cumhurbaskanligi seciminden sonra parlamenter rejimin gelecegi ile ilgili endiselerin nedeni

1.

cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunda akp'nin tüm devlet kurumlarına hakim ve hepsinin üstünde bir konuma sahip olacağı durum sonucunda ortaya çıkan endişedir. konuyla ilgili zamanında bir forumda yayınlanan makalemi ufak değişikliklerle ekliyorum.
ancak tanımın özüne inmeden bazı kavramları biraz incelemek ve açıklamak gerekiyor. (devlet, egemenlik, yönetim şekilleri tanımlarının bilindiğini varsayıp en iyi devlet şeklinin halk egemenliğine dayalı parlamenter ve kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiş rejim olduğu önermesiyle yola çıktığımın bilinmesini isterim)
türkiye’de yasamanın tbmm’ni, yürütmenin cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulunu, yargınınsa bağımsız mahkemeleri ifade ettiğini belirterek bu kavramları irdelemeye başlıyorum.

ilk kavram parlamenter rejim:
parlamenter rejim meclis karşısında sorumlu bir kabinenin, görevinin gerektirdiği serbestlik içinde ülke siyasetini yönetmesi usulüdür.
bu bağlamda osmanlı devletinde 1876 kanuni esasi ile ortaya çıkan meclis kavramı padişahın meclis üzerindeki inanılmaz yetkileri nedeniyle osmanlının son dönemde parlamenter rejime geçtiğini göstermez. bunun yanında 1909’da kanuni esasi üzerinde yapılan değişikliklerle osmanlının da parlamenter rejimin ilk basamağına adım attığından bahsetmek olasıdır. ama o konunun ayrıntısına da girmek ana konuyu zarara uğratacağından doğrudan devam ediyorum.

burada sorulması gereken soru şudur “peki nedir bu parlamenter rejimi diğerlerinden ayıran faktör ve ülkemizdeki ilkeleri?”
parlamenter rejimde öncelikli ilke yasama-yürütme eşitliği veya dengesi ilkesidir.
meclis milli egemenliğe dayalı bir seçimle oluşmuştur. yürütme ise meclisin içinden çıkar. ancak burada hukuksal anlamda bir tehlike vardır. yürütme belli başlı konularda meclise hesap verme durumunda olduğundan meclisin memuru konumuna düşebilir. buna mukabil anayasa bunun gerçekleşmemesi için çeşitli tedbirler almıştır. türkiye’de bunun birinci güvencesi yürütmenin başı olan devlet başkanının yani cumhurbaşkanının meclisten ayrı ve kendi başına yaptığı işlerde yargı denetimine tabi olmamasıdır. ikinci güvence ise meclise karşı bazı yetkilerin yürütmenin başına yani cumhurbaşkanına verilmesi ancak meclisi denetlemesine de engel olunmasıdır <bkz: 1982 anayasası.>
parlamenter rejimin ikinci ilkesi yasama-yürütme arasında işbirliğidir.
yine anayasamız çeşitli tahditlerle bu işbirliğinin sağlanmasını öngörmüştür ama bu ayrıntılara boğmak istemiyorum sizleri.
parlamenter rejimin son ilkesi ise bu iki organa (yasama-yürütme) karşılıklı etkileşim imkanları vermesidir.
burada da fazla ayrıntıya girmemekle beraber meclisin bakanlar kuruluna güvenoyu ile bir etkileşim yetkisi, yürütmeninse meclise karşı bazı durumlarda c.başkanlığı vasıtasıyla meclisi feshetme yetkisi verdiğini söyleyebiliriz.

bu kabaca anlattığım ilkeleri cebimize koyalım çünkü az sonra lazım olacak.

şimdi biraz da kuvvetler ayrılığı ve dengesi rejiminin ülkemizdeki gelişimine bakalım.
1921 anayasası kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsememiştir. aksine kuvvetler birliği ilkesini benimsemiştir. yani yasama yürütme ve yargı tek elden meclisindir. tüm yetkilere haizdir. ancak bu anayasa zaten cumhuriyetin kuruluşuyla değişecektir.
1924 anayasası 1921’e benzer olarak kuvvetler birliğini benimsemiş ancak 1921’den farklı olarak yargıyı ayırmış meclise yasama ve yürütme yetkisini vermiştir. bu durum başta yukarıda bahsettiğim tehlikelerden biri olan yürütmenin meclisin içinden çıkan bir organı durumuna düşmesine sebep olmuştur. tek partili rejim hayattayken ciddi sorunlarla karşılaşılmamasına rağmen çok partili rejime geçildiğinde sorunlar başlamıştır. yasama ve yürütme ayrı organlar olmadığından ve yürütme yasamanın etkisi altında bulunduğundan 1950-1960 döneminde milleti temsil etmesi gereken tbmm. yürütme eliyle iktidardaki siyasi partinin grubu gibi hareket etmeye başlamıştır. 1961 anayasına kadar anayasa ile ilgili herhangi bir denetim olmadığından (anayasa mahkemesi) demokrat parti anayasayı dilediği gibi çiğnemekte bir sorunla karşılaşmamış, çıkardığı kanunlar ve yürütme eliyle uygulamalarıyla tbmm’ni bir siyasi parti grubu konumuna düşürmüştür. bunları yazdım ki o gün olanlar bugüne ışık tutup günümüzdeki yasama-yürütme dengesinin önemini aydınlatsın. (maksadım menderes'i kötülemek değil * çok partili siyasi rejimde erklerin tamamını elinde tutan siyasi partilerin bunu nasıl suistimal edebileceğini örneklemek.)
nihayetinde yürütme ve yasama organlarının tek elde oluşu ülkenin 1960 darbesine sürüklenmesine sebep olmuştur.
1961 anayasası ilk kez tüm kuvvetleri (yasama-yürütme-yargı) birbirinden ayırmıştır. ancak bu kez başka bazı sorunlar ortaya çıkmıştır. bu anayasada iki meclis vardır (şaşırmayın, ingiltere benzeri) biri tbmm, diğeri cumhuriyet senatosu. bu iki meclis birbiri üzerinde bazı yetkilere sahiptir ancak bazı konularda anlaşamamazlıklar nedeniyle yürütme felç olmuştur. buna ilk kez ortaya çıkan anayasa mahkemesi ve yargının idare üzerinde etkin denetimi de eklenince yürütmenin eli ayağı bağlanmıştır. çünkü yargı idarenin kendisini bugün ilgilendirmiyor gibi görünen birçok konusunda bile kesin kararlar verme yetkisine sahip olmuş, kendisi kanun koyucuymuş gibi hareket etmesine olanak sağlanmıştır. ne yazık ki bu tarihlerde yürütme en küçük kuvvet konumuna düşmüş, meclisler kendi aralarında ve yargıyla hilaflı durumlara gelmişlerdir. bu gelişmeler de başlı başına bir ders konusudur. ancak bu dönemde yasama-yürütme ve yargı organları halen eşit duruma gelmediğinden ülke bir türlü toparlanamamakta vatandaşın devlet olarak gördüğü yürütme mekanizması iş yapamaz konuma geldiğinden toplum teröre ve karışıklığa sürüklenmektedir. nitekim bu sebeple 1980 darbesi yeni bir anayasayla karşımıza çıkmıştır.

bu kadar ayrıntıyı 1982 anayasasını açıklarken yasama-yürütme ve yargı organlarının eşitliğinin bu anayasa için neden bu kadar önemli olduğunu izah etme adına yazdım.
çünkü 1982 anayasası bu dengeyi halihazırda bizzat yürütmenin başı cumhurbaşkanı’nın yetkilerini genişleterek sağlamıştır.

bu sayede de bu denge sağlanmış ve hali hazırdaki düzen devam etmektedir.
gelelim bu genişletilmiş yetkilere ve cumhurbaşkanlığının akp hükümetinin eline geçmesine neden bu kadar çok tepki verildiğine.
öncelikle bu tepkilerin asıl kaynağı demokrasiye güvensizlik değildir. demokrasiye güvenilmekte ancak akp hükümetinin demokrasiyi kullanım şekline güvenilmemektedir. çünkü akp hükümeti iktidarı süresince çok etkili bir şekilde yasama yetkisini, kısmen de bakanlar kurulundaki rahatlığı aracılığıyla yürütme eliyle kendi kontrolünde olmayan tüm devlet kurumlarıyla kavgalı hale gelmiştir. cumhurbaşkanlığının bu kavgacı zihniyetle ellerine geçmesi yasama dahil bir çok organda güce sahip olmaları fikri ülkenin türkiye’de 1950-60 döneminde yaşananlara yeniden sahne edileceği kaygısını ortaya koymaktadır. ve doğrusu akp elindeki mevcut oy çoğunluğunu kullanarak bu kaygılara karşı burnu havada tavrını sürdürmekte ve yangına körükle gitmektedir.
biraz daha açalım konuyu ve bakalım nedir bu cumhurbaşkanı’nın bazı * önemli yetkileri: *

yasama ile ilgili olanlar:
1. anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak. yani cumhurbaşkanı sanılanın aksine her yasayı değil sadece anayasa değişikliklerine ilişkin yasaları halkoyuna * sunabiliyor. (bu madde akp hükümetinin anayasayı istediği gibi değiştirebilecek olmasına olanak sağlıyor. yani cumhurbaşkanının meclis üzerindeki denetim mekanizmalarının birinin ortadan kalmasıyla eş anlamlı bir yerde)
2. kanunları yayımlamak veya tekrar görüşülmek üzere meclise göndermek yani veto etmek (görüldüğü üzere hali hazırda anayasayı değiştirecek bir çoğunluğa sahip akp hükümeti ilk maddeyle ilişkili olarak bu sayede cumhurbaşkanlığı engeline takılmadan anayasaya aykırı olmayan her kanunu değiştirebilecektir. bu yetki çok büyük bir yetkidir)
3. belirli şartlarda meclisi fesh etmek

yürütme ile ilgili olanlar:
1. başbakanın teklifiyle bakanlar kurulunu atamak ve görevlerine son vermek (sonuçlarını izaha gerek yok sanırım)
2. genelkurmay başkanını atamak (halihazırda silahlı kuvvetlerle çeşitli vesilelerle kavgalı akp hükümetinin cumhurbaşkanı önemli bir sıkıntıyı burada oluşturuyor. bugüne kadar yaş kararlarına bile şerh düşen akp hükümetinin, ordunun genelkurmay başkanlığı teamüllerini pek umursayacağını sanmak çok anlamsız )
3. milli güvenlik kuruluna başkanlık etmek (devletin üst düzey politikalarının belirlenme yetkisinin külliyen bir siyasi partinin eline geçmesi anlamına gelen bir konu. zaten askerle neredeyse hiçbir konuda anlaşamayan akp hükümeti milli güvenlik kurulunun bağlayıcı karar mekanizmasını da eline geçirmiş olacak)
4. devlet denetleme kuruluna inceleme yaptırtmak. (bu kez akp hükümeti eline ayrıca bir de sopa almış olacak)
5. yök üyelerini ve rektörleri seçmek (intikam zamanı gibi değil mi:))

yargı ile ilgili olanlar:
1. anayasa mahkemesi üyelerini seçmek, (hani anayasayı değiştirmelerine iptal davası açılırsa bu mahkemede görülecek bu davalar)
2. danıştay üyelerini dörtte birini seçmek (hatırlarsanız başbakanın ulemaya danışarak karar almasını tavsiye ettiği kurum)
3. yargıtay cumhuriyet başsavcısını ve vekilini seçmek
4. askeri yüksek idare mahkemesi ve askeri yargıtay üyelerini seçmek
5. hakimler ve savcılar yüksek kurulunu seçmek (yani hakimlerin atamasını yapan, görevle ilişik kesmesini, tayin-ceza durumlarını sağlayan kurum)
yani aşağı yukarı tüm yargı organlarının denetimi ve üyelerinin seçimi diyebiliriz.

yukarıda tarihçede tek tek yazılmıştır yasama-yürütme ve yargı erklerinin birbirine etkin olmasının sonuçları. şimdi ise 3 kuvvetin birden bir siyasi partinin eline geçmesinden söz ediyoruz. hele de bu parti icraatlarıyla ülkenin temel kurum ve kavramlarına yaklaşım tarzıyla rengini bu denli belli etmişken.
akp değil de bir başka parti bu konumda olsaydı şahsım adına bu üç gücün tek ele geçmesine yine karşı çıkardım ancak bu kez konu daha da ciddi.
demokrasiye inanmadığını başka hayaller peşinde koştuğunu düşündüğüm birey, şahıs ve zümrelere demokrasinin tüm gücünün verilmesini doğru bulmuyorum.

yapılması gereken cumhurbaşkanlığı seçiminden önce erken seçimin yapılması ve halkın desteğini alan bir meclisin cumhurbaşkanını seçmesidir.
<bkz: tehlikenin farkında mısınız>
saygılarımla.
yanessar

niye eksi oy verdiğini anlamadan seri eksi oy veren ipne için not: söylemek isterim ki bu yazı sadece akp'ye karşı yazılmamış özünde çok partili parlamenter rejimdeki tüm erklerin tek parti eline geçmesinin sakıncaları anlatılmıştır.<bkz: bil diye söylüyorum>

   yanessar   11.04.2007 12:31 ~ 25.05.2007 16:58
   #316911
 
reklamı kapat

yazdır