. o da; "ey ali! allahü teâlâya ve o'nun resûlüne karşı edeb lâzımdır." deyip medîne cihetini gösterdi. daha sonra da kâfilenin ilerlemeyip konaklamasını istedi. herkes bineklerinden indi. orada bir gün bir gece beklediler. haydutlar bu beklemeyi fırsat bilip, yağma etmek için kâfileye daha çok yaklaştılar. ikinci gün güneş doğunca, medîne tarafından hızla askerî bir kuvvet geldi ve eşkıyâyı kıskıvrak yakaladı. kâfiledekiler, bu yardıma çok sevindiler ve bizim bu durumumuzdan nasıl haberdâr oldunuz diye sordular. onlar da; "dün medîne'de, öğle vakti bir ses duyduk. şöyle diyordu: eşkıyâ, ahmed bin acîl'in bulunduğu kâfileye hücûm edecek, hazırlanın, hazırlanın! medîne vâlisinin emri ile hareket ettik." dediler. kâfilede bulunanlar, bu vaktin, ahmed el-yemenî'nin; "edeb lâzım." dediği vakit olduğunu anladılar.

   ramiz   24.08.2011 17:56
   #2423944
9.

imâm-ı yâfiî anlatır:

yemenli birisinin elinde bir ur çıkmıştı. birçok beldeleri ve birçok kimseleri dolaştı. şifâ bulması için dolaştığı yerlerde gerekli ilaçları kullandıktan sonra, o yerin büyüklerinden duâ istedi. fakat rahatsızlığı geçmedi. en sonunda ahmed el-yemenî hazretlerine gelerek, elindeki bu rahatsızlığın geçmesi için duâ istedi. o da; "la havle velâ kuvvete illâ billâh, getir bakalım elini." dedi ve eliyle mesh edip bir bezle sardı. sargıyı memleketine dönünceye kadar açmamasını tenbih etti. yemenli oradan ayrıldı ve arkadaşlarıyla birlikte yola koyuldular. yol üzerinde bir köye uğrayıp alış-veriş yaptılar. elinde ur olan yemenli, sarılı olan sağ elinin sargısını unutarak açtı ve yemek yedi. bir de baktı ki, elindeki yaradan hiçbir eser kalmamıştı ve diğeri gibi sapasağlamdı.

   ramiz   24.08.2011 17:56
   #2423945
10.

ahmed bin acîl hazretleri bir gün saralı bir hastanın yanına geldi. ona yûnus sûresi elli dokuzuncu âyet-i kerîmesini okudu. hastaya musallat olan cin büyük bir çığlık koparıp ondan ayrıldı. ahmed el-yemenî hayatta olduğu müddetçe o cin bir daha geri gelmedi. ne zaman ki ahmed el-yemenî vefât etti, cin tekrar ona musallat oldu. ahmed el-yemenî'nin talebeleri o hastanın yanına gidip, aynı şekilde hocalarının okuduğu âyet-i kerîmeyi okudular. o zaman cin güldü ve; âyet bu âyettir. lâkin okuyan, önce okuyan kişi değil deyip, ondan ayrılmadı.

   ramiz   24.08.2011 17:56
   #2423946
11.

ahmed bin acîl hazretleri, bir gece herkes uykuda iken, abdest almak için elinde bir kova ile dışarı çıktı. kovayı kuyuya sarkıtıp su çekmek istedi. kuyunun durumu îtibâriyle zorlandı. o esnâda birisi geldi ve kolaylıkla kovayı çekti, sonra ona; "size yardım için gönderildim." diyerek kayboldu.

   ramiz   24.08.2011 17:56
   #2423947
12.

ahmed bin acîl hazretlerinin kerâmetleri pekçoktur. kâbe'yi ziyârete gittiğinde, her tarafı nûr kaplar, kâbe'nin nûru ziyadeleşirdi. insanlar etrafına toplanıp kalabalık ederlerdi.

   ramiz   24.08.2011 17:56
   #2423948
13.

hac için ırak'tan biri mekke-i mükerremeye gelmişti. bu zât şeyh ahmed rıfâî hazretlerinin türbesi yakınında otururdu. mekke'de ahmed acîl hazretlerini gördü. insanlar etrafına toplanmışlardı. çok şaşırdı. büyük bir izdiham vardı. memleketine döndüğünde ahmed rıfâî hazretlerinin makâmına hizmet eden birisi ondan gördüğü şeylerden sordu. o da ahmed acîl hazretlerini söyleyince sâhib-i makam olan zât; "o zamânın kutbudur." diye onun üstünlüğünü haber verdi.

   ramiz   24.08.2011 17:57
   #2423949
14.

ahmed bin acîl hazretleri ömrü boyunca dünyâ malına hiç rağbet etmedi. ibâdetle meşgûl olur, bunun yanında ilim öğretip talebe yetiştirmekten geri durmazdı. vefâtına kadar bu hâl üzere yaşadı. vefâtından az önce öğle namazını ayakta kıldı. sevdiklerinden bâzılarına âhirette şefâat edeceğine dâir bir şeyler yazmak için kâğıt-kalem istedi. istedikleri getirildiğinde besmeleyi yazdı. sonra kelime-i şehâdet getirip son nefesi allah, allah demek oldu. ahmed bin acîl hazretleri gasl edileceği sırada her tarafı kaplayan bir nûr görüldü.

   ramiz   24.08.2011 17:57
   #2423950
15.

ahmed bin acîl hazretlerinin yedi oğlu vardı. bunlar muhammed, ibrâhim, mûsâ, ebû bekr, ismâil, îsâ ve yahyâ olup hepsi sâlih kimselerdi. hepsi allahü teâlâya ibâdetle meşgûl olup, insanlara faydalı olmaya çalıştılar.

   ramiz   24.08.2011 17:57
   #2423951
16.

büyük âlim cemâleddîn el-esnevî anlatır:

hicrî 1280 senesi şâbân ayının yirmi biriydi. gece rüyâmda boşlukta bir topluluk gördüm. yerden insanlar ona doğru koşuyorlardı. ben bunların kim olduğunu sordum. "resûlullah efendimizin topluluğu." dediler. hemen oraya koştum. resûlullah efendimizi gördüm. bir yere oturmuşlar, sağında ve solunda iki zât vardı. mübârek ayak ucunda da birisi, dizleri üzerine oturmuş ve elindeki bir kitaptan resûlullah efendimize okuyordu. ben, resûlullah'ın mübârek elini öptüm. resûl-i ekrem bana hafifçe duâ ettiler. geri çekildim ve oraya gelenlerle birlikte durdum. orada bulunanlardan birisine, resûlullah'ın yanında oturanların kim olduğunu sordum. o da; "resûlullah'ın sağında oturan hazret-i ebû bekr, solunda oturan hazret-i ömer, önünde diz çöküp oturmuş olan zât da ahmed bin mûsâ el-acîl'dir." dedi. ben hayretle; "yüksek dereceye çıkmış." dedim. o kişi; "evet, öyledir." dediği an uyandım.

   ramiz   24.08.2011 17:57
   #2423952
17.

ayeti kerimeden büyük bir adammış. allahın kelamını takmayan cin kendisini takıyormuş. * büyük ve muhterem bir zatmış kendileri.

   yenitara   24.08.2011 17:58
   #2423955
 
reklamı kapat

yazdır