altan oymen

1.

chp'yi en çok kendisi genel başkan iken sevmişimdir. gerek birikimi gerekse üslubu ile örnek gösterilecek bir karakterdir. şimdilerde radikal gazetesinde şahane yazı dizilerine ve makalelere imza atmaktadır.

   ilelebetmuhalefet   24.06.2007 03:26
   #496307
2.

"bir dönem bir çocuk" adlı kitabın yazarı.kitapta kendi çocukluğu dönemine, kendi hayatı etrafında türkiye'nin 30'lu-40'lı yıllardaki koşullarına, savaş yıllarına, iç ve dış politikadaki gelişmelere değinmiştir.

   gen   13.07.2007 01:03 ~ 01:06
   #539594
3.

eski chp genel başkanı. kardeşi onur öymen bursadan milletvekili adayıdır.

   tosbaa   13.07.2007 01:05
   #539599
4.

yüzde 10 barajı ve demokrasi
altan öymen

meclis'teki iktidar ve muhalefet partileri arasında anlaşmazlık konuları çok. bu doğal. ama bazı politikacılarımız o anlaşmazlıkları tartışırken bazen çok sertleşiyorlar. birbirlerine karşı, üsluplarının düzeyini kontrol edemez hale geliyorlar. öyle ki, insanın aklına şu soru takılıyor: "acaba bu lafları söyledikten sonra birbirlerinin yüzüne nasıl bakacaklar?" sorusu...
ama bir gün bir öneri ortaya çıkıyor: "seçim sistemindeki yüzde 10 baraj oranı indirilsin" önerisi... bir bakıyorsunuz, hepsi birden buna aynı cevabı vermekte anlaşıvermiş: "öyle şey olmaz. bu istikrarın gereğidir" diyorlar...
siyasal hayatta istikrar elbette önemli. devlet yönetiminin gereksiz kabine krizlerine düşmesini önlemekte fayda var. bunun kestirme bir çaresi de, meclis'te koalisyona ihtiyaç duymadan hükümet kurabilecek tek parti çoğunluğunun oluşabilmesi... ama bunu sağlayacağım diye, demokrasinin temel gereklerini gündemden çıkarıp atmak, demokrasiye inandıklarını iddia eden partilere yakışan bir tutum mudur?
siyasal hayatta 'istikrar uğruna' her şeye razı olma alışkanlığı biraz daha yerleşirse, bunun sonunun nereye varacağı belli olmaz. adı 'demokrasi' olan birtakım rejimler var. kafkasya'da, orta asya'da, uzak asya'da... 'istikrar'ı sağlamanın daha da kestirme yollarını bulmuşlar. onlara özenme hevesleri ortaya çıkabilir.
veya, o kadar uzağa gitmeye gerek yok. ülkemizde bugünkü istikrarı pekiştirmek isteyen 'istikrarcı'lar da var. "cumhurbaşkanlığı'nı aldıktan sonra anayasa mahkemesi'nin de çaresine bakmak lazım. tek parti iktidarıyız ama, önümüzde engeller var" diyen 'istikrarcı'lar... o alışkanlık bir kere yerleşirse, onlara hak verenler de artar.
oysa, şunu hatırlamakta fayda var: 'istikrar' nötr bir kelimedir. bir ülkenin hayatında, olumlu gelişmelerin 'istikrar'ı gibi, olumsuz gelişmelerin de 'istikrar'ı söz konusu olabilir...
ikincisinden elbette sakınmak gerekir ki, onun çaresi demokratik kurallardan ve geleneklerden uzaklaşmamaktır. yoksa o 'olumsuz'luktaki 'istikrar'ı değiştirmeniz hiç mümkün olmaz.
olumlu gelişmelerin 'istikrar'ı, yani yerleşip sürdürülebilmesi ise, ancak iyi işleyen bir demokrasi içinde mümkündür.
* * *
evet, anayasamızın 67'nci maddesi, seçim sistemimize esas olmasını istediği ilkeleri belirlerken 'yönetimde istikrar'a da yer vermiştir. ama maddede, ondan da önce, demokrasinin en önemli ilkelerinden biri yazılmıştır. 'temsilde adalet' ilkesi.
maddenin o fıkrası şöyledir:
"seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir (67/6)"
yani: diyor ki madde, yasama organına: 'yönetimde istikrar' ihtiyacını anlıyorum. ama bunu 'temsilde adalet' ilkesini ihmal ederek yapamazsın. seçim kanunlarını, gene de, öyle düzenleyeceksin ki, seçimde ortaya çıkacak sonuç, seçmenlerin kullanacağı oylarla orantısını tamamen kaybetmesin. o oyların da -en azından- büyük kısmının meclis'te temsiline olanak versin.
* * *
peki, şu sırada nasıldır ülkemizdeki seçmen oylarının bugünkü meclise yansıması?
tesav (toplumsal ekonomik siyasal araştırmalar vakfı) başkanı erol tuncer, cuma günkü radikal'de yayımlanan yazısında bunu rakamlarla hatırlatıyor:
son genel seçimde, kullanılan oyların yüzde 45.3'ü, meclis'e hiç yansımamış.
niçin? çünkü o 45.3 oranındaki oy, yüzde 10'luk barajın altında kalan partilerin oylarıymış. biri yüzde 10'a, biri 9'a, biri 8'e, biri 6'ya, biri 5'e yakın oy almış. ötekiler yüzde 5'in altında kalmış.
ve o partilerin her birine atılan oyların hepsi boşa gitmiş. daha doğrusu, seçmenlerin oy vermedikleri, belki de oy vermeyi hiç düşünmedikleri, hatta belki en istemedikleri partinin hesabına gitmiş. toplam yüzde 45.3 oranında oy... tüm oyların neredeyse yarısı kadar oy... kayıp gitmiş öteki partilere...
bu oy kaymalarının sonucunda da, sandığa atılan oyların yüzde 34.3'ünü alan parti, meclis'te yüzde 66 sandalyeyle temsil edilir olmuş.
böyle bir 'temsil' halinin 'temsilde adalet' ilkesiyle -'bağdaştırılma'sı bir yana,- o ilkeye yaklaştırılması bile mümkün müdür?
kaldı ki, oy kullanmayan seçmenler hesaba katılınca ortaya çıkan tablo şu oluyor:
meclis'teki birinci parti, o yüzde 66'lık temsil oranına, seçmenlerin ancak yüzde 25'inin oyuyla ulaşmış oluyor. yani dört kişiden sadece birinin oyuyla...
bu tabloya, demokrasiye inanan siyasetçilerin "doğrudur, adaletlidir, isabetlidir" deme hakları var mı?
* * *
kaldı ki, o tabloyu ortaya çıkaran yüzde 10 luk barajı bir 'yönetimde istikrar' garantisi saymak da, yanlış bir varsayım. erol tuncer, bunun tablolarını yayımlamış. o barajın varolduğu son altı seçimden sadece üçünde tek parti hükümeti çıkabilmiş... 1983 ve 1987 seçimlerinde anap hükümeti, son seçimde de akp hükümeti... 1991, 1995, 1999 seçimleriyle oluşan meclis'lerden çıkan hükümetlerin hepsi birer koalisyon veya azınlık hükümeti olmuş.
ayrıca, koalisyon veya azınlık hükümetlerinin hepsi istikrarsız olur diye bir kural yok. bazısı da çok uyumlu çalışmış. döneminin konjonktürüne göre faydalı işler de yapmış.
ama onu da bırakalım. bir meclis'ten tek parti hükümeti çıkmasını daha faydalı sayalım: o zaman da şu görülüyor: o sonuca ulaşan başbakanlardan biri süleyman demirel'dir. iki seçim üst üste, hem de yüzde 50 civarında oy alarak meclis'teki çoğunluğu sağladığı sırada, seçim sistemimizde yüzde 10'luk baraj değil, yüzde 1'lik baraj da yoktu. hatta birinde 'milli bakiye' diye adlandırılan ve partilerin aldığı 'artık oy'ları bile değerlendirerek, oy oranlarıyla meclis'te temsil oranlarını neredeyse başa baş getiren bir sistem vardı. tek parti hükümeti, o sistemin içinden de çıkabilmiştir.
demek ki, bugünkü meclis'teki iktidar ve muhalefet partilerimizin hâlâ savundukları o yüzde 10'luk baraj, ne bir 'yönetimde istikrar', güvencesidir, ne de 'yönetimde istikrar'ın sağlanması için herhangi bir baraj gereklidir.
* * *
özetle: yüzde 10'luk baraj, demokratik rejimimizin -başka hiçbir demokratik ülkede bulunmayan- en 'antidemokratik' unsurlarından biridir ve demokrasimizin işleyişine, sadece zarar vermektedir.

   amelipulen   02.03.2010 19:10
   #1965324
5.

iyi bir yazı yazmış bugün:

http://www.radikal.com.tr/...3.09.2011&categoryıd=98

   delizekali   23.09.2011 09:43
   #2438287
6.

65 yaşlarında olduğunu düşünürken, 80 yaşında olduğunu öğrenmem dumura uğratmıştır.

   cognitive   11.10.2012 22:01
   #2561112
 
reklamı kapat

yazdır