auf der anderen seite

1.

senaryosu fatih akın tarafından yazılmıştır.başrollerini nurgül yeşilçay, baki davrak ve tuncel kurtiz'in paylaştığı projenin dünya gösterimi 2007 cannes film festivali’nde yapılacak ve ekim 2007 tarihinde türkiye ve almanya’da aynı anda gösterime girecektir.dün gece cannes de izlenmiş olan filmdir.fatih akın ümitsizdir.fakat buralara kadar gelmek de büyük başarıdır.inşallah ödül alır bu filmimiz.ayrıca jüride orhan pamuk da vardır.bize torpil geçip geçmeyeceği merak konusudur.




emekli dul ali, fahişe yeter’le karşılaştığında yalnızlığına bir çözüm bulduğunu düşünür. ali türkiye doğumlu yeter’e aylık belli bir ücret karşılığında kendisiyle kalmasını teklif eder. ali’nin oğlu nejat, babasının bu seçimini onaylamamaktadır. fakat genç bir alman dili ve edebiyatı profesörü olan nejat, yeter’in zorluklarla kazandığı paraları türkiye’de üniversite okuyan kızına gönderdiğini öğrenince ona karşı sıcak duygular beslemeye başlar.


yeter’in ani ölümü baba ve oğulu hem duygusal hem de fiziksel olarak birbirinden daha da uzaklaştırır. nejat, yeter’in kızı ayten’i bulmak üzere istanbul’a doğru yola çıkar. türkiye’de kalmaya karar verir ve ülkesine dönmek isteyen alman bir kitabevi sahibi ile evleri değiş tokuş yaparlar. fakat nejat 20li yaşlarında olan siyasi eylemci ayten’in türk polisinden kaçarak almanya’ya gitmiş olduğunu bilmemektedir.


yalnız ve beş kuruşsuz olan ayten, alman öğrenci lotte ile arkadaşlık kurar. lotte ayten’in güzelliği ve siyasi durumuna karşı kayıtsız kalamaz. lotte tutucu annesi susanne’nın pek hoşnut olmamasına karşın, asi ayten’i evlerinde kalmaya davet eder. ayten tutuklanır ve aylarca politik sığınma talebinin sonucunu bekler. talebi reddedildiğinde sınırdışı edilir ve türkiye’de hapse girer. lotte tüm tutkusuyla herşeyi bırakıp ayten’e yardım etmek için türkiye’ye gitmeye karar verir.


lotte, ayten’i kurtarmanın düşündüğü kolay olmadığının farkına vardığında, otel masrafından kurtulmak için kiralık oda arayışına başlar. kitabevindeki tesadüfi karşılaşması nejat’la ev arkadaşı olmasıyla sonuçlanır. trajik bir olay susanne’yı kızının üstlendiği görevi tamamlamak üzere istanbul’a getirecektir. susanne ile geçireceği duygusal anlar nejat’ı, herşeyden elini eteğini çekmiş, karadeniz’de bir kıyı kasabasında yaşayan babasını aramaya sürükleyecektir.

   mrve_mrve   24.05.2007 11:23 ~ 11:24
   #419118
2.

60. cannes film festivali'nde en iyi senaryo dalinda ödüle layik görülmüs fatih akin filmi.

   cemkirik limon dilimi   28.05.2007 18:17
   #429627
3.

<bkz: yaşamın kıyısında>

   plebisit   30.05.2007 11:12
   #434720
4.

<bkz: auf der anderen seite>

   plebisit   30.05.2007 11:12
   #434721
5.

almanya'nin oscar adayidir kendi.

   cemkirik limon dilimi   25.10.2007 08:22
   #690544
6.

afişi,adem'in trenleri filminin aynısıdır,aynı donuk nurgül yeşilçay bakışları bu afişte de yerini korumaktadır,hayır çekin şu bakışları aradan,korku filmi zannediyorum yahu.bugün bir kez daha yakından inceledikten sonra rahatlıkla söyleyebilirm bunu evet.

   zibidinur   26.10.2007 00:48
   #692558
7.

cannes'dan sonra altın portakal'da da ödüle çok yakın olan fatih akın filmi. bu filmden sonra da görülmüştür ki; nurgül yeşilçay'ın üzerine mat suratlı kadın rolü yapışmak üzeredir.

   ilelebetmuhalefet   26.10.2007 00:50
   #692561
8.

fatih akın yine ne isler ceviriyor diye merak edilip gidilen karsiliginda kapkara bir film izleyip pesimist bir halde eve geri donmemize sebeb olan film.

<bkz: o neydi oyle ya>

   azade   03.11.2007 04:26
   #705536
9.

neden bu kadar abartıldığını,yerlere göklere sığdıralamadığını anlayamadığım film.ya kardeşim bu ülke çok mu gelişti ilerledi acaba,insanlara gerçek hayat artık hayali bir,örneği çok nadir bulunan bir hayat gibi mi gelmeye başladı.ulan bu tür hayatların binbir beterine ve yüzlercesine ben hemen hemen hergün rastlıyorum.bakmayı ve görmeyi bileceksin dünyayı.hepsi bu.ama bir film yapılmış,olabildiğince argo sözcükler içeren (gerçekçi olması için) hayata yakın,bu yüzden sanırım millet taptı filme.uğruna methiyeler düzüldü.hay sikeyim ya.hadi almanyadaki türkiye şartlarından bihaber yaşayan bir çok (hepsi değil) insanı anlıyorum.onlar mal zaten.açıkça söylüyorum bunu.orada yetişen yeni türk gençliği malın teki.ama bizim burdaki insanları hiç anlamıyorum doğrusu.

kazım koyuncu nun yeri tabiki ayrıdır.ama bu filmde onun parçalarını duymak üzdü beni.yakışmadı.yazıktır.filmde ali nin bir lafı güzeldi ama.daha doğrusu komik.

bu yaşlılık çok saçma bişey amına koyim...

   pandickk   08.11.2007 13:39
   #713785
10.

sarmal hikâyesini babel'e bir nebze benzetebilecegimiz; ucu acik sabahattin ali hikâyesi tarzinda film.
keyifli olmus...geriliyorsunuz bazi bazi, insanlar saniyelerle bir seyleri kaciriyolarlar.

cok sey sigdirilmaya calisilmis filme, basarilmis da; lakin izleyeni kasabilecek noktalar oluyor...
ha bir de "bu dosyalarda binlerce kürt cocugu var..." diyen nejat isler'in neden kürt kelimesini kullandigini merak edenlere:
ayten büyük ihtimal kürttür; babasi 78 de maras'ta katledildigine göre; hem kürt hemi de alevi olmasi muhtemeldir...

   cemkirik limon dilimi   18.11.2007 13:21
   #729549
11.

"sikiştin mi ula onunla" gibi komik repliklere sahip komik bir fatih akın filmi.

   konforlu tabut   01.12.2007 11:04
   #749582
12.

sonu olmayan film. herşey iyi hoş ama bir de sonu olsaydı filmin çok iyi olurdu.

   veledulmaraz   06.12.2007 23:36
   #759178
13.

devrimci çevrelerce beğenilmemiş, hatta ''sittir lan'' dedirtmiş sinema. fatih akın'ın eline yüzüne bulaştırdığı çalışmalardan biri.

   oraklacekicledevrime   11.02.2008 23:13 ~ 23:16
   #863278
14.

babayla izlenmeyecek film. yarisini diger odadan dinledim.

   witchorexia nervosa   11.02.2008 23:15
   #863280
15.

bu kadar tesadüfi olayı bir arada bulundurmasından dolayı seneryosuna kocaman bir hasiktir çektirten film. hoşuma giden tek husus charlotte karakterini canlandıran kişinin harika bir oyunculuk sergilemesi ayrıca o ne gülümseyiştir öyle.
<bkz: patrycia ziolkowska>

   bh17y   24.09.2008 15:37
   #1039678
16.

kurgusunun bi miktar siritmasinin nedeni, hikayesinin buna cok da ihtiyacinin olmamasi sanirim. zira lineer bir kurgu da filmin derdini anlatmasina engel teskil etmeyecekti. sadece karakterler vakti zamaninda birbirlerinin yanindan teget gecti diye bu ka dolambaca sarilmaz ki canim.

   dwight   02.03.2009 17:51
   #1224163
17.

kaybettiklerimiz sahip olduklarımıza yarıyor. onların üzerine daha çok titriyoruz. ama bu, onlara duyduğumuz yoğun bir sevgi değil kendimizi affetme çabası olabiliyor. garip bir suçluluk duygusunu örtbas etme gayreti.

ilişkilere olgun bir şekilde değinebilmiş, oyunculukları gayet iyi, insanın kalbine dokunabilen bir film.

özellikle alman hatunun karakoldaki hali, o çaresizliği, gözyaşları benim de ağzıma sıçıyor.

senaryo konusundaki eleştirileri anlamsız buluyorum. sonu yokmuşta, falan filan. peki olma zorunluluğu nereden geliyor? filmi kare kare izleyelim diyoruz, ki bence senaryosu da çok iyi.

ebeveyn-evlat ilişikisini aktarmakta kısır kaldığından şikayet ediliyor. duygu sömürüsü yapmadığı için sanırım.

   pedesa   02.04.2009 20:34
   #1293250
18.

olayların birbirine bağlanışı ve bunu hissettirmedeki başarısından dolayı takdire şayandır.


----- spoiler -----
profesörün naifliği, babanın yozluğu, fahişenin trajik ölümü, ardından cenazenin istanbul'a gelişi ve gelişen olayların arasındaki örümcek ağı, tek bir iplik halinde sona varıyor :
alman kızımızın ölümü, annenin kendiyle yüzleşmesi, kurban bayramı, profesörün annesinin ölümü ve babasına olan öfkesini sindirmesi birbirini izliyor.
----- spoiler -----

ne öğrendik :
"ne istediğini isteyebilir misin?"
sorusunun ne kadar anlamlı olduğunu.
aslında senin isteklerinden çok daha kuvvetli bir güç seni o yola yönlendiriyor, amaç edindiriyor ve yolun sonunu bulduruyor..

güsel, izlenmeli.

   perilousness   08.03.2010 22:22
   #1974048
19.

senaryo ve yönetmenliğinde fatih akın imzası taşıyan, 2007 yılında gösterime giren ve cannes film festivalinde akın'a "en iyi senaryo" ödülünü kazandıran film.

başrolde nurgül yeşilçay(ayten-gül) ve baki davrak(nejat) olsa da özellikle tuncel kurtiz'in(ali) oyunculuğu ile film, filmin içine çekiyor izleyeni. ve elbette, nursel köse(yeter) ve hanna schygulla(susanne) atlanmaması gereken isimlerden.

filmde ilişkiler üzerinde çok durmuş fatih akın, iyi de yapmış. karakterleri ve diyalogları öyle oturtmuş ki, izlerken filmi ve karakterleri özümseyebiliyor, hem de sanki hayattan gerçek bir kesit izlediğinizi düşündürüyor. film her ne kadar sonu ve anlatmaya çalıştığı siyasi düşünce ile eleştirilse de -farklı düşüncelerin varlığını görmezden geldiğimiz sürece iyileşme olmayacağından- bu eleştiriler çok etkili değil.

***

fatih akın'ın tüm filmlerinde görülen anarşizm provokasyonu bu filmde biraz daha etkisini gösteriyor. bir cümle ya da bir görüntüyle desteklediği siyasi düşünceyi ortaya çıkaran yönetmen, bu film için özel bir açılım yaparak. konuyu tam olarak bunun üzerine kurulmuş gibi. devlet politilarının (türkiye-almanya) insanların yaşamları üzerine etkileri, ilişkilere politika engeli ve her şeye rağmen insanların birbirinden bağımsızlaştırılmasına isyanı net olarak görebiliyoruz. nerede büyürsen büyü ve yaşadığın topraklar ne olursa olsun, sevgiye engel olamadığının göstergesi. belki de filmin ödül almasındaki en büyük sebep budur.

filmde farklı zamanların iç içe geçmiş kurgusu etkileyici. fatih akın, filmlerinin bir başka klişesi de bu sanırım. temmuz'da (im juli) ve kısa ve acısız (kurz und schmerzlos) filmlerinde de aynı kurguyu kurguyu görmek mümkün. demek ki bu yönetmen başarısını, film senaryosuna borçlu ve yaşamın kıyısında filmi ile bu başarısının meyvesini almış durumda.

   jeu   13.09.2010 21:36
   #2167118
20.

sevgiliyle izlenen ilk film olması hasebiyle yeri ayrıdır bende.

adanalı hatunu hemcinslerinden ayırma kılavuzuna takmışız o aralar, dilde "ben fellahı üçyüzmetreden tanırım" iddiaları.. neyse, film bi' güzel başlar işte, kazım koyuncu şarkıları filan derken yeter takılır göze.

kingo durur mu yapıştırır hemen tespiti;

"bu kadın fellah, bak, demedi deme."

adamsendeciliği üstündedir yârenin, umursamaz.

"yahu bak gör işte, fellah bu kadın."

nafile..inandıramaz sevgiliyi. "ay takdın gene" der hatta, ağzı dürülesice. kingo sıkar dişini, nasıl olsa haklı olduğunu ispat edecektir neticede.

aradan geçer işte biraz, bir sahnede yeter maraş'tan kaçıp almanya'ya geldiğini söyler.

"maraş" der kingo, "maraş olayları", "kadın alevi, fellah!!" demesiyle de bütün bir salonun dönüp bakması bir olur.

"yuh" der sevgili. yani hakkaten yuh'tur da ne biliym, sevinir işte kingo.

mutlu olur.

olsebep, özeldir bu film, 'güzel' (tanım) olduğu kadar da özeldir.

hehe.

   king of the tawn   16.02.2011 21:42
   #2303314

12 

 

sayfa

 / 2 

reklamı kapat

yazdır