eski sevgilinin olmesi

1.

emre ölmüş. 25 yaşına bastıktan bir ay sonra.neden yaptı bile diyemiyorum. sonunda başardı.altı kez denemesine rağmen bir türlü becerememişti.ama bu kez başardı ve en kötü şekilde göçtü gitti.vücudu şişmiş, patlamış dedi tamer. ağzından kanlar gelmiş.belki de tesadüftü ölümü.çok iyi konuşmuşlar telefonda.gülüp eğlenmiş planlar yapmışlar beraber bir sonraki haftaya dair.ve kapatıp yattıklarının sabahında telefonla haberini vermişler tamere cesedini bulduk,son senle konuşmuş diye.bana akşama doğru haber verdiğinde beklenen bir son olmasına rağmen şok olmak nedir onu öğrendim.kelime anlamı dışında vücutla donmak nedir yaşadım.
yapıp yapıp beceremediği için oturup kendisiyle beraber dalga geçerdik.sanki bütün felsefeler yerle bir olmuş gibi.yemek,içmek,uyumak anlamsız bomboş.son konuşmamızdan bir önce 3-4 ay önce kadar söz vermişti bana.bir dahaki sefere haber verecekti ve beraber yapacaktık.ilk tanışma planlarımızda olduğu gibi.o benim korkaklığıma cesaret verecek ben de ona hazırlıkta yardım edecektim.gelsene bize dedim ardından bir yıl oldu biz buraya taşınalı gelmedin hiç.hali yoktu sen gel dedi.altında araban var atla gel işte dedim.sen gel bin taksiye,seni karşılarım dedi.kabul etmedim.gitmedim.lanet olsun bana.bana ve onu anlamayan herkese lanet olsun. bencilce bir düşünceyle şimdi yalnız gitti diye ona kızmaya ne hakkım var ki.

işin en boktan yanı hayatın devam ediyor oluşu. üstünde hiçbir hakkım olmayışı, son zamanlarda kopmuş görüşmüyor oluşumuz. benim aptalca takıntılarım, kof inançlarım yüzünden benden de uzaklaşmasına neden olmam. ölümünden iki gün önce aradım rizeyle ilgili bir şey soracaktım. rizeliydi. kullanım dışı çıktı. tameri arayıp yeni numarasını istemek geldi aklıma ama çekindim,utandım. bunu bilseydi yine çok kızardı bana.insanların kendi hakkında düşünceleri olacak diye yapacağı şeylerden vazgeçmez ve geçenlere de sinir olurdu çünkü o.
o ölmeden önce de tek olduğunu söyledim durdum bundan sonra da bin kat daha fazla devam edeceğim.söz verdiğinde bir kere döndüğünü gören var mı bilmem,beni bir kez bile sektirmemişti.ne çok emeği var üstümde bu çocuğun ya.bir de teşekkür edince kızardı. alçakgönüllülük olsun diye değil sevmediğinden.çok az şeyi sevdi zaten.kocaman yüzünde kocaman bir hüznü, burukluğu bir ben görürmüşüm ben söylermişim.uyuz oluyordu buna, söylememden rahatsız oluyordu ama bu yüzden seviyordu beni. kabullenmesi için ısrarla devam ediyordum ben de, yenmesi için. zayıflığı, ağlamayı kabullenmedi hiç. ve sanıyorum ki intiharı denediği anlar kendi ağlamasını engelleyemediği anlardı. başkasının ağlamasına da kıl olurdu zaten. çünkü en zayıf noktasıydı.bunu aşamadığı noktada daha da nefret etti o çok sevdiği yaşamdan. ben izledim onu günlerce, aylarca,gecelerce. kimse benim kadar uzun kalmadı belki de hayatında. bazı şeyleri konuşmanın gizliliğini bilirdim. sırrına dokunmanın onu daha da yıprattığını bilirdim. doktoru bile baş edemedi bu yanıyla. ikimiz de bildik, göz göze konuşup sustuk. ben mi abartıyorum bilmem ama bana sus derdi gözleriyle. sakın bu konuyu açma. ne konuşmak ne de duymak istemiyorum. ardından uzaklaşmaya başladı zaten benden. korkularına, hüznüne yaklaştıkça, dokundukça mı yoksa saçmaladığımı düşündüğü için mi bilmiyorum. oysaki hiçbir zaman adımız olmamıştı bizim. arkadaş, dost, sevgili. hiçbiri ve hepsiydi bizim paylaştığımız. biz beynimizi ve bedenlerimizi paylaştık sadece. ruhu araya kim soktu ben hala bilmiyorum. birbirimize aşık olabilseydik (ki ben onun istediği kadar güzel değildim o da benim istediğim kadar duygusal) belki daha değişik olurdu. bu denli anlayamazdık o zaman birbirimizi. ya da buna benzer bir duyguyu fark ettiğinde çekti kendini köşesine ve başka yalnız insanlara. kimse paylaşmasın istiyordu yalnızlığını. kimse elinden almasın. ve işte giderken de bana verdiği sözü ilk defa tutmadan yalnız gitti.

bir süre sonra bir adımız olmuştu bizim. arkadaş. arada bir konuşan, araya uzun aralıkların girdiği bir arkadaşlık. o da memnundu bundan ben de. birbirine içten bir şekilde hakaret edipte gülüşerek, sevişerek bunu konuşabilen kaç kişi var bu dünyada. es kaza biri birinin gönlünü kırdımı diğerinin hiç çaba göstermeden bunu telafi edebilmesi. sen imkansız bir mahlukatsın derdim ona, sen sanki çok normalsin derdi. hiç kimseye tarif edemezdim onla olan diyalogumu, anlamazlar mal mal bakarlardı. ardından ona benzeyen kaç kişi aradım aylarca bulamayacağımı bile bile. ama bir yerlerde var olduğunu bilmek yetiyordu yine de. ben gönlümü bir adama verip deliler gibi aşık olduğumda da o hala özeldi ve eşsizdi. bunu kime anlatabilirsin ki. onu küçük, korunmasız çocuğum gibi sevdim ben. o da beni benliğimle etrafında tek olduğum için. ve hayatlar aktı diğer yanlarımızdan ayrı düştük. alelade biri işte artık herkes için. kendi canına defalarca kıymaya kalkışacak bir hasta, korkak, sorumsuz. ve en büyüğü koca bir günahkar o herkes için.

hayat devam ediyor,kendini salma, zaten görüşmüyormuşsunuz, boşver iyi olmuş……. ne kadar boş ve çok bilmiş konuşuyor insanlar. ben de biliyorum hayatın devam ettiğini ve onun için en iyisinin bu olduğunu. hem ben hayatın devam etmesini onu tanımadan önce, o ölmeden önce de istemiyordum ki. bana en çok bundan kızardı ve ben de işte bu yanına özenirdim. ölmeyi istediğim zamanlarda şu kişi bu kişi çok üzülür, çok ağlar,yok efendim işte şu şu yüzden yapmış diye yalan yanlış konuşurlar diye az mı vazgeçtim ben. daha birkaç hafta önce gururum yerlerde sürüklenecek hale geldiğimde, sağdan soldan yardım dilenip kimilerince hor görüldüğümde ölmeyi denemedim mi? son anda aptalca vicdanım ve ödlek yüreğimden dolayı vazgeçmedim mi? şimdi gel de özenme, gel de sözünde durmadı diye kızma. bilerek veya bilmeyerek öldü işte emre. gidiş şekli değil sonuç önemli derdi ya zaten. sonuç her zaman arzuladığı gibi oldu sonunda. bilerek yada bilmeyerek öldü ne önemi var ki. acının, boşluğun ötesinde sinir bozucu nokta ise onun hasta olduğunu sanan insanların lafları. emre bunların hiçbirine takmaz güler geçerdi ama ben tahammül edemiyorum. ardından yorum yapanlara katlanamıyorum. bu çocuk hasta değildi. her insanda olduğu kadar bilinçaltı sorunları vardı. her insan kadar çocukluk psikolojisi vardı. ama çoğunda olmayan bir dünya görüşü vardı. kimbilir belki de seçim gecesi ölmüş olması bundan sebeptir. bu dünyanın ahmaklıklarının kalıcı olduğuna ve değişmesinin mümkün olamayacağına emindi zaten. bunu bir kez daha gözleriyle görünce eklendi “iç acılarının toplamına” ve “gidiyorum lan ben” dedi yine. ya da mutlu, plansız uzandı uyumak için ve ölüm yaptığı bir hatadan kendiliğinden geldi. o ilacı bilinçli mi içti yoksa ağrısı olduğundan mı? alkolün üstüne ilaçtan korkmazdı çünkü defalarca ilaçla ölmeyi denemiş olduğundan bana etki yapmıyor nasılsa diye düşünmüş olabilirdi. ben yine de ölümün geldiği o kısacık anda, bilincini henüz kaybetmeden önce üzülmediğini biliyorum. acı çekerek başlayan ve bilincinin yok olmaya başladığı ölüm anında canı yandığından bitsin artık demiştir. ölüm konusunda hem fikir olduğumuz şeylerden biriydi bu. acısız ölüm yöntemlerini araştırır bulduklarımızı heyecanla anlatırdık. sonucun kesinliğini tartışırdık. bir de bazen tartışma ciddileşirdi. onun sebebiyle benimki aynı olmadığından huysuzluk ederdi. sen derdinden kurtulmak için istiyorsun,bıktığın ve yıldığın için, ben yaşamayı boş bulduğumdan, gereksiz hevesler, heyecanlar peşinde aynı kısır döngüyü beğenmediğimden derdi. istediğiniz kadar hastaydı diyin. evden dışarı çıkmayı pek tercih etmeyişini, en büyük dünyası müziğini ve teknoloji bağımlılığını gösterin. bu onun huzur tercihiydi. salak mısınız siz?

inancı olsaydı yaşamak için amacı olurdu demeyin. 90 yaşına kadar yaşayan binlerce ateist var. ve 20li yaşlarda ölüme koşan milyonlarca müslüman, hıristiyan falan. madem çok biliyorsunuz söyleyin bakalım yaşama hakkını seçim hakkını vermiyor mu allah? kulla arasına girmek günah değil mi? girmeyin kardeşim o zaman. yok cehenneme gidecek, yok namazını kılmasınlar. tanıdığım onlarca dindardan bin kat daha temizdi bu adam. ve keşke kılmasalar. biliyordu öldüğünde bunu yapacaklarını banane ben gitmişim kim ne bok yerse yesin derdi.ama bizimkileri engelleyecek güçte biri de olsa fena olmaz hani diye eklerdi.
ölümü bu denli rahat konuşabildiğim, beni tanıdığında (ki ilk tanışma şeklimiz intihar kelamları doğrultusundaydı ve arkadaşlığımız başlamıştı) yargılamayan tek adamdı. saçmalama demeyen, hor görmeyen, günahlardan bahsetmeyen, gerçekçi yaklaşıp adam gibi cümleler kurup söyleyebilen tek canlıydı. belki de bu yüzden çok sevdim onu. dedim ya birbirimize aşık olabilseydik belki de daha o günlerde elele gidiverirdik bu dünyadan.ben her ne kadar yıllardır içimde yaşasam da ölümü bedenime geçiremeyecek kadar korkağım. ve ömrüm kendiliğinden sonlanacağı güne kadar beni onun kadar anlayacak ve yargılamayacak, onun yaptığı gibi benim gibi düşünebilecek kimse olmayacak hayatımda artık. son zamanlar görüşemiyor olsak da benim gibi düşünüp beni anlayan, kızmayan birinin varlığı bilmek yetiyormuş bana. en son sözlük yaş zirvesinde telefonla konuşmuş ve daha önce planlaşmadığımız için hayıflanmıştık karşılıklı. +1 kaydı bittiği için de geç kalmıştık. çaylak olarak kalıp yazar olabilecek 10 tane başlık doldurmaya sabredememişti. o akşam tamerle çapkınlığa gideceklerdi onlar da bu plansızlık yüzünden. offf offfffff. şimdi bencilce bir acı çekiyorum tamamen yalnız kaldığımı düşünmekten dolayı.

zaten çok kişilikli olan bozuk karakterim iyice bölünmüş durumda. bir yanım hadi kızım sen de diyor öbürü sorumluluğun var, acı çekecekler var ardında otur diyor. başka bir tanesi son demine kadar acılarını çek yavaş yavaş öldür kendini boş bırakarak deyip yerken, içerken, uyurken, konuşurken,başka konular dikkati dağıttığında farkına varınca suçluluk hissederken mahvoluyor. bambaşka bir tanesi her şeyi gözden geçirip yeni bir sayfa aç kendine saçmalığını zırvalıyor. madem ben de ölebilmek istiyorum öyleyse bunu yapabilecek güce sahip olabilmem için yapabilenler gibi olmalıyım. şunca yazdığım satırlar en altlara inince zaten kendi bencilliğimden değil mi? öyleyse bu var olan ışığı yüzeye çıkartabilmem gerekiyor. her şey menfaat değil mi bu dünyada? emreyle bile olumlu manada da olsa menfaat vardı aramızda. o beni tamamıyla anlayabildiği için hayatımdaydı o zamanlar ben de onu yargılamadığım, egolarını ve libidosunu tatmin edebildiğim için. sonra kopmaca başladı işte. her neyse eee geriye ne kalıyor ki zaten. sadece bir yudum cesaret yeterli bana. önce şu evdeki sorumluluğumdan kurtulmak zorundayım. bunu yapmayı bıraktığımda problem etmekten, üzülmekten kurtulmak zorundayım, vicdanımı ne kadar çabuk saf dışı bırakırsam o kadar iyidir benim için. bencilliğimi had safhaya çıkarabildiğimde, ardımdakiler umurumda olmadığından gerisi yağ gibi akacak. yani emrenin bilerek yada bilmeyerek ölmesiyle bir alakası olmayacak benim gidişimin. oysaki herkes böyle sanacak. ben bu sanmaları takmamayı öğrenmiş olduğumdan o zaman şak diye gideceğim.

   biberiye   03.04.2009 23:12
   #1295628
2.

aslında gayet neşeli bir olaydır.

şimdi eksi basmadan bir okuyun.

yahu eski sevgili işte adı üzerinde. yeni değil ki?... bir çıkarın da yok, sana bir yararı da yok. var mı?... eee?

neşeli olması olayı da şu, artık yeni sevgilin onu kıskanıp sana çemkiremeyecek.

hiç bu açıdan düşünmemiştiniz değil mi?

   pecorindenenadam   05.05.2011 17:47
   #2350003
 
reklamı kapat

yazdır