farabi

1.

874-950 yılları arasında yaşıyan felsefenin müslümanlar arasında tanınmasında ve benimsenmesinde büyük görevler yapmış olan türk filozofu ve siyasetbilimcisidir, fizik konusunda dikkatleri çeken en önemli çalışması, boşluk üzerine adını verdiği makalesidir.fârâbî'nin bu yapıtı incelendiğinde, diğer aristotelesçiler gibi, boşluğu kabul etmediği anlaşılmaktadır. fârâbî'ye göre, eğer bir tas, içi su dolu olan bir kaba, ağzı aşağıya gelecek biçimde batırılacak olursa, tasın içine hiç su girmediği görülür; çünkü hava bir cisimdir ve kabın tamamını doldurduğundan suyun içeri girmesini engellemektedir. buna karşılık eğer, bir şişe ağzından bir miktar hava emildikten sonra suya batırılacak olursa, suyun şişenin içinde yükseldiği görülür. öyleyse doğada boşluk yoktur.

   hs0   25.12.2006 18:41
   #155861
2.

ankara üniversitesi, dil-tarih ve coğrafya fakültesindeki konferans salonun ve civarının adı. soğuk kış günlerinde öğrencilerin sığınabileceği yegane mekanlardan biri. şu an tadilattadır.

   painseeker   25.12.2006 22:22
   #156278
3.

eflatun da denir

   mavera   15.04.2007 18:35
   #325989
4.

ilk müslüman filozof. asıl adı; muhammed bin tahran bin uzlug' dur.

platonun felsefe düşüncesini devam ettirmiş ve islam dini çerçevesinde geliştirmiştir. aristotales’ in ortaya attığı, madde ve suret kavramını hiçbir değişiklik yapmadan benimsemiştir.

farabi de bir çok felsefeci gibi kendisi de üyopya geliştirmiştir. ve ütopyasının ana temelini ''faal akıl''* oluşturur.

farabi toplumlar üzerinde de çalışmış ve toplumları erdemli ve cahil toplumlar olarak ikiye ayırmıştır.

   darkleon   22.01.2008 15:08 ~ 15:17
   #827818
5.

<bkz: muallim i sani>

   nickyforenko   22.01.2008 15:09
   #827820
6.

fikirlerinden dolayı islam dünyasında küfrle itham edilmiş feylesof. imam-ı gazzalinin islam dunyasına fikirlerinin hakim olmasıyla farabi ve benzerlerinin açtığı çığır da sekteye uğramıştır.

   okuze bakan tren   22.01.2008 15:14
   #827829
7.

ünlü türk düşünür. yaşam öyküsü şöyledir:

870 yılında türkistan'da siderya (seyhun) nehri ile aris'in birleştiği yerde kurulmuş eski bir yerleşim merkezi olan farab'da (otrar'da) doğdu. babası, mehmed adında bir kale komutanı idi. hayatı hakkında sağlam ve ayrıntılı bilgi pek yoktur. zaten filozof, bilgin ve sanatkâr olarak, yaşadığı yıllarda bugün tanındığı kadar tanınmamıştı. hakkında bilgi veren kaynaklar kendisinden 150-200 yıl sonra yazıldığı için, güvenilir olmaktan uzaktır. efsanelerle süslenerek anlatılan bır ilim ve sanat adamıdır .ebu nasrı farabi, arısto'' nun bütün eserlerini açıkladığı ve incelediği için ustad-ı sani, hâce-i sani, muallim-i sani gibi sıfatlar almıştır .bunlardan başka ebu nasri farabi-i türki, hakim farabi gibi isimlerle de anılır. asıl adı ebu nasr muhammed bin muhammed bin turhan bin uzlug'dır. batı kaynaklarında adı ''alpharbius ya da alphartabi'' olarak geçer .


ilk öğrenimini doğduğu yerde yaptı. gençliğinde türkistan'dan göç ederek bir süre ıran'da dolaştı. daha sonra o zamanın ilim ve sanat merkezi olan bağdat'a gelerek yüksek öğrenimini burada tamamladı. böylece anadili olan türkçe' den başka farsça ve arapça'yı hristiyan hocalardan ilim dili olan latince ve eski yunanca'yı öğrendi. çağının ünlü bilginlerinden ebu bişr bin yunus'tan mantık, ebu bekr ıbn el sarrac'dan dilbilgisi dersleri aldı. bundan sonra harran üniversitesi'ne giderek felsefe çalışmaları yaptı ve burada yuhna bin haylan'dan mantık bilgisini ilerletti. aristo üzerindeki çalışmalarını burada yaptı. bağdat'a döndükten bir süre sonra mısır'a gitti. 941 yılında mısır'dan halep'e gelerek emir seyfüddevıe hemedani'nin sarayında bulundu. zamanının devlet adamlarından saygı gördü. mütevazi bir hayat süren farabi, emir'in teklif ettiği yüksek maaşı kabu1 etmeyerek, ''dört dirhem''lik küçük bir ücretle yaşamayı yeğledi.mısır' da kaldıpı sürece türk kıyafeti ile dolaşır ce türkçe konuşurmuş.


eski yunanlı. filozof ve ilim adamlarının eserlerinin arabça'ya çevrilerek öğrenilmesi farabi ile başlamıştır denebilir.önce abbasiler , sonra endülüs medeniyeti içinde yetişen islâm bilginleri bunları batı'ya tanıtmıştır .orta çağ avrupası bu filozofu arab dilinden, özellikle kurtuba'lı ibn-i rüşd' den öğrendi. batılı bilginler ıbn-i rüşd'ü öğrenmek isterken farabi'yi okumak zorunda kaldılar.

farabi'nin eserlerinin yüzyıllarca avrupa'da tanınmasının nedeni budur.bütün orta çağ boyunca avrupa'da böylesine tanınan, hattâ xx. yüzyılda bile hakkında araştırmalar yapılan, eserleri yayınlanan farabi, 950 yılında şam'da öldü ve babüssagir'e gömüldü. cenaze namazını emir seyfüddevle'nin kıldırdığını çeşitli kaynaklar belirtiyor .farabi'yi bir kaç yönden incelemek gerekir.

filozof farabi

hekim ve"hakim (doktor ve filozof) olmasına rağmen, onun bütün sıfatları felsefe ile ilgili yönü için kullanılır .felsefeyi öğrendikten sonra, görüşlerini aristo felsefesi doğrultusunda geliştirdi ve bunları bir temele oturtarak kendine özgü bir okul kurdu; olgun eserler yazmaya koyuldu. psikoloji, metafizik, mantık, zekâ, madde, zaman, vahdet, boşluk, mesafe ve sayı gibi kavramlarla ilgili görüşler ileri sürdü. ıyi bir matematikçi oluşu ile de ünlüdür .


felsefeye mantık yolundan girerek metafizik üzerinde durdu. din ile felsefenin ayrılmaz bir bütün olduğunu gördükten sonra islâm felsefesinin kurucusu oldu. farabi'ye göre din ile felsefe arasındaki uyuşmazlık temelde değil, dışta kalan yorumlarla düşüncelerin değerlendirilmesindeki farklılıktan ileri gelir .böylece mantık ve kavramcılığı geliştirdiğinden, bu etki ile kelâm gibi ıslami ilim dalları kanıtlarını mantıktan almaya başlamıştır. bu yoldan hareket eden farabi, o zamanki ilim dallarını ikiye ayırır. ona göre mantık, metafizik gibi ilimler nazari(teorik), ahlâk, siyaset(politika), matematik, musiki ise ameli yâni pratik ilimdir .
eserlerinin sayısı yetmişe yaklaşır. yazılarını tenha yerlerde, su kıyılarında, ağaç altında yazdığı, eserıerindeki boşlukların, defterlere yazmayıp kâğıtlara not etmesinden, daha sonra bunların bir bölümünün kaybolmasından ileri geldiği söylenir. en tanınmış alanları ed-talimü's-sani ile ihsanü'ı-ulûm'dur. sonuncu su doğu dünyasında yazılmış ilk ansiklopedik eserdir.

mıjsikîşinas farabi

mûsikîdeki önemi, doğu mûsikîsinin nazariyatı ile ilgili, kindî'den sonra ilk önemli eseri yazmış olmasın dandır. mûsikînin sanat yönünü iyi bildiği, bazı mûsikî âletlerini çaldığı ve icad ettiği söylenirse de, eserlerin de ve hakkında bilgi veren kitoplarda bu konu ile ilgili geniş bilgi yoktur. mûsikî ile astroloji arasındaki ilgiyi reddetmiş ve kindî'nin kurup geli;tirdiği okulun ilerlemesine katkıda bulunmuştur. kitabü'ı-mûsikîü'ı-kebîr (bü yük mûsikî kitabı) adındaki eseri biri sekiz, diğeri dört bölümden oluşmuştur. birinci bölümde mûsikî teori lerini anlattıktan sonra, ikinci bölümde kendisinden önceki mûsikîşinasların ileri sürmüş oldukları fikirleri eleştirir. ayrıca iran mûsikîsi ve sazlarından söz ettikten sonra, mûsikî öğrenimi ile ilgili fikirler ileri sürer. bu ve eı methal fi'ı-mûsikî adındaki kitapları aristo ile eski anadolu filozofları, özellikle pythagoras'ın görüşle rini yansıtır. ihsanü'ı-uliım adındaki eserinde ise mûsikînin hangi ilim ve sanat dalına bağlı olduğuna değin miştir. farabî'nin mûsiki ile ilgili görüşlerine etken olan şu iki konudan söz etmek gerekecektir:

i.ö. vı. yüzyılda sisam adasında doğan pythagoras, eski çağın en önemli matematikçisi, fizikçisi ve filozofudur. seste ahengin(uyum'un) değerinin tellerin boyu ile orantılı olduğunu ortaya koymuş ve ses fiziğini incelemiştir. bugün "pyıhagoras gamı" denen bu sistem, bir oktav aralığına bir "doğal beşliler"dizisini meydana getiren sesler yerleştirilerek elde edilir. pratikte kullanılmaya elverişli değilse de bir çok telli saz buna göre akord edilir; "kemancılar gamı" da denir. bu gam'ın üstün yanı yapısı itibariyle bütün "do ğal beşliler"i vermesidir. "doğal dörtlü"ler bir oktav i5inde, "doğal beşliler"in tamamlayıcısı olduğundan, "doğal dörtlüler"i de verir. bu konuyu inceleyen farabî, mûsikînin müsbet yönünü ele almış ve tenkitçi bir bakışla, tam bir "pythagoras"çı olarak görüşlerini açıklamıştır. arabça olarak yazmış olduğu mûsikî kitabı, bir sanat kitabı olmaktan çok "akustik" konularla ilgilidir.

arab mûsikîsi ile ilgili ilk kaynaklara, hicret'in ıı. yüzyılından sonra rastlanı~. şairlerin rebab'a benze yen tek telli bir saz çalarak şiir okudukları biliniyor. bu yüzyıldan başlayarak arab mûsikîsi'nin geliştiğini, perde sistemlerinin tek oktavdan çıkarak gelişmeğe bağladığını görürüz. oysa bu yüzyıllarda doğu'dan ge lerek iran ve suriye'de yaygınlık kazanmış, zamanına göre gelişmiş bir mûsikî vardı. işte bu mûsikî arab mûsikîsi'ni etkilemiş, özellikle ritm teşekkülüne yardımcı olmuştur. îsa bin abdullah, ibn musaccah gibi ustalar, müslim ibn muhriz ve bu kişinin çıraklarından yararlanmışlardır. abbasiler'den himaye gören ıbrahim el mosilî, oğlu ishak gibi sanatkârların etkisi ile mûsikî merkezi âdeta şam'dan bağdat'a taşınmıştır. bu sûretle mûsikîye horasan'ın etkisi egemen olmuştur. farabî'nin mûsikî hakkındaki görüşlerini yazması bu döne me rastlar. kitabı en eski arabca mûsikî eseri olmasına rağmen, işlenen konunun arab mûsikîsi ile ilişkisi yoktur.

farabî hakkında pek çok eser bilgi verir. bunların bir bölümü, yukarıda da belirttiğimiz gibi, efsaneler le karışık, inanılması güç bilgilerdir. ıbn ebi usaybia "tabakatü'ı-etıbbâ" adındaki eserde "bir saz icad etmiştir; mûsikînin amelî ve nazarî yönlerini iyi bilirdi" diyor. tezkeretü'ı-hükûm-u fi-tabakatü'ı-ümen'de şöyle bir bölüm var : "emir seyfüddevle-i hemedanî'nin saz sanatkârları bir süre çalıp söylediler. mecliste bulunan farabî daha sonra cebinden tahta parçaları çıkartarak birbirine ekledi ve çalmaya başladı. orada bulunanlar önce güldüler. sonra sazın yapısını değiştirerek çaldı, herkes ağladı. en sonunda herkesi uyutarak sessizce meclisi terk etti," buna benzeyen başka hikâyeler de vardır.

hekimbaşı gevrekzâde hâfız hasan bin ahmed(amed), "emrâz-ı ruhiye-i nagâmat-ı mûsikîye" adın daki risalesinde farabî'nin bir çok ilim dalında olduğu gibi mûsikînin de tıpta kullanıldığını, hoca nasırî tusî, hoca abdülmümin sofî ve safiyüddin'den önce yeni yöntemler ileri sürdüğünü yazar. şeyhülis lâm esad efendi, lehcetü'ı-lügat'inde farabî'yi metheder. ayrıca bir çok eserde kemaleddin, ebû ali bin sina gibi ustalarla mısır'da toplanarak o günkü sistemleri gözden geçirdikle~inden söz eder bu toplantılar da 24 terkibin 48'e çıkartıldığına değinilir.

bir başka eserde farabî'den naklen şu bilgiler veriliyor: bu bilgilere göre farabî, ezan mûsikîsi ne de yer vermiş ve vakitlere göre okunacak ezanın makamlarını şöyle anlatmış: sabahleyin rehavi, subh-ı sadık'ta hüseyni, güneşin iki rehm yükseldiği zaman rast, vakd-i hüda'da bûselik, nısf-ı neharda zengûle,vakd-i huzûrda uşşak, vakd-i gurup'tn ısfahnn, akşam naımazındc neva, yatsı namazında büzürg, vakd-i nevmde zirefkand makamı.

ud ve kanun'un farabî tarafından icad edildiği ileri sürülmekle birlikte, doğruluğunu kanıtlayacck bir belge yoktur. belki de ud üzerinde yeni düzenlemeler yapmıştır; çünkü, ud hakkında kindî farabî'den önce bilgi vermiştir. nitekim, prof.dr. ahmed süheyl ünver bu konu ile ilgili bir belgeden söz ediyor. yazar bu belgeyi ismnil saib efendi'den aldığını belirterek başka kaynak göstermiyor. xııı. yüzyıldan kalan bu belgede, "iste farabî'nin son icadı olan ud; musullu ibrahim, ibn muid, musullu ishak'ın tellerini yerine koyarak farsça sözlerle islah ettikleri ud ül-müsemmen budur" dendikten sonro şekli akordu ve perdeleri hakkında bilgi veriliyor. günümüze farabî'den mûsikî eseri gelmemiştir. ona izafe edilen bazı eserlerin aslı olmasa gerektir.

ibni sina kadar olmamakla birlikte, tıp ilmi ile de uğraşmış, eserlerinde bu konuya yer vermiş, felsefe kadar ileri götürememiş ve tedavi yöntemleri ile uğraşmamıştır.

kaynak: türk musukisi

   bir fincan buzlu cay   27.12.2008 15:33
   #1137293
8.

ikinci öğretmen olarak tanınır.

   raindrop   25.05.2009 17:16
   #1404574
9.

trabzonda bir devlet hastanesinin adıdır aynı zamanda

   enou   25.05.2009 17:24
   #1404612
10.

<bkz: el medine el fazıla>

   gisele   25.05.2009 19:05
   #1404859
11.

ankara çankaya'da yer alan ve cinnah caddesini dikine kesen bri sokağın adı. eskiden buralarda elit kesim otururdu. çayyolu ve çankaya'nın diğer mahalleleri peydah olunca buraları terk eden aileler yerlerini işyerlerine bıraktı. çok eskiden bir kaç güzel bar vardı.

   yenitara   21.11.2011 00:26
   #2456329
12.

''bütün devletlerin üstünde en olgun devlet; milli devletleri içine alan, bütün yeryüzündeki insanları kapsayan teşkilat.'' sözüyle yaşamından 1000 yıl sonra kurulan ''birleşmiş milletler'' idealini öne sürmüş kişi.

   cognitive   18.12.2011 23:34
   #2463721
 
reklamı kapat

yazdır