ebul abbas sebti

1.

evliyânın büyüklerinden. ismi ahmed olup, babasınınki câfer'dir. künyesi ebû abbâs olup, sebtî diye bilinir. 1130 (h.524) senesinde sebte'de doğup, 1204 (h.601) târihinde merrâkûş'ta vefât etti. merrâkûş'un dışında bir yere defnedildi. sebtî, muvahhidîn sultanlarından yâkub bin mensûr'un zamânında yaşadı. çok meşhûr idi. menkıbeleri herkesin arasında yayıldı. insanları, fakirlere ve muhtaçlara sadaka vermeye teşvîk ederdi. garîb bilgilerden olan ve hesâb ilmine benziyen "zâyırce" ilmi ona nisbet edilir. bu ilim, sehl bin abdullah'a da nisbet edilmiştir. şihâb el-mukrî, nefh-ut-tayyib ismindeki eserinde, onun hayâtını anlatmış, büyük âlimlerin onu övdüğünü, en büyük velîlik derecesinde bulunduğuna şehâdet ettiklerini bildirmiştir.

   ramiz   30.11.2007 19:31
   #748496
2.

ebû abbâs ahmed sebtî'nin yakınlarından olan ebû hasan senhâcî, ebû abbâs ahmed sebtî'den, başlangıcından sonuna kadar hâllerini anlatmasını isteyip, allahü teâlânın izni ile eşyâ üzerinde nasıl tesirli olduğunu, yaptığı duâların kabûl olma sebebinin, hâlinden şikâyette bulunanlara ve dileklerini elde etmek istiyenlere niçin sadaka vermesini ve îsâr sâhibi olmasını emrediyorsun? diye sorunca, ona şunları anlattı: "ben, insanlara sâdece faydalarına olan şeyleri tavsiye ediyorum. yirmi yaşında iken, kâdı iyâd'ın talebesi olan büyük âlim ebû abdullah fahhâr'ın yanında, ahkâmla ilgili kitapları okudum. yirmi yaşıma geldiğimde nahl sûresi 90'ıncı âyetine rastladım. bu âyet-i kerîme üzerinde düşündüm. kendi kendime; senden, adâlet ve ihsân sâhibi olman isteniyor, dedim. bu âyet-i kerîme üzerinde yine düşünmeğe devâm ettim. bundan sonra elime geçen az çok ne olursa olsun, üçte birini kendime bırakıp, geri kalan üçte ikisini allah rızâsı için fakirlere ve muhtaçlara sarfetmeye karar verdim. sonra allahü teâlânın ihsân makâmında olan bir kimseye, ilk önce farz kıldığı şeyin ne olduğunu araştırınca, bunun, nîmetine şükür olduğunu anladım.

   ramiz   29.01.2010 11:37
   #1899341
3.

ebû abbâs ahmed sebtî, bir gece ilim ile meşgûl olan talebelerin yanında bulunuyordu. derslerini müzâkere ettikleri için, fazla gürültü oluyordu. bu sırada bekçiler, talebelerin kaldığı evin kapısını çaldı. talebelerin hizmetleri ile uğraşan hizmetçi, onları karşıladı. bekçiler, hizmetçiye; "geceleyin gürültü yapanların cezâlandırılacağını bilmiyor musunuz?" dedi. sonra bekçilerden ikisi, sabah olunca oradaki talebeleri karakola götürmek için, medresenin kapısı önünde beklemeye başladı. hizmetçi, bu durumu talebelere haber verince, çok korktular. eğer götürürlerse, bizi mutlakâ öldürürler, diyorlardı. bu sırada orada hazır bulunan ebû abbâs gülüyor ve talebelerin endişe ettikleri husus için hiç aldırmıyordu. seher vakti bir müddet yalnız kaldıktan sonra, talebelere; "hiç korkmayın! ben, allahü teâlâdan sizi muhâfaza buyurması için duâ ettim. onlar size hiçbir şey yapamıyacaklar." dedi ve dediği gibi çıktı. bekçiler, bir şey yapmaya muvaffak olamadılar.

   ramiz   08.02.2010 15:26
   #1923017
 
reklamı kapat

yazdır