bedreddin serhendi

1.

hindistan'da yetişen büyük velîlerden. hindistan'ınserhend şehrinden olup, babası şeyh muhammed ibrâhim'dir. 1593 (h.1002) senesinde doğdu. imâm-ı rabbânî hazretlerinin hânegâhında, ilim tahsîl ederek yetişti. hocasının teveccühlerine kavuşup, sohbetlerinde bulunmakla şereflendi. 1688 (h.1098) senesinde vefât etti.

   alzheimer   07.11.2009 03:57
   #1720521
2.

bedreddîn serhendî, zekî ve çok akıllı idi. kısa zamanda keşf ve kerâmetler sâhibi oldu. hocasının daha ilk teveccühlerinde, kalbi zikretmeye başladı. kelâmda en büyük kitâb olan şerh-i mevâkıf'ı, beydâvî tefsîrini ve mîr hâşiyesi ile berâber, akâid-i adudiyye'yi, imâm-ı rabbânî'nin huzûrunda okudu. on beş yaşında iken imâm-ı rabbânî hazretlerinin huzûrunda tasavvuf yoluna girdi.

   eussstas   07.02.2010 01:11
   #1920144
3.

bedreddîn serhendî tasavvuf yoluna girdikten sonra, hazret-i imâm'a yâni imâm-ı rabbânî'ye yazdığı bir mektûbta şu hâllerini yazdı: "ne zaman bir kabre uğrasam, kabirdekinin hâli bildiriliyor. azâb veya sıkıntıda, yâhut nîmetler içinde olduğunu görüyorum. bâzan da kabri karanlık veya aydınlık görüyorum. bir büyüğün mezarının başına gidersem, cennet'te nîmetler içinde olduğu mâlûm oluyor. o azîzin bana merhamet ve lütuflarını müşâhede ediyorum. bâzan yüz çevirdikleri ve teveccüh etmedikleri de oluyor. uzun yalvarmalardan sonra, ne için böyle davrandıklarını soruyorum ve öğreniyorum."

   ramiz   18.11.2010 13:28
   #2237409
4.

bir gün anne ve babasının kabirlerini ziyârete gitmişti. abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra; "yâ rabbî, bu namazın sevâbını peygamber efendimize ve bütün peygamberlere (aleyhimüsselâtü vesselâm), hepsinin eshâbına, evliyâya ve onlara tâbi olan anne ve babanın rûhlarına ihsân eyle." dedi. duâsını bitirince, bütün kabirlerde olanların rûhları çekirgeler gibi ona koştular ve onları da bu duâya ortak etmesini istediler. her ne kadar, "ana ve babama çok sevâb verilmesini istiyorum." dedi ise de, fayda vermedi. yalvardılar ve geri gitmediler. gidip şeyh ebû neccârî'nin türbesine girdi. gördü ki, şeyhin türbesinin içine girmediler, dışarıda mahrûm kaldılar. "dönüşte hepinize fâtiha okuyacağım." diye söz verdi. çok sevindiler. büyük şeyhin türbesine döndü. şeyh kalktı ve hürmet etti, çok lütuf ve merhamet eyledi ve bu şehirde salgın hâlinde olan vebâdan sen zarar görmeyeceksin diye müjdeledi.

imâm-ı rabbânî buyurdular ki: "bizim büyüklerimiz kabirlerin keşfine îtibâr etmiyorlar. onların kabir ziyâretindeki usûlleri, kabrin hizâsında kendini bütün bağlardan kurtarıp, bütün himmetiyle kabrin sâhibine teveccüh ederek oturmaktır. bundan sonra kalblerine ne gelirse, kabirdekinin hâlinden bilirler. yabancıların sohbetinde de, o büyüklerin hâli böyledir. o gibi şeylere güvenmeyiniz. bu, kendini beğenmeye götürür. ucb, yâni kendini beğenmek ise, yol keser."

bir gece rüyâsında; büyük bir şehirde, yüksek bir sarayda, yüksek bir salonda imâm-ı rabbânî'nin huzûrunda oturduğunu gördü. dışardan birisi gelip ona; "hızır aleyhisselâm kapıda seni bekliyor." dedi. hazret-i imâm'dan izin işâreti geldi ve hemen kalktı, dışarı çıktı. hızır aleyhisselâmın genç bir insan sûretinde, güzel yüzlü, beyaz benizli, sakalı yeni çıkmış bir hâlde kapıda durduğunu gördü. selâm verdi. o çıkar çıkmaz, yürüdü. o da ardından gitti. o beldenin sokak ve yollarını dolaştı. gezerken; "efendim! allahü teâlânın size ihsân ettiği feyz ve bereketlerden bana ihsân ediniz." dedi. "sen öyle bir kimseden nisbet almışsın ki, sana ve âleme onun irşâdı yeter." diyerek, hazret-i imâm'ın büyüklüğüne işâret etti.

   ramiz   13.03.2013 14:50
   #2590305
 
reklamı kapat

yazdır