celaleddin i devani

1.

islâm âlimlerinin ve velîlerin büyüklerinden. ismi muhammed bin es'ad es-sıddîkî ed-devânî, lakabı celâleddîn'dir. hazret-i ebû bekr-i sıddîk'ın neslinden olduğu için kendisine sıddîkî denildi. 1429 (h. 833) senesinde iran'ın kâzerûn şehrinin devân nahiyesinde doğdu. 1502 (h.908) senesi kâzerûn'da vefât etti.

   ramiz   17.10.2007 17:44
   #678553
2.

celâleddîn-i devânî ilk tahsilini kâzerûn'daki câmi-i mürşid'de hadîs ilmi okutan babası muhammed bin sa'düddîn'den yaptı. kendisinden sarf, nahiv, edebiyât, fıkıh, tefsir ilimlerini öğrendi. sonra şîrâz'a gidip hüseyin lârî, hasan bin bakkal, seyyid safiyyüddîn, abdurrahmân îcî, ebü'l-mecîd abdullah bin meymûn kırmânî, rükneddîn rûzbekânî, ömer şîrâzî ve muhyîddîn muhammedensârî köşknârî'den ilim öğrendi. devânî, yazmış olduğu enmûzec-ül-ulûm adlı küçük ansiklopedik eserinde hocalarının isimlerini bildirmiştir.

   ramiz   02.03.2009 15:36
   #1223911
3.

celâleddîn-i devânî, zamânının din ve fen ilimlerini tamamlayıp icâzet, diploma aldıktan sonra, karakoyunlu hükümdârı cihân şahın tebrîz'de yaptırdığı muzafferiyye medresesinde müderris oldu. sonraki yıllarda akkoyunlu hükümdârı meşhûr uzun hasan'ın ülkesine giden mevlânâ celâleddîn-i devânî, şîrâz şehrindeki medreset-ül-eytâmda müderris oldu. şîrâz'a yerleşti. burada ilim ve irfan âşıklarına fen ve din ilimlerini okutarak, çok talebe yetiştirip fevkalâde hürmet ve saygı gördü. şöhreti her yere yayıldı. kendi memleketinin halkı ondan ilim öğrendiği gibi, anadolu'dan, mâverâünnehr bölgesinden, horasan'dan nice ilim âşığı derslerine akın etti. celâleddîn-i devânî bir aralık tebrîz'e gitti. orada büyük âlim ve velî ibrâhim-i gülşenî hazretlerinin sohbetine devâm ederek, tasavvufta da yetişti. tesirli sözleri ve eserleriyle meşhûr oldu.

   ramiz   27.03.2009 09:58
   #1277308
4.

celâleddîn-i devânî çok konuşmanın zararlarını ve konuşma âdâbını şöyle anlatır:

"fazla konuşmamalıdır. zîrâ çok konuşmak; zihin hafifliği, akıl zayıflığının alâmetidir. kişinin heybetini kırar, îtibârını düşürür.

hazret-i âişe buyurur ki:

"hiçbir sözü boş olmayan resûlullah efendimiz, az, öz ve tâne tâne konuşurdu. bir mecliste konuşsa, mübârek ağzından çıkan kelimeler sayılmak istense, sayılabilirdi."

âlimler demişlerdir ki, lüzûmsuz çok konuşan bir kimseyi görürsen, bilki, aklı yoktur.

söyliyeceği sözü iyice düşünmeden dile getirmemeli, ağzından çıkarmamalıdır. hikmet sâhibleri; "önce düşün, sonra söyle." demişlerdir. ihtiyaç, lüzûm olmadan konuşmamalıdır.

konuşurken gülmemelidir. mecliste birisi konuşurken, sözünü kesip araya girmemelidir. bir kimsenin anlattığı bir şeyi bilse de, bildiğini belli etmeyip, o kimse sözünü tamamlamalıdır.

başkasına sorulan bir suâle cevap vermemelidir. onun da bulunduğu bir topluluğa sorulursa, başkalarından evvel davranıp, cevap vermede acele etmemelidir. bir kimse cevap verirken, kendisinin daha iyi bildiğini anlarsa, o kimsenin bitirmesine kadar beklemeli, sonra cevap vermeli ve kendinden önce konuşanı ayıplamamalıdır.

kendisine bir şey söylendiği zaman, söyliyenin sözü bitmeden, cevap vermeye başlamamalıdır. yanında olan mubâhase, konuşma ve tartışmalarda kendisi yoksa, yâni onu ilgilendirmiyor veya onun karışması istenmiyorsa, karışmamalıdır. ondan gizli konuşuyorlarsa, kulak vermemelidir.


lüzûmsuz hareketlerden kaçınmalıdır. meselâ sakalı ile saçı ile, diğer uzuvları veya elbisesi ile oynamamalıdır. parmağını burnuna veya ağzına sokmamalı, parmaklarını çıtırdatmamalı, esnememeli, gerinmemeli, tükrüğünü, balgamını, sümüğünü de, sesini başkalarının duyacağı şekilde atmamalı ve kıbleye doğru tükürmemeli, sümkürmemelidir. elini ve yüzünü eteğiyle, elbisenin kol ağzıyla, yeniyle silmemelidir.

bir meclise gidince, kendinden aşağı olanların veya yüksek olanların yerlerine oturmamalıdır. ama meclisin büyüğü o ise, istediği yerde oturabilir. anlamadan bu yerlerden birinde oturmuşsa, hâtırına geldiği zaman münâsib yere gitmelidir. orada boş yer yoksa, hiç sıkıntı ve derd etmeden geri dönmelidir.

insanların yanında uyumamalıdır. sırt üstü hiç yatmamalıdır. hele uyurken horlayan buna çok dikkat etmelidir. çünkü bu şekilde yatmak horlamayı arttırır. eğer bir mecliste, kalabalıkta uyku gelirse, mümkünse kalkıp gitmeli, değilse, bir hikâye, bir düşünce veya bir başka yolla def etmelidir. oradakiler hep uyuyorsa, ya onlara uyup uyumalı, yâhut kalkıp gitmelidir.

kısaca, öyle hareket etmelidir ki, kimse ondan nefret etmemeli ve ona acımamalıdır. yâni acınacak hâle düşmemelidir. bu âdetlerden biri ona ağır gelirse, bunları yapmadığı zaman doğacak zarar ve ayıplamanın, bunlara katlanmaktan ağır ve çirkin olduğunu aklından çıkarmamalıdır.

   ramiz   29.03.2011 18:49
   #2326801
 
reklamı kapat

yazdır