felatun bey ile rakim efendi

1.

ahmet mithat efendi'nin 1875 yılında yazdığı romandır. tanzimatı takiben ortaya çıkan ilk türk romanlarının ana teması "yanlış batılılaşma" üzerine kurulmuştur.

romanın kahramanlarından felatun bey ile rakım efendi aynı yaşlarda, aynı derecede eğitim görmüş yakın iki arkadaşdır.

felatun bey isminden dolayı kendini çok bilgili, kültürlü biri olarak görür. çevresine böyle görünmeye çalışır. hararetli bir kitap toplayıcısıdır. yeni çıkan ilmi eserlerin hepsini, üzerine adının ilk harflerini yazdırmak suretiyle, ciltlettirip, getirterek, kitaplığına koyar. fakat, o aldığı kitapları hiçbir zaman açıp okumaz.

kendileri büyük bir devlet dairesinde çalışmakla birlikte, buraya pek uğramayıp, her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel fransız kadınlarıyla, çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken, kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.

rakım efendi ise tam tersi, ağırbaşlı, çalışkan, vaktini boşa harcamayan biridir. onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır.

rakım efendi de gezip eğlenmeyi, çalgılı alemleri sevmektedir ama, ona göre her şeyin bir ölçüsü vardır.

rakım efendi, fransızca, arapça ve farsçayı anadili gibi bilmektedir. onun bu özelliği, asmalımescit semtinde oturan ingiliz ailenin dikkatini çeker ve evin kızlarının babası bay ziklas, rakım efendi'den, kızlarına ders vermesini ister. ingiliz kızlarına ders vermeye başlayan rakım efendi, bu kızlardan birinin kendisine aşık olduğunun farkında değildir. kendisi de, ev işlerine yardım etmesi için alınan güzel hizmetçisi canan'a aşık olmuştur. çaresiz fakat, temiz aşklar ile karşıkarşıya kalan rakım efendi ile menfaatler üzerine kurulu ilişkiler içinde yaşayan felatun bey'in maceralarını okurken, bir dönemin yaşantı biçimini oluşturan değer yargılarının panoramasıyla karşılaşacaksınız.
arka kapak, alıntı


kısa ve eğlenceli bu roman günümüz insanında bir gülümseme dramı oluşturacaktır. okumayanlara tavsiye edilir.

   lain evrah   30.06.2008 18:35
   #961663
2.

batılılaşmanın yanlış anlaşıldığı yıllarda verilen bu eser birinci entryden farklı olarak şöyle bir konu içerir.

felatun beyle rakım efendi aynı yerde memurluk yapan iki arkadaştır.felatun bey batılılaşmayı yanlış anlayanları temsil eder ve saçma sapan bohem bir hayat yaşamaya başlar.zaten zengindirde.rakım efendi ise fakirdir,daha aklı başındadır.batılılaşmayı doğru anlamıştır ve bu batılılaşmayı modernleşme olarak algılarken yozlaşmadan,özünü kaybetmeden hayatına yansıtır.
her zaman olduğu gibi öykü boyunca sikilen rakım efendi olurken felatun bey mis gibi takılmaktadır.lakin gene her zaman olduğu gibi felatun bey herşeyini tüketip rezil duruma düşerken,bizim rakım efendi aynı sadelikte davam etmektedir yaşamına.

   forenglishpress9   30.06.2008 18:41
   #961666
3.

taaccüp etmek fiilini ögrenmeme yaramis kitap. ahmet mithat birseyler anlatip anlatip "taaccüp mü ettiniz", "taaccüp etmeyin" der durur.

   klartext   01.07.2008 18:13 ~ 18:13
   #962663
4.

romanda üzerinde ilk durulması gereken husus, kahramanların isimleridir. yazar, râkım efendi’yi doğu’nun temsilcisi olarak ele alır ve bu ismi, her şeyi hesap eden mânâsında kullanır. râkım, bir osmanlı efendisidir. yaşadığı yıllarda osmanlı’da ‘efendilik’ bir onur ve saygınlık unvanıdır. dolayısıyla doğu tipi kahraman hem onurlu hem de her şeyi hesaplayan uyanık bir insandır. felâtun bey ise, eserde batı’yı ve züppe hayat tarzını temsil eder. yazar, aykırı bir tip olan kahramanına, isim olarak felsefeci eflâtun’un osmanlıca telâffuzu ‘felâtun’u vermiştir. bu isimle hiçbir şey bilmediği hâlde bilgiçlik taslayan kahramanı yerer. felâtun’un unvanını ‘bey’ olarak belirler. o dönemde ‘efendi’ye göre daha sıradan bir unvan olan ‘bey’, batılı ve avrupaî geçinen, giyinen kişiler için kullanılır.

felâtun bey, zengin bir mirasın vârisi olarak bütün zamanını istanbul’un avrupa yakasındaki modern yerlerde kumar oynayarak ve kadınlarla eğlenerek geçirir. bu iki kişi romanda ilk durumlarından son hâllerine kadar mukayese edilir. râkım efendi, ailevî ve maddî açıdan yükselip iyi yerlere gelirken, kötü alışkanlıkları neticesinde felâtun bey iflâs eder ve bir adada mutasarrıf olarak kalır. felâtun bey’in babası mustafa merakî efendi, alafrangalığı yani avrupaî hayat tarzını benimsemiş biridir. istanbul’un beyoğlu semtinde yaşar; burası daha çok kendi gibi düşünenlerin ve gayrimüslimlerin yaşadığı bir yerdir. romanda onun bu farklı hayat anlayışı şu şekilde tasvir edilmektedir: “alafrangaya olan merakın derecesini şundan anlayınız ki, yaptırdığı evin kesinlikle alafranga olması için kâgir olarak yaptırmıştır. şimdi böyle bir semtte bu kadar alafranga olan bir adam, artık evine hizmetçi uşak doldurur mu? özellikle arada bir alafranga dostları gelmekte olduğundan, bunlara da hizmet etmek için rum ve ermeni hizmetçilere ihtiyaç duyması açıktır.” osmanlı geleneğinde yapı tipi, konak iken, felâtun bey ailesi kâgir yapı ister. bu yapı zamanla apartmana doğru değişecektir. yazar, bu tip yapıları bilhassa avrupaî hayatı tercih edenlerin yaptırdığını vurgular. bu evlere gayrimüslimler fazlaca geldiği için, farklı dilleri bilen yabancı uşak ve hizmetçilere, dadılara ihtiyaç vardır. bunun tabiî bir neticesi olarak, yeni nesil ister istemez kendi mânevî değerlerinden uzaklaşır ve yetiştirildiği kültürün tercihleri ve zevkleri doğrultusunda yaşamaya başlar. fransız bir hoca gözetiminde büyüyen felâtun bey de böyle biridir. yazar, onun terbiyesi ile hayata bakış açısını birlikte verir ve yetişme tarzından temelinin sağlam olmadığını gösterir.

ahmet mithat’ın, felâtun bey’in karşısına doğu’yu temsilen çıkardığı râkım efendi, çok yönlü bir insandır. birçok müspet vasfı vardır. onun çok kültürlülüğü, romanda şöyle anlatılmaktadır: “ancak râkım efendi’nin aldığı terbiye ve gördüğü öğrenim, hâli vakti yolunda olan herkese nasip olmaz. kendi isteği ve dadısının yönlendirerek yüreklendirmesi ile arapça ve dilbilgisini bitirdi. mantık yönünü çok iyi geliştirdi. ilm-i hadîs ve tefsirde oldukça bilgi kazandı. fıkhı dahi gözden geçirdi. farsçadan gülistan ve baharistan ve bostan, pend-i attar ve hafız ve sadi’i bütünüyle okumaktan başka, en seçkin parçalarını ezber dahi eyledi. fransızcada maharet kazandı. sonra galata’daki dostundan fizik, kimya ve anatomiyi iyi şekilde öğrenip, beyoğlu’ndaki ermeni arkadaşının kütüphanesinde, coğrafya, tarih, hukuk ve devletlerin anlaşmaları hakkında bilgi edindi.

râkım efendi doğu ve batı kültüründen haberdar, fakat öz kimliğini korumuş, dinî ilimlerin yanında arapça, farsça ve fransızca, sosyal bilimlerin yanında fen bilimlerini de öğrenmiş son derece donanımlı bir kahramandır. bütün bu vasıfları ile râkım efendi romanda felâtun bey ile kıyas edilir. kendi kültürü ile barışık râkım’ın özelliklerinin hem toplumu hem de kişiyi nasıl geliştireceği hususu vurgulanır.

râkım efendi, çalışkanlığı ve tutumluluğu sayesinde günden güne zengin olur. evine bir câriye alır. dadısı onun adını can yoldaşı olsun diye ‘cânân’ koyar. râkım efendi, mr. ziklas adlı bir ingiliz’in iki çocuğuna türkçe öğretmeye başlar. bu sırada cânân da derslere devam eder ve ingiliz çocuklarından daha başarılı olur. râkım efendi, evde bir piyano eksikliği duyar ve hoca tutar. cânân, piyano alındıktan sonra yeni hoca jozefino’dan fransızca ve piyano çalmasını öğrenir. yazar, cânân vasıtası ile doğu tipi kahramanın eğitim yönüyle daha üstün olabileceğini ispatlar. fransızca bilmekle veya bir enstrüman çalmakla kendini entelektüel zannedenleri tenkit eder. kabiliyeti olan ve çalışan her insanın bir dil öğrenebileceğini ve bir müzik âleti çalabileceğini belirtir. bu gibi durumların batılı ve kendini modernleşmiş gören insanların üstün bir vasfı olmadığı gibi bir sınıf kültürü de oluşturmadığını ifade eder.

romanda felâtun bey, iman zaafına bağlı olarak vicdanındaki tatminsizliğin neticesinde kendini savurganlığa, kumara ve gayrı meşru hayata kaptırır. yazar, bu durumu şöyle tasvir eder: “bir gece nasılsa felâtun bey’in oyunda zarı uygun gelmedi, zîrâ beş on gün boyunca zarı hep isteği gibi geldi. sevgilisi matmazel polini zorlamamış olsaydı belki birkaç gün oyuna ara verirdi. (…) sözün kısası o gece yedi yüz lira kadar zarar etti.” , yazar felâtun bey’in ailesinden kalan mirası savurup, borçlanmasını anlattıktan sonra ona nasihat edilip yol gösterilmesi gerektiğini söyler: “şimdi kıyas ediniz felâtun bey’in hâlini ki; polini gibi kendisini yoldan çıkaracak olan bir kadının eline düşer. ama bir dost çıkıp da felâtun bey’e nasihat edecek olsa, faydası görülecek mi dersiniz? ne mümkün! pederinden kalma serveti bu yolda çürütüp bitirmiş ne kadar delikanlı isterseniz bunların her birine az nasihatler mi verilmiştir? (…) bizim felâtun bey, dahi nasihatsiz kalmadı.”

görüldüğü üzere batı’yı temsil eden kahraman kötü bir sona doğru ilerler. râkım efendi ise, her gün daha iyi bir duruma yükselir. fakat doğulu kahraman kültüründen gelen bir merhamet ile düşene el uzatır ve önceden ona nasihat eder. felâtun bey buna karşılık şu cevabı verir: “bu gençlik bir daha ele geçmez yahu. (…) biraz da gençlikte yaşamaya bakmalı.” râkım efendi, felâtun bey’e gittiği yolun yanlış olduğunu söyler ve nasihat eder. ama o dinlemez ve böyle kötü bir duruma düşer.
yazar, bu iki kahraman ile doğu’yla temsil edilen hakiki müslümanlığın vasıflarından olan çalışma ve tutumlulukla gayrimeşru daireye girmeden sürdürülen hayat tarzını, gününü gün eden, yozlaşmış kişilerin yaşayışıyla mukayese eder ve neticede bize ait inanç ve ahlâk değerleriyle bezenmiş, yapıcı hayat anlayışının üstünlüğünü vurgular. batı’nın sefahate boğulmuş kısmını tarif eden gününü gün etmenin, her an hayatın zevkini çıkarmanın ve serkeşliğin, insanı nasıl kötü yollara düşüreceğini felâtun bey’in kumar ve iflâs çizgisinde gösterir.

batılı değerleri gözde büyüterek kendi kültürünü hor görme ve aşağılık kompleksine girme yanlışını düzeltmek, kendi ahlâkî değerleriyle iftihar etmeyi göstermek için, romanda batılı kahramanların sözlerine de yer verir. yabancı insanların gözü ile bizim değerlerimize bir bakış yapar. bunlardan ilkinde ingiliz ailenin oğlu can, râkım efendi’den türkçe öğrendikten sonra türk şiirini şöyle takdir eder: “ingilizce şiir insana hiçbir ateş vermez. ben fransız şiirini daha fazla severim. ama artık türkçe öğrendikten sonra fransız şiirinden de vazgeçtim.”8 yazar, batılı birinin ağzı ile bizim şiirimizi ve edebiyatımızı yüceltir. yabancı dil öğrenen ve kendini entelektüel zanneden batılı hayat tarzı meraklılarına, batı’dan bir insanın türkçe öğrenmesini delil gösterir. böylece sadece dil öğrenenlerin illa batı dilleri bilmesinin bir marifet olmadığını ve batılı bir insanın da doğu dillerini (türkçeyi) öğrenebileceğini belirtir.

ikinci örnekte jozefino adlı öğretmen, râkım efendi’ye doğu insanın mânevî değerlerinden, insan sevgisinin bir göstergesi olan misafirperverliği metheder. yazar, batı’da samimiyet yerine resmîlik, insanlık yerine çıkar gibi kavramları birbiriyle kıyaslar: “ben sözümü bilirim de söylerim. bir kere osmanlı insanındaki şu misafirperverlik avrupa’da bulunmaz. maksadım, onlar birbirine gitmez gelmez demek değildir. lakin sofraları, baloları hep resmî şeylerdir.”

netice olarak ahmet mithat, felâtun bey’le râkım efendi romanında öz kültüre ve mânevî değerlere dönüşü tavsiye eder. batı’nın sefîh hayatının insana fayda getirmeyeceğini ancak onlardan ilim, fen ve teknolojinin alınabileceğini belirtir. osmanlı aydını başta olmak üzere topluma, ahlâkî değerlerden uzaklaşmanın zarar getireceği mesajını verir. osmanlı toplumunun temel taşı olan mânevî değerlerle teknik ve fen alanında ilerlemenin birlikte olması hâlinde, bu hastalığın ortadan kalkacağını müdafaa eder.

   zyucel   26.07.2008 00:05
   #984334
5.

<bkz: ölümüne kanka>

   doktor narkoz   26.07.2008 00:26
   #984341
6.

devlet tiyatrosu oynuyor ara ara, gerçekten çok eğlenceli bir şey olmuş. mutlaka izlemenizi öneririm. umarım tekrarlanır.

   lodoslain   17.06.2011 21:36
   #2378404
 
reklamı kapat

yazdır