canakkale savasi

1.

su anda bulundugumuz ülke sınırları icerisinde özgür olmamızı saglayan savas...atalarımızın kanlarının son damlasına kadar bizim icin savastigi nice savastan daha savas...*

bu bir yolculuk degil, sehit olma rifleti
hayallerde hala o gidisin mehabeti...
yürüdüler bir koya az ileride son durak,
ne tasa ne keder her birisi şen şakrak...
<bkz: ne mutlu türküm diyene>

   esekherif   20.09.2006 18:38 ~ 18:41
   #48901
2.

dünyada ilk defa kara, deniz, hava savaşının bir arada yapıldığı savaştır.

   tribal enfeksiyon   01.12.2006 20:54
   #126956
3.

halk'ın inandığı zaman neler başarabildiğinin göstergesidir.

   lock   01.12.2006 21:05
   #126991
4.

her düşündüğümde tüylerimi diken diken eden bir var olma savaşı,bir dönemeç bir destan...ölmek için savaşanların destanı...

   aureliano   01.12.2006 21:38
   #127064
5.

dunyanın en kanlı iki savasından biridir(diğeri normandiya).

   uyurgezer   01.12.2006 22:18
   #127110
6.

yüzde yüz yaşanmış bir türk destanı.

   kumlucali   09.03.2007 14:19
   #255855
7.

bahriye nazırı churchill'in teklifleri ve ingiltere'nin ısrarıyla itilâf devletlerince girişilen harekâtın amacı, rusya ile doğrudan temasa geçmek, onlara silâh ve malzeme yardımı yapabilmekti. bu yolla, süveyş kanalı ve hint yolu üzerindeki türk baskısı da kaldırılmış olacak; savaşa katılmak istemeyen balkan devletleri, itilâf devletleri yanında yer almağa zorlanacaktı.

yapısı bakımından, savunmaya elverişli olan boğaz, türkler tarafından mayınlanmıştı. tabyalar, toprak ve taştandı. zırhlı veya betondan tabya yoktu; ayrıca birçok sahte mevzi yapılmıştı. savunma düzeni, dış, orta ve iç bölgeler olmak üzere üçe ayrılmıştı. bunların kumandası miralay cevdet bey'de idi. savaş ilânından birkaç gün sonra, 3 kasım 1914'te ingilizler, seddülbahir ve kumkale tabyalarını topa tuttular. 19 şubat 1915'te boğazın dış tabyaları tahrip edildi. ayrıca, karaya çıkarılan askerler, tahrip işini tamamladılar. bu harekâtta türkler, 19 top kaybetti. dış savunmanın düşmesi, bazı ülkelerde büyük yankılara yol açtı. bulgaristan, çekingen bir durum aldı. italya, itilâf devletlerine meyletti. yunanlıların istanbul'a girmelerini istemeyen ruslar, 40 bin kişilik yardımcı bir kuvvet göndermeyi teklif etiler. bunun üzerine ingilizler ve fransızlar, boğazları ruslara vermeyi vaat ettiler. bundan sonraki büyük taarruzun, marmara denizi'ne geçmek amacıyla, fransız ve ingiliz savaş gemileri tarafından, 18 mart 1915'te yapılması planlandı. orta savunma tabyaları, sürekli olarak bombardıman edildi. dış hatlara komandolar çıkarıldı. boğazdaki mayın tarama ve temizleme işi başarıyla yürütüldü. fakat 7-8 mart gecesi, yüzbaşı hakkı bey kumandasındaki nusret mayın gemisi, karanlık limana, sezdirmeden tekrar mayın döşedi. itilâf kuvvetlerinin 16 harp gemisi, 18 mart 1915'te boğaza girerek, tabyaları ateşe tuttular. gerek mayınlar ve gerekse bataryaların atışları ile itilâf kuvvetleri birçok gemi kaybederek geri çekildi.

18 mart hücumu, çanakkale'nin, karadan yardım görmedikçe geçilemeyeceğini gösterdi. bunun üzerine, ingiliz, fransız ve anzaklardan (avustralya, yeni zelanda ordusu) kurulan 70 000 kişilik kuvvet, 25 nisan 1915'te seddülbahir ve arıburnu bölgelerinde karaya çıkarıldı. düşman kuvvetleri, 109 harp ve 308 nakliye gemisi ve özel çıkarma araçlarıyla denizden desteklenmekteydi. bu çıkarmaya karşı savunma görevi, 5. orduya verildi.

ilk çıkarmalar seddülbahir, arıburnu ve kumkale'ye yapıldı. bazı yerlerde başarı kazanan düşman, kesin sonuca gidemedi. seddülbahir ve arıburnu'nu almayı başaramadı. binbaşı mahmud bey idaresindeki türk kuvvetleri, düşmanın içi bölgelere sızmasını engelledi. ilk çıkarma günü, 19. tümen kumandanı mustafa kemal bey (atatürk), 17. piyade alayını, conkbayırı'na vaktinde yetiştirerek, kocaçimen tepesinin düşman eline geçmesini önledi. düşman, 25 nisan 1915 harekâtında, büyük kayba karşılık küçük bir köprübaşı elde edebildi, orada tutundu. türk kuvvetleri, gecenin karanlığından faydalanarak düşmanı denize dökmek istediyse de, bu harekâtta yer alan arap askerlerinin başarısızlığı ve çıkarttıkları gürültü, buna imkân vermedi. öte yandan, 15 000 kişilik anzak kuvveti de karaya çıkarılmıştı. aynı günlerde düşman saros körfezi'ne, beşike limanı'na gösteriş çıkarmaları yaptı. sonraki günlerde de alçıtepe ve arıburnu'nda kocaçimen tepesini elde etmek için harekete geçti. fakat, 5. ordu kuvvetleri, büyük kayıplara rağmen, düşmanı püskürttü. bu arada yapılan seddülbahir, arıburnu ve deniz savaşları çok kanlı geçti. düşman, seddülbahir'e 26 nisan günü, top ateşiyle hücuma başlamıştı. 1 mayıs gecesi ve daha sonraki günlerde, 17 000 kişilik türk kuvveti karşı saldırıya geçti. fakat, bunda başarı kazanılamadı ve türkler, 16 000 kayıp verdiler. ingilizlerin kaybı, 14 000 kişiydi.

düşmanın ikinci hücumu, 6-8 mayıs arasında, alçıtepe'yi ele geçirmek oldu. birkaç kere siperlere giren fransızlar püskürtüldü. sadece birinci hat siperleri, düşman elinde kaldı. 26 nisan'da ve daha sonraki günlerde denizde savaşlar oldu. türklerin nurulbahir adlı gemisi battı. gülcemal vapuru yara aldı. buna karşılık, itilâf kuvvetlerinin goliath zırhlısı batırıldı.

14 mayıs'ta ingiliz harp komitesi, savaşa devam kararı aldı ve ingiliz kabinesinde bazı vekiller değiştirildi. 18 mayıs'a kadar nemli çarpışma olmadı. haziran ayında, kanlı siper muharebeleri yapıldı. 4 haziran'da 50 000 kişilik ingiliz ve fransız ordusu, 25 000 kişilik türk ordusu üzerine, top ateşi desteğinde taarruza geçti. taarruzda zırhlı araçlar da kullanıldı. bu hücum, çanakkale'deki en kanlı muharebe oldu. düşman, bazı türk siperlerine girdi. 9 temmuz'da seddülbahir kumandanlığına vehip paşa getirildi. biraz sonra kerevizdere savaşları başladı. çıkarmanın başlamasından 70. güne kadar türk ordusu, 100 000 kayıp verdi. her şeye rağmen düşman ilerlemeyi başaramadı, yeni bir çıkarma yapmaya karar verdi. amaç, anafartalar platosunu ve kocaçimen'i ele geçirmekti. taze kuvvetler, ağustos başında suvla kıyılarına, baskın halinde çıkarma yaptılar. bunun üzerine mustafa kemal'in emriyle 28. ve 41. alaylar, 10 ağustos'ta hücuma hazırlandı. kumandanın kısa bir konuşmasından sonra, süngü hücumu başladı. düşman, siperlerinde bastırıldı. türkler, şahinsırt'a kadar ilerledi. savaş sırasında, mustafa kemal'in göğsüne bir şarapnel parçası çarptı. düşman, mustafa kemal'in yönettiği bu harekâtla, ağır kayıplar vererek püskürtüldü.

1915 yılının sonbahar ayları, kanlı fakat sonuç alınamayan çarpışmalarla geçti. türk başkumandanlığı, 1. orduyu gelibolu'ya yolladı. böylece türk ordusu, 21 tümene çıktı. başlangıçta üç gün içinde çanakkale boğazını geçeceklerini sanarak giriştikleri savaşı bir an önce sonuçlandırmak isteyen itilâf devletleri, yeni kuvvetler sağlamağa çalıştılarsa da sonuç alamadılar. general charles monroe, çanakkale'nin boşaltılması gereğini belirten bir rapor verdi. bunun üzerine, 5 aralık tarihinde iki ingiliz tümeni, selânik'e gönderildi. kasım ayında başlayan yağmur ve kar fırtınası, siperlerde birçok askerin boğulmasına sebep oldu. bu felâkette düşmanın kaybı da çoktu.

limanda birçok küçük gemi battı. neticede çıkarma sahaları, düşman tarafından boşaltıldı. gizlice yapılan boşaltma harekâtı sonucu, ocak 1916'da gelibolu yarımadası tamamen bırakılmış oldu. bu arada bazı çarpışmalar da oldu. anafartalar ve arıburnu çekilmesi sırasında dikkati dağıtmak için, düşman, 19 aralık günü seddülbahir bölgesine saldırdı. buraya döşenmiş olan mayınlar, türklerin düşmanı takibine imkân vermedi.

çanakkale, ı. dünya savaşında türkiye'nin çarpıştığı on cepheden biriydi. türk kara ordusu, savaş araç ve gereçleri bakımından çok zayıftı. burada görev alan türk deniz kuvvetleri, 1911-1912 italyan ve 1912-1913 balkan savaşlarında yıpranmış durumdaydı. savaş sırasında türkiye, müttefiklerinden beklediği yardımı göremedi. sadece alman subayları, türk subayları yanında görev aldılar. avusturya'nın yardımı, iki bataryadan ibaret kaldı. beklenen silah ve malzeme yardımı sağlansaydı, sonuç çok daha farklı olabilirdi.

çanakkale savaşları, 8,5 ay sürdü. türk ordusunun karşı koymasıyla, çanakkale, ırak, filistin cephelerinde bir milyona yakın ingiliz ve fransız askeri, batıdaki ana cephelerinden uzak tutulmuş oldu. savaşlar, iki taraf için de büyük kayıplara sebep oldu. itilâf devletleri, çanakkale'ye önce 70 000 kişi göndermişlerdi. sonradan bu kuvvet 500 bin kişiye çıkarıldı. bunun 400 000'i ingiliz, 79 000'i fransız ordusundandı. ingilizlerin kaybı, 115 000'i ölü, yaralı, esir ve memleketine gönderilen, 90 000'i hasta olmak üzere 205 000 idi. fransızların kaybı 47 000'di. türklerde ise şehid, yaralı ve hasta sayısı, 252 300'ü buldu.

   viceroy   12.03.2007 21:27
   #260546
8.

türkler, çanakkale’yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir.

<bkz: churchill>

   viceroy   12.03.2007 21:31
   #260555
9.

aslında dedelerimiz memleketi kurtarmakla kalmamış dünyanın kaderini değiştirmiş.mekanları cennet olsun.

   diyalog   12.03.2007 21:39
   #260563
10.

bundan tam 92 yil once her bir satiri inancla,serefle,kanla dolu kahraman turk askerlerinin bizi bu gunlerdeki refaha tasidigi o onurlu gun.canakkale zaferi,kahraman turk mehmetcigi zaferi.turk milleti olarak o kadar boktan gunleri anip kutluyoruz ama gun bu gundur.bize bu vatan topraklarini emanet eden ay yildizli askerlerimizin vatan ugruna oldugu yil donumdur.bilmiyorum mehmetcik su an bir savas ciksa,mermiler havada sevisse ayni seref ve inancla yine bu millet savasir bir kac yalakalık icabi abd ve fransa gibi hegomanya kuran devletlere goz yumarmiydi ama bizi bu gunlere tasiyan adimizi altin harflerle turk milleti diye yazdiran kelimelerin asil oznesi sizlersiniz.ruhunuz sad olsun.

   akraba evliligi   18.03.2007 09:33
   #271380
11.

<bkz: 18 mart 1915>

   ugokhan   18.03.2007 09:36 ~ 09:37
   #271382
12.

mustafa kemal atatürkün askerlere hitaben "ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum." sözünün geçtiği ve kaderi hiç olmayacak şekilde değişsen savaş.

   merthan_t   18.03.2007 09:44
   #271387
13.

**
çanakkale savaşları şüphesiz ki 20.yüzyılın en kanlı savaşları arasındadır. bugün artık hepimiz bu klasik bilgiyi biliyoruz , peki orada nelerin , nasıl yaşandığını gerçekten biliyor muyuz?

her yıl savaşın olduğu bölgeye binlerce turist akın ediyor, çoğunluğu avustralya ve yeni zelanda ‘ dan gelen bu insanlar uluslaşma süreçlerinin başlangıcı kabul ettikleri bu savaşın yıldönümünü hem bir yas hem de bir gururla yad ediyorlar.
aslında durum biz türkler için de pek farklı değil. çanakkale türk uluslaşmasının da kaynak noktalarından biri.
peki biz neler yapıyoruz , orada şehit olan on binlerce insanımızın önemini üstünden 90 yıl geçmesinin ardından doğru algılayabiliyor muyuz? ne yazık ki bu soruya olumlu yanıt vermek zor. bugün çanakkale savaşları’nı araştıracak bir araştırmacının sadece türkçe belgelerle bir yere ulaşması olanaksıza yakın.
çanakkale deyince herkesin aklına bir destan gelir. evet bir destandır çanakkale ancak çok büyük eziyetlerle yazılmış bir destandır. bu yazıda biraz istatistiklerle ama daha fazla da oradaki yaşam koşullarını içine sağlık personelinin durumunu da katarak bir destanın yazılış hikayesini yansıtmaya çalışacağım.

öncelikle az çok herkesin bildiği kayıplarla başlayalım.

savaş bittiğinde anadolu’nun dört bir yanından gelen sayıları 200.000’i aşan insan uğruna savaştıkları topraklardan bir daha dönmemek üzere ayrılacaklardır. anadolu’nun o dönemdeki nüfusunun 10 milyon civarında olduğu düşünülürse bu kaybın tüm anadolu’yu nasıl etkilediğini kolayca görebiliriz.
öte yandan binlerce kilometre uzaktaki ülkelerinden ingilizler tarafından savaşmaları için buraya getirilen yüz binlerce anzak ve hint askeri için de büyük bir kıyım olacaktır çanakkale savaşı. ingilizlerin kaybı yaklaşık 115.000 kişi olarak görünür. ancak yaralanmalar ve hastalıklar nedeniyle terhis edilen 90.000 ingiliz askerinin de yaklaşık olarak yarısının eve dönüş yolunda öldükleri bilinmektedir. fransızların kaybı ise 47.000 civarındadır.
bu sayılar savaşta öldüğü tespit edilen , kimliği belirlenebilen veya belirlenemeyen insanlarla savaş sonrası izine rastlanamayan insan sayılarıdır.

doktorlar ve sağlık çalışanları

çatışmalar çok yoğundu. ingiliz generaller boğazı bir an önce geçmek istiyorlardı. bunun nedenini sanırım hepimiz tarih derslerinden hatırlıyoruz: osmanlı sorun olmaktan çıkmalı ve çarlık rusya’sı bolşeviklerden kurtarılmalıydı. bu yüzden ingilizler işi sıkı tutuyorlar ve var güçleriyle saldırıyorlardı. osmanlı askerleri de kısıtlı imkanlarıyla buna karşı koymaya çalışıyordu.
bir kaç saatlik çatışmalarda bile binlerce yaralı oluyor , bazen bu sayı 10.000’i buluyordu . bu yüzden yaraların sarılması başlı başına bir sorundu. özellikle türk tarafında doktor ve sağlık görevlisi eksiği sorun yaratıyordu. bu yüzden hafif yaralar hemen sarılıyor,ağır yaralılarla ise zaman elverdiğince uğraşılabiliyordu. bazen ağır yaralılar saatlerce müdahale edilemeden bırakılmak zorunda kalınıyordu. bazen de doktor geldiğinde artık yapılacak bir şeyin kalmadığını görüyor ve hastalar ölüme terk ediliyordu.ne yazık ki savaşın gerçeği bunu emrediyordu.
doktor ve sağlık görevlisi açısından imkanları daha geniş olan ingilizler bile bu durumdan şikayetçiydi. cesetler çoğu zaman kaldırılamıyor,yaraların üzerine sinekler toplanıyordu.
türk doktorları çoğu zaman doğru dürüst bir şey yemeden ,uykusuz ve yorgun bir halde görevlerini yapmaya çalışıyorlardı. sargı kuyrukları uzayıp gidiyor, pek çok insan henüz sıra kendilerine gelmeden can veriyordu.
peki böylesine zor koşullar içinde yüreklice çalışan bu doktorlar kimdi?

tıbbiyeli öğrenciler

evet, tıbbiye’li öğrenciler. savaş boyunca pek çok yetişmiş eğitimli genç çanakkale’de mücadele verdi. artan doktor ihtiyacını karşılamak için de tıbbiye’li öğrencilere bile ihtiyaç duyuldu. o dönemde darülfünun’un yani bugünkü istanbul üniversitesi’nin tıp fakültesi ile tıbbiye-i şahane yani askeri tıbbiye aynı binada eğitim veriyordu. öğrencilerin ve bazı genç yaştaki öğretim üyelerinin de silah altına alınmasıyla eğitime ara verildi. bu nedenle okul bir dönem mezun veremedi. okul 1916’da yeniden açıldı ve hem şehit olan doktorların eksiğini kapatmak hem de eğitime ara verilen bir senenin açığını kapatmak için 2 sene tatil vermeden eğitime devam etti.
sağlık bakanlığı’nın yaptığı çalışmalardan elde edilen verilere göre şehit tıbbiyeli sayısı 300 kişi civarındadır. hepsini saygıyla anıyoruz.

yorgunluk ve uykusuzluk

az önce doktorların yorgunluğundan bahsetmiştik. ama yorgun olanlar sadece doktorlar değildi. askerler ve komutanlar da bitkin bir haldeydi. mustafa kemal de yorgunluktan ve uykusuzluktan şikayetçiydi:
“...24 temmuzdan beri devam eden muharebe beni 3 gün 3 gece uykusuzluğa ve sürekli çalışmaya mecbur etmiştir. hasta bir halde idim. zaten 3-4 aydır arıburnu’nda devam eden kanlı çatışma beni o kadar yormuş, o kadar zayıf düşürmüştü ki bu son günlerin yorgunluğu olmasaydı da hasta denebilecek bir halde idim.”
yine mustafa kemal bir başka konuşmasında:
“...4 aydır o yerde yani ateş hattından 300 metre geride çürümüş ceset kokusu ile bozulmuş bir hava teneffüs etmekte idim .” diyor.
gerçekten de gelibolu’da önemli sorunlardan biri de buydu.

cesetler , kirlilik ve salgın hastalıklar

savaşın yapıldığı bölgede cesetler, açıkta bulunan çöpler, açık tuvaletler, yaraların üzerlerine ve yemeklere üşüşen milyonlarca sinek, haftalar boyunca duş alamamanın getirdiği kişisel temizlik sorunları özellikle de bit ortamı yaşanamaz hale getirmişti. böylesine kötü koşullar içerisinde salgın hastalıklar olağandı.
dizanteri ve ishal hemen hemen herkesi etkiliyordu.
özellikle dizanteri çok yaygın hale gelmişti. her gün yüzlerce asker dizanteri teşhisiyle cephe gerisine gönderiliyordu.
sıtma da türk tarafının en önemli sorunlardan biriydi. savaş boyunca 120.000 e yakın asker sıtmaya yakalanmıştı ve bunların yaklaşık 7.000 i bu sebepten ölmüştü. ilaç olanakları son derece kısıtlıydı.
türk askerleri savaştan önce tifo aşısı vuruldukları için tifo vakaları görülmekle beraber ölüm azdı. ingilizler ise tifo dolayısıyla binlerce askerini kaybetti. türkler esir aldıkları ingiliz askerlerine de tifo aşısı yaparak olası salgını önlemeye çalışıyorlardı.

yiyecek sorunu

beslenme ihtiyacının ordunun verdiği yemek ve ekmekle karşılanması imkansızdı. sorun anadolu’nun çeşitli yerlerinden gönderilen sebze ve meyvelerle çözülmeye çalışılıyordu. anzaklar yemek ihtiyaçlarını genellikle konserve yiyeceklerle karşılamaya çalışıyorlardı ancak sinekler onlar için de çok büyük bir sorundu. o ana kadar cesetlerin ve pisliklerin üzerinde bulunan sinekler konserveler açılır açılmaz kutulara hücum ediyordu. sağ kalanlar sineksiz bir yemeği ancak eve dönüşte gemilerde yiyebildiler.

1917 yılı yemek listesi

43-ncü alay 1nci p.tb. 1nci bölük *
1917 yılı yemek listesi
gün - sabah - öğlen akşam - ekmek
15 haziran - üzüm hoşafı -yok yağlı buğday çorbası -tam
26 haziran - yok- yok üzüm hoşafı tam
18 temmuz-üzüm hoşafı yok yok yarım
8 ağustos - yarım ekmek -yok şekersiz üzüm hoşafı-yok

not: 21 temmuz 1917’den itibaren başlayarak ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir çünkü un ve ekmek kalmamıştır.
anlayana...

su sorunu

su anzaklar için çok önemli ve sınırlı miktarda bulunan bir nimetti. suları mısır’dan geliyordu ve çoğu zaman içilmez halde oluyordu. bu yüzden karada ilerledikçe buldukları su kuyularını kullanılabilir hale getirmeye çalışıyorlardı. türk tarafı bu konuda daha avantajlıydı. su kaynakları daha fazlaydı. ancak onların da sineklerden,mikroplardan ve tozdan arınmış su içmeleri nerdeyse olanaksızdı.

dermatolojik sorunlar

özellikle bit, toz ve sıcak yüzünden dermatolojik sorunlar yaygındı. savaş boyunca çarpışan ingiliz ve fransız askerlerinin yarısına yakınında bu tür problemler görüldü.

ancak diğer sorunlar o kadar büyüktü ki askerler bu sorunu önemsemiyorlardı.

hava koşulları

yazın yakıcı güneş, kışın ise rüzgar doğanın savaşçılara gösterdiği acımasızlıklardı. kimi zaman şiddetli yağmurdan sonra gelen sert rüzgarlar askerleri donduruyordu. hindu ve avustralyalı askerler kar yağışına ne yazık ki ilk defa gelibolu’da şahit olacaklardı. bu şanslı olanlar için ilginç bir anı olabilirdi belki ama soğuğa alışkın olmayan bu insanlar don nedeniyle çok büyük acılar çekecek, kimi bacağını kaybederken kimi de sessizce ölecekti. türk askerler için de don büyük kayıplara mal oldu ancak yine de anadolu insanı soğuğa daha dayanıklıydı. ayrıca fırtına dolayısıyla, hasta taşıyan kızılay ve kızılhaç gemilerin kıyıya yanaşamamaları her iki tarafta binlerce insanın tedaviye bile başlanamadan can vermesine yol açtı..

askerlerin ruh hali


anzaklar bir yandan savaşıyor bir yandan da içinde bulundukları bu savaşı içten içe sorguluyorlardı. neden britanya’ya hizmet ediyorlardı ve neden içlerinde komutanları dışında ingiliz yok denecek kadar azdı? geride bıraktıklarına ne olmuştu? yukarıda saydığım kötü koşulları da göz önünde bulundurursak artık ölmek , savaşmaktan çok daha kolay hale gelmişti. anzaklar için intiharlar sıradan ve günlük olaylardı. bu ruh halini yaşayanların çoğu savaştan dönerken ingiliz olmadıklarını anlamıştı.
türkler vatanlarını savundukları için anzaklara kıyasla daha olumlu bir ruh haline sahiptiler. onlar da arkalarında bıraktıkları ailelerini ve yakınlarını düşünüyorlar, arada savaşın acımasız koşullarına dayanamayanlar intihar ediyordu.

savaşın sonuçları

bu destan hamasi nutuklar atmak için değil , vatanı kurtarmak için yazılmış bir destandır. yeni bir milletin doğuşunu simgeleyen ilk destandır, son da olmamıştır.*

ve bu savaş birtakım kanıtlanması imkansız efsanelerle değil; kanın, cesedin, pisliğin, bitin, tozun, açlığın ve çaresizliğin içine sonuna dek batmış yurdunu seven insanların bilek gücüyle kazanılmıştır...

ve savaşın soğuk yüzünü son kez olarak göstermek üzere istatistiklere dönelim: çanakkale savaşlarında hem türk tarafında hem de karşı tarafta yaklaşık olarak 200.000 ile 300.000’er arasında can kaybı olmuştur.ancak sayıların tam olarak çıkarılması artık mümkün değildir.ve anlattıklarım aslında fotoğrafın çok küçük bir bölümüdür. 1.dünya savaşı boyunca 14 milyona yakın insan öldü. savaşan askerlerin pek çoğu birer zayiat istatistiği haline geldi; yani öldü, yaralandı, esir düştü ya da savaştan sonra bir daha izine rastlanmadı. 2.850.000 askerle savaşa giren imparatorluğun 400.000 askeri öldü. zayiat ise 1.075.000 civarındaydı(%37.7). savaşta genel zayiat %50’leri aşarken örneğin avusturya-macaristan imparatorluğunun zayiatı %90’ları bulmuştu.

savaş iki tarafta da çok büyük kayıplara neden oldu. bunun yanında her iki tarafta savaşan askerler dönüş yolunda farklı insanlar olarak dönüyorlardı geride kalanların yanına.
anzaklar eve döndüklerinde ulus olduklarının bilincine varacaklardı. avustralyalılar ve yeni zelandalılar olarak ingiliz değiller, ingilizler gibi diğerleriyle eşit ve bağımsız birer ulustular. ingiltere’nin ülkeleri üzerindeki egemenliğini kıracaklar ve yeni bir yaşama adım atacaklardı.
savaş türklerin peşini bırakmayacaktı. ancak bu defa bambaşka bir heyecan içindeydiler. çanakkale savaşı’nın gerçek kahramanlarından mustafa kemal bağımsızlık ateşini yakacak ve türkler onun yanında dünya savaşının galiplerine ve kukla osmanlı hükümetine karşı verdikleri mücadele sonucu bağımsızlıklarına kavuşacaklardı...

kaynaklar

general limon von sanders - türkiye’de beş yıl

ilhan akşit - çanakkale şavaşları

dr. gen. kemal özbay - türk asker hekimliği tarihi ve asker hastaneleri

   olma digerleri gibi   18.03.2007 10:56 ~ 11:00
   #271452
14.

dedemin babası dedem çok küçükken çanakkale'de şehit düşmüş.mektubunda doğacak tüm torunlarının kulağına çanakkale geçilmez diye fısıldanmasını istemiş tabi bu vasiyrtten ben de nasibimi almışım bu yüzden midir bilinmez pek ağlamayan hemen hemen her olay karşısında gülmeyi başarabilen bir insan olmama rağmen çanakkale'den bahsedildiğinde hüzünlenir ve ağlamaya başlarım.
<bkz: çanakkale geçilmez>

   dejo   18.03.2007 11:07
   #271495
15.

şöyle bir günde bile bir sayfayı dolduramadığını görüp içimin sızlamasına neden olmuş başlık. ecdada saygıda kusur ettiğimizin bir göstergesi. ne diyelim allah hepimizi ıslah etsin...

   childmucur   18.03.2007 23:19 ~ 23.03.2008 17:31
   #272872
16.

almanyada bugün dernekce andigimiz ,almanlar "neyi kutluyorsunuz" diye sordugunda ,anlattigimiz ama sadece yaslilarin bildigi (65+) savas.

   yolwerin   18.03.2007 23:23
   #272881
17.

<bkz: bedir savaşı>'ından sonra destansı ikinci savaştır.çünkü gökten melekler inmiş ve askerlerimize yardım etmişlerdir.

   gardorop fuat   18.03.2007 23:25
   #272886
18.

bir kahramanlık destanı...

çanakkale savaşı, demir ve çeliğin, insan gücünü ve cesaretini yenemeyeceğini ve vatan sevgisini öldüremeyeceğini, yıldıramayacağını bütün dünyaya kanıtlamıştır. bu savaş, milletçe uyanışımızın gerçek başlangıcı olmuştur. mustafa kemal arıburnun'dan, anafartalar'dan, kocaçimen'in şahekasından bir güneş gibi doğmuştu. çanakkale'de feda edilen türk kanı, türk istiklâlinin ve cumhuriyeti'nin harcına karışmıştı

"ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir"
25 nisan 1915 / conkbayırı / mustafa kemal

   lavinia   30.05.2007 07:34 ~ 07:56
   #434316
19.

denizin rengini kırmızıya döndüren savaş.büyükanne'min 4 dayısının katılıp, hepsinin şehit olduğu savaş.anma töreni için gelen anzakları yan masada içerken görünce, hayatın ne kadar garip olduğunu düşünmeme sebep olmuştur ayrıca.anzakların torunları ve bizler aynı mekanlar da oturup içki içebiliyorsak, onlar neden genç yaşlarında birbirlerini öldürmek zorunda kalmışlardı."bizimkiler ülkelerini savundu, onların bu savaşta olmaması gerekirdi" diye düşünmek, kafamı daha çok karıştırdı.o zaman sizin kore savaşında ne işiniz vardı demezlermi?

   kabardey   15.08.2007 00:21
   #611199
20.

ne denebilir ki bu savaş için? kelimeler ne kadar yeterli olur? orası çanakkale, orası bir devrin battığı yer. orası bir vatan kalbinin attığı yer. orası istiklal uğruna, namus yolunda mehmetçiğin yattığı yer. orası türk milletinin en çok kayıp verdiği, hem yoklukla hem düşmanla savaştığı yer. orası, uğruna dökülen her göz yaşını son damlasına kadar hakeden şehitlerimizle dolu olan çanakkale. *
<bkz: dur yolcu>
<bkz: bir destandı çanakkale>

   yadigar ucanpehlivan   15.08.2007 00:27 ~ 00:35
   #611209

12 

 

sayfa

 / 2 

reklamı kapat

yazdır