azeri muzigi

1.

"küçelere su serpmişem/yar gelende toz olmasın (sokaklara su serptim, yar geldiğinde toz olmasın)"

işte böylesi naif, zarif ve içi dolu duyguyla yazıyor azeri milleti türkülerini, şarkılarını. ama bunu türkiye’den yönünüzü doğuya çevirip de bakü’ye dürbün tutarak anlayamıyorsunuz. ya da anlayamıyormuşuz. bunu oradayken anlamış bulunuyorum. bakü sokakları müziğin hiç susmadığı, insanların her işini müzik eşliğinde yaptığı, derdi, tasası; sevinci neşesi ortak olan ve bunu müziklerine yansıtan bir halka sahip.

özellikle bağımsızlık ilanından sonra popüler müziğini daha da geliştirmiş bir ülke azerbaycan. bunu yaparken de öz kimlikten kopmadan, öykünmeyerek; batı müziğinin dibini eşelemeden esrarını çözüp daha modern ama gelenekselliğini bırakmayan bir tarz yaratmışlar diyebiliriz. bizim türkiye’den yıllarca o tarafa doğru bakıp dinlediğimiz müzik orta asya şematiğinin çoğunluğunu kapladığı bir sisteme sahipti. ama son 15 yılda rus etkisinden korunmayı başarmış bir müzik anlayışı belirleyebilmişler.

azerbaycan’da şarkıya, şarkıdan ziyade türküye ve bu ikisinin ayrıştırılmış bileşimine mahnı adı veriliyor. sanırım bildiğimiz “mani” kelimesinden üretilmiş, ya da mani kelimesi “mahnı”dan türetilmiş. bunun yanı sıra pop müzik diye adlandırdığımız tür de orada değişik bir isim alıyor fakat bizdeki pop, hafif müzik, fantezi, arabesk gibi çok parçaya ayrıştırma yerine yalnız bir kelimeyle ad verme yöntemini benimsemişler. buna da “estrada” deniliyor. azerbaycan’da gezerken anlamadığınız kelimelerle ilgili tek bir kural vardır. o da; “eğer anlamıyorsan rusça’dır.” kuralıdır. estrada, rusça mıdır değil midir bilmiyorum ama azerice olmadığı açık. müziğin işleyişinde batı tarzını azeri müziğine uydurma yerine tam tersini becerebilmiş bir millet için bu kelimenin köken sorunu da biraz çelişkili gibi sanki.

ismail yk, kendisinin familyası, mahsun kırmızıgül, hande yener, gülşen.... bu isimler orada neden bilmem baş tacı edilmekte... türk popüler müzik tarzlarına garip bir hayranlık duyuyor azeriler. bakü’de bindiğim ilk minibüste duyduğum ilk şarkı bir azeri şarkısı değildi örneğin. bizim candan erçetin’in melek şarkısıydı. bunun yanı sıra bazı türk pop şarkılarına kendilerince cover yapabilmişler. en can alıcı örneği de mahsun kırmızıgül’ün vefasız şarkısıydı. adını öğrenemediğim bir bayan şarkıcı (yegane olduğunu tahmin ediyorum) kırmızıgül’ün bant kaydının ara bölümlerine birebir girip şarkıya düet havası bile vermiş ki duysanız imreneceğiniz bir teknolojik deneyin sonucu oluşmuş bu. bunun dışında metanet isgenderli’nin benim de çok sevdiğim ve hemen arşivime kattığım can bedenden çıkmayınca cover’ı barış manço’yu aratmıyor hani. aynı sanatçının bir de ben bilirim coverı varmış ama ona ulaşamadım hiç.

azerbaycan’ın en sevilen popçularının başında röya geliyor. kendisi bizdeki gülşen’in bakü şubesi gibi bir nevi. seksapelini olabildiğince kullanıyor. bir gün sahil metrosuyla bakü’nün ünlü meydanı targovy arasındaki billboardlarda röya’nın reklamını yaptığı bir ürüne rastlamıştım. o ürünün bakü’deki satışı sanırım o reklamdan sonra sıfıra düşmüştür. çünkü gören hiç kimse röya dururken ona bakmazdı sanırım. hemen ekleyim, kendisinin sesi çok da güzel değildir ama yorumuyla kurtarır. bir de röya ile bizim çelik’in zamanında bir ilişkisi olduğuna dair bir dedikodu var ki ben o konuya en iyisi hiç girmeyeyim...

ülkenin en sevilen erkek pop şarkıcısı elnur. kendisinin eurovision elemelerinde söylediği bazı şarkılar ertesi gün azerbaycan televizyon kanallarında epey konuşulmuştu. elnur, gerçekten de başarılı ve yetenekli bir popçu. bizdeki athena, ya da kenan doğulu gibi özenti tip ve gruplara benzemiyor. gerçekten de hem azeri usülü hem de eurovision’da rahatlıkla halkı temsil edecek türden bir şarkıcı.

grup şeron da bakü’de en sevilen müzik gruplarının başında geliyor. dükkan dükkan tin uşakları grubunun cd’sini ararken kendilerinin disklerini hem başköşede hem de tezgahtarların dillerinde gördüm. ama açıkçası şarkılarını pek de sevemedim. çünkü ne zaman azeri pop grubu dense benim aklıma hemen tin uşakları geliyor. bugüne kadar yalnızca bir albüm yapmış olan bu grubun tüm şarkılarını türkiye’deyken zaten edinmiştim ve şarkılarının en güzeli, bir başyapıt olan senin olsun’u zaten ezberlemiştim ama bakülülerin bu gruba ilgisinin sıfır olduğunu görünce açıkçası biraz hayal kırıklığına uğradım. ben her yerde albümlerini rahatlıkla bulabileceğimi düşünürken ülkeye albümün yalnızca kaset baskısıyla dönebildim. grup da zannederim o ilk albümden sonra dağılmış. başını sadreddin caferov’un çektiği tin uşakları 3 de rus performerdan oluşuyor. en azından bunu öğrenebilmiş oldum.

son olarak mutlaka dinlenilmesi gerekenler listesinde bir iki isim daha vermek istiyorum. bunların başında özellikle de taleyim (talihim) isimli şarkısıyla yegane geliyor. eğer azerbaycan’da değil de bir başka ülkede olsa kesinlikle dünya çapında olacak bir sese sahip kendisi. yegane dışında bir de samimiyetlerine ve azeri kültürünü net olarak özümsemelerine hayran kaldığım elsen hazar ve aynur dadaşova’yı dinlemekten zevk alıyorum. zaman zaman yanlarına başka sanatçılar da katılsa da bu ikili kendilerine ait yaptıkları albümle gerçek kafkas rüzgarları estirmekteler.

bir de klasikler var tabii ki. sanat hayatını amerika’da sürdüren azize mustafazade (bakü’de ismi bu şekilde yazılırken biz neden ingilizce uyumlu aziza mustafazadeh’i kullanırız ki) azerbaycan’da pek tercih edilmiyor. klasik müziğin oradaki bir numaralı temsilcisi bugün artık hayatta olmayan bakü’de adının verildiği caddeler ve heykellere bakıp halkın gönlüne taht kurmuş olduğuna rahatlıkla tanıklık edebileceğimiz reşid behbudov azerbaycan’ın gelmiş geçmiş en büyük sanatçısı. türkiye’ye dönerken 11 albümünü de yanımda getirdiğim (hepsi 2 disk, orada telif diye bir dert yok. mp3 bile gayrı nizami değil) reşid behbudov’un şarkılarının çoğunu ezberlemiş bulunuyorum. özellikle, küçelere su serpmişem, alagöz, sene de galmaz (edip akbayram ve ayna’dan bildiğimiz yalnızım yalnız), uzun geceler, azerbaycan, rac’ın mahnısı (bildiğimiz awaara hoon), yusuf nalkesen başyapıtı yabancı olduk şimdi ve unuttun beni zalim sanatçının durmadan dinlenmesi gereken şarkılarından yalnızca birkaçı. 1925’den öldüğü güne değin kazandığı büyük başarılar sayesinde latin amerika, orta doğu, rusya ve rus federe devletleri ve avrupa’da büyük sükse yapmış kendisi. urduca ve ispanyolca da dahil olmak üzere çok sayıda dilde şarkılar söylemiş. bazı aryaları rusya’da birer klasik halini almış.

behbudov gibi dünyaca ünlü bir diğer isimse tofiq quliyev (tevfik güliyev). yukarıda behbudov’a ait belirttiğim bazı şarkıların bestecisi kendisi. sesini duymaya mazhar olamadımsa da eserlerinin güzelliğinden ne derece büyük bir sanatçı olduğunu anlayabildim.

azerbaycan’ın sanatçıları saymakla bitmez. daha aqil var,akif islamzade var... ki bunların hepsi benim için ayrı değere sahipler. ama şu da bir gerçek ki bu gala daşlı gala, sensiz yaşayabilmirem ve ayrılık gibi popüler azeri şarkılarından öteye pek gidemediğimiz bir bakış açısından koskoca estrada ve klasiklerin içine düşmek benim için büyük bir keyifti. tabii bunu azeri halkının son sürat kentleşmesiyle paralel izleyebilmek de ayrı şanstı.

   estar abi   31.08.2009 03:04 ~ 03:08
   #1571142
 
reklamı kapat

yazdır