fikret kizilok

1.

bu kalp seni unutur mu ve gönül parcalarıyla tanınmıs ve bir zamanlar bülent ortacgil ile albümlerde yapan 21 eylul 2001 tarihinde vefat etmis olan müzisyen anlamının hakkını veren usta insan.

   zibidigibi   04.09.2006 23:08
   #30801
2.

<bkz: serserinim>

   mistik   07.11.2006 21:34
   #101640
3.

<bkz: farketmeden>

   mistik   07.11.2006 21:34
   #101641
4.

<bkz: gecenin tam ucunde>
<bkz: bir harmanım bu akşam>
<bkz: yana yana>
<bkz: guzel ne guzel olmuşsun>
<bkz: yeter ki>
<bkz: zaman zaman>

   backmasking   07.11.2006 21:43
   #101647
5.

deniz som ile birlikte türkiye nin ilk kaset kitap projesini gerçekleştirmiş sanatçı.

   kaamos   08.12.2006 12:56
   #135466
6.

<bkz: yadigar>

   mr writer   11.12.2006 17:21
   #139143
7.

fikret kızılok un albümleri;not defterimden (1977) zaman zaman (1983) yana yana (1988) olmuyo olmuyo (1990) 68'ler (1992) seçme eserler - 68'ler 2 (1993) yadigar (1995) mustafa kemal-devrimcinin güncesi (1998) gün ola devran döne (1999)

   ortak   11.12.2006 18:04
   #139194
8.

yavaş müziklişlarkılarıyla depresyon müziğinde sınır tanımayan romantik insan.

en bilinen şarkısı bu kalp seniunutur mudur ki olağanüstüdür.

   ederlezi   11.12.2006 18:08
   #139200
9.

süleyman hep başbakan başbakan hep süleyman

   fate   11.12.2006 19:27
   #139249
10.

sanatçı kavramının içini doldurabilen ender insanlarımızdandı.

bu kalp seni unuturmu,gönül,sevda çiçeği,zaman zaman ,yeter ki,teş başına gibi eserleri onu unutturmayacak,nur içinde yatsın.

   kiymetli evrak   28.03.2007 12:14
   #288042
11.

fikret kızılok'un ölümsüz şarkısı 'bu kalp seni unutur mu?'da geçen bu dize zaman zaman dilime takılır. hal'in susup dilin konuştuğu ve sözün çürümeye başladığı bir zamanın bedbahtlarından bir bahtsız olarak yine de sessizliğin kalbindeki o sükunet'e bürünemiyorum. en azından bize bunun gibi nice güzelim şarkı bırakan bir sanatçının acılarından ve anılarından söz etmek istiyorum.

fikret kızılok'un en büyük şarkısı, 'gönül' idi kuşkusuz. gönül denizdir, dil ise kıyı; denizde ne varsa kıyıya o vururmuş. kızılok'un gönlünde, 'gözlerin bakar da, görmez/ellerin tutar da, bilmez/gece gündüz fark edilmez/demedim mi sana gönül'ün hikâyesi vardı ki, 'yıllar geçse de üstünden/bu kalp seni unutur mu?/kader gibi istemeden/bu kalp seni unutur mu?' diyerek geçip gitti dünyadan. sosyalistti, 'devrimci', 'solcu', 'agnostik' vs. idi; lakin 'gönül'den dem vuruyordu, kalpten, unutuş ve hatırlayıştan bahsediyordu. bu bahis bizim kadim hikâyemizden alınmıştır. zira 'gönül' kelimesinin hiçbir batı dilinde karşılığı yoktur. kalp veya yürek vardır; ama gönül yoktur, gönülsüz bir uygarlıktır onlarınki... öylesine gönülsüzdür ki, yüz binlerce insanı çıkarları uğruna kimyasal silahlarla öldürürler, çocukların bedenlerini lime lime eder, kadınların iffetini çiğnerler.

benliği benden alan sır...

gönül yanına 'alçak' kelimesini aldığında dahi erdemli bir halin adı olur: alçakgönüllü. bizi 'fark etmeden saran' ve 'benliği ben'den alan' sır da gönülün içindedir. gönül, o'nun evidir. yeryüzünde kâbe, insanda gönül...o'nun ikamet ettiği yerdir. 'bu kalp seni unutur mu?' diyen, bu sırrın kıyısından bucağından konuşmaktadır, bütün sevgiler ve aşklar, o'ndandır, ilahi değildir; ama ilahi aşktandır. kızılok da, böylesi bir sırrın sızısıyla kıvranıp durdu. ilkeli oluşunu da buna bağlamalı. cahit oben'le birlikte 1963'te yaptıkları, ı wanna be your man'ini bulduğum sahaf, öğrenci harçlığımın tümünü aldı. yıllar sonra zaman zaman'ını edindim ve geleneksel halk müziğiyle başlayan, bir dönem âşık veysel'in müridi olan bu nadide insanın sessiz, dingin, içteki fırtınaları anlatırken bile sakin, nezih ve temiz tınılı şarkılarını, kendisine benzeyen gitarından dinlemekten hiç bıkmadım. gecenin bir vaktinde, gönül'ü, bu kalp seni unutur mu?'yu, pencere önü çiçeği'ni dinlemekten hiç usanmadım. egemen müzikal ve siyasal duyumları 'duruş'uyla reddeden kızılok'un, yine altmışlarda söylediği 'uzun ince bir yoldayım' şarkısındaki gibi yolu, o denli uzun olmasa da hep ince olacaktı. bu incelik mutlaka bedene bir kanser yükler. tarkovski'nin, o büyük bilgenin uğradığı gibi. dünya zalimdir zira hele bu zaman, necip fazıl'ın çığlığından fazlasını hak etmektedir: 'aman efendim aman/galiba ahir zaman/manzarası yurdumun/tufan gününden yaman'. bu tufanın sonu nereye çıkar, kestirmek güç hatta imkansız. böylesi bir dünyada, 'yağmur olsam' diyebilmek için insanın çok merhametli olması gerekir. zaten gönül'den söz ediyorsa, gönülden söylüyorsa, kalbin şarkılarını dile döküyorsa, gözlerini rahmetin yağmurlarına dikmiştir.

hakiki insan iyi, iyi insan güzeldir. modern insan hakikati, iyiliği ve güzelliği yitirmiştir. schuon'un dediği gibi, 'modern insan, anahtar koleksiyonu yapar; ama onlarla herhangi bir kapıyı açmasını bilmez...' bu, bilim ve düşüncenin, iktidarın çıkarlarına hizmet ettiği bir dünyanın insanıdır. oysa gönül'ün sözlüğünde hâlâ yer aldığı bir iklimin kadim bilgesi bayezid-i bistami, 'allah'ı bilen ve seven kimse için cennet bile değerini ve çekiciliğini yitirir.' der. o'nu bulan neyi yitirir, o'nu yitiren neyi bulur ki! kızılok'un şarkıları, bir bakıma bu yitirişin sızılarıyla doludur. 'aşkın olmadığı yerde' şarkısını bu duygularla dinlemek daha yerinde olacaktır. gazzali'nin beyanı üzre, 'müzik, insanın kalbinde ne varsa onu güçlendirir, hangi tutku baskınsa onu canlandırır...' kızılok'un bir nihavend yalnızlık'ı da, hamak'ı da, kırlangıç şarkısı da böyle dinlenebilir. (bu ülke/dünyada) varoluş çilesi çeken her arı kalp kızılok'u unut(a)maz. onun bir başka niteliği, ortaçgil gibi şiire en yakın, hatta şiir sayılabilecek 'şarkı sözleri'nin de sahibi olmasıdır. 'fark etmeden senin olmuşum' gibi onlarca sözü vardır ki, acılarımızı yalın bir dille anlatır: 'güneşin gölgede kalışı gibi/uykunun düşlere dalışı gibi/kalbimin nabzımda atışı gibi/bir yolun bir yere varışı gibi/vazgeçip uzaktan senin yanında/kendime cevapsız soru sormuşum/kaybolup giderken fırtınalarda/gönlümce bir ıssız ada bulmuşum/fark etmeden senin olmuşum...'

insan 'bir yolun bir yerden bir yere varışı'ndan söz ediyorsa, yol'un gerçeğinden bir sırra bulaşmıştır. schuon'dan ödünç alarak söylersek, 'alem açısından bakıldığında, ilke, perdelerin arkasında gizlidir...' bu gizi kim bilebilir ki! kızılok'un sözlerinin ve ritim gitarından çıkan ezgilerin 'ürkek'liği ve sessizliğe doğru bükülüşü bize hep bu çaresizliği duyurur.

özgürlükçü duruşuna methiye...

bu çaresizliği hisseden herkesin içinde bir gül biter: 'bir gül biter içimde/tam bildiğim biçimde/tam gecenin üçünde/sevda gibi kanımda can verirken elimde/pençe gibi düşümde uy değil uyku değil' diye konuşturuverir. gerçeğin çeşitli düzeyleri içerisinde bizim âlemimiz, 'aşağıların en aşağısı' olmakla kalmaz, alabildiğine kirlenir, kana bulaşır ve bir zulüm diyarına dönüşürse, şöyle söylenmekten başka çare kalmayabilir: 'kalbim, neden hep olmazlarda/neden hep çıkmaz sokaklarda/dayanmak artık kolay değil/bırakacak gibisin yarı yolda/sevdin olmadı/bir dünya istedin kardeşçe, olamadı/kalbim, dayanmak artık kolay değil /bırakacak gibisin yarı yolda...'

kızılok bırakmadı gerçi. yirmibir eylül ikibinbirde terk ettiği dünya her ne kadar daha zalim ve kanlı bir ise de, onun gibi sade ve alçakgönüllü insanların varlığı bir umut olabiliyor. sevgilisine 'seni seviyorum' der gibi şarkı söyleyen bu adamın politik duruşu da (içeriği ne olursa olsun) konfor ve rahatlığın en paradoksal biçimi olan umutsuzluk lüksünden bizi kurtarabiliyor.

egemen/muktedir'leri ve onun bir parçası olan muhalifleri dışlayan, özgürlükçü bir duruştu bu. sibel sezal'la birlikte, tek bir gitar eşliğinde söylediği unutulmaz şarkısı, 'bu kalp seni unutur mu?'nun üstünden yıllar geçse de unutulmuyor, bize sesiyle, gitarıyla, sözleri ve politik tutumuyla halis bir sanatçının, dünya için daima bir ada, bir orman, bir bulut ve bir umut olduğunu anlatıp duruyor. sözlerin anlamının olmadığından söz etse bile...

sadık yalsızuçanlar 26/10/06

   zyucel   05.07.2007 03:44
   #521781
12.

tüm şarkılarında aynı nüansı ve akımı yakalayabilmiş tek müzisyen belkide, bir roportajında bu kalp seni unutur mu için "en arabesk şarkımdır ve pek beğenmem." demiştir.

   tikulti ninurta   01.08.2007 22:08
   #585439
13.

zaman zaman isimli parçasının müziği hayatımda duyduğum en gizemli melodilerden biridir...
fikret kızılok...
şad ol.

   yepisyeni yetme   01.08.2007 22:24
   #585467
14.

bülent ortaçgilin zamanında ekürisi.müziği yemiş bitirmiş insan.yıllar geçsede üstünden.....

   yeeaahh   01.08.2007 22:51
   #585511
15.

diş hekimliği eğitimi almıştır.

   allegory   25.08.2007 20:22
   #633527
16.

<bkz: demirbaş>

   nickyforenko   25.08.2007 21:08
   #633568
17.

dünyanın en güzel "kalbim" diyen insanıdır.

   cocobatanesi   06.04.2008 17:58 ~ 10.10.2010 02:25
   #887763
18.

stüdyo imge'de yayımlanmış bir söyleşisi için:

http://www.muziksoylesileri.net/cms/index.php?option=com_con

   maria puder   09.05.2009 15:13
   #1369514
19.

dinlediğiniz her şarkı, sizde mutlaka bir duygu bırakır. bu bazen aşk olur, bazen nefret, bazen tutku olur, bazen dünya sevgisi ya da hümanizm. fikret kızılok'un şarkılarını dinlerken tadacağınız en yoğun duygu da şüphesiz "yalnızlık" duygusudur. onun müziğinde çok net bir şekilde seyyahlık gözlemlenir. tek başına, tek tabancadır kızılok. "beşikler vermişim nuh'a" derken bile anadolu topraklarının yalnızlığını hissettirir eşsiz sesiyle. "tilkiye sordum da yalan söyledi" gibi dizelerde ilk aklınıza gelen doğayla başbaşalığın verdiği ayrıksı bir yalnızlığın dışavurumu olacaktır. onun kardeşi diyeceği biri bile yoktur uyku dışında.

bu yalnızlık ona veysel'in emanetidir sanki. 7 yaşından sonra veysel'in yalnızlığı sadece ve sadece "karanlıkla" giderilir. veysel sazıyla birliktedir ama aslında içiçelikten başka bir şey değildir bu birliktelik. kızılok da gitarıyla aynı ilişkiyi kurar, o; veysel gibi kör değildir ama hayata yalnızca "bakmak istemesi", "görmemesi" ona manevi bir körlük vermiştir.

kızılok, yalnız bir adamı öylesine başarılı yedirir ki müziğine, bestelerinde bile herhangi bir aşırılık bulamazsınız. bu durumun iki istisnası vardır; insan mıyım, mahluk muyum ot muyum ve köroğlu dağları. insan mıyım?'da hammond org'a köroğlu dağları'nda klarnete gereğinden fazla solo attırmıştır. çoğu şarkısında yalnızca gitarıyla başbaşadır o. bazen viyola bazen de keman eşlik eder gitarına ama bu eşlikler yalnız bir adamın kendine yapılan bir paylaşım davetini reddi gibi umutsuzdur.

kızılok, çoğu anadolurock eserinde "çayır çimen koşa koşa" tek başına yola çıkar. aranan sevgiliyi hep kendi yalnızlığı ekseninde "gahi uslu gahi deli" arar. sonunda "kardeş bacı hep bir olmuş hiçbirinin dilleri yok" der leylisine. kötü haberi almıştır. yine yalnızdır.

yalnızlık, başkalarının şiirlerinde bile kendini ele verebilir sanatçıya. ahmed arif, "vurulmuşum dağların kuytuluk bir boğazında" diye şiir yazar. kızılok "vurulacaksam kuytu da vurulayım" der gibi beste yapar şiire. bu besteyi yalnızca gitarıyla yorumlamayı seçer. gün ola devran döne diye ümit etmeyi de elden bırakmaz ama, günün olmayacağı, devranın dönmeyeceğini de bilir. sevdiğini anlatmak bile onun için "sözle değil gözlerinden belli" olabilecek bir şeydir. gözlerini konuşturması onu daha bir yalnız kılacaktır.

bazı şarkılarını özellikle karacaoğlan'dan seçer. çünkü karacaoğlan da kızılok gibi yalnızdır. "güzel ne güzel olmuşsun görülmeyi görülmeyi" dizeleri uzun süren yalnız bir seyyahlığın kanıtıdır sanki. bacın önde ben arkada şarkısında bu yalnızlıktan vazgeçer gibidir sanki. "devriyelerden" kaçan kızılok yazdığı mektupta "ilk yaşına" giren bir oğlundan da bahseder bu şarkıda.

yalnızlık, bazen geri de tepebilir. koyverdin gittin beni derken sevgilinin onu yalnız bırakmasının karşılığında "yüzündeki bıçağının yarasının" bile silinmemesini diler. bazen taş duvarın, demir kapının, kör pencerenin arasında sıkışır ve harika bir davul-hammond org entegrasyonuyla biriktirdiği bu yalnızlığı adeta patlatır ay battı şarkısında. fakat ne çaredir ki yalnızlık duygusunun hüznünden yine kopamaz ve araya ağlayan bir piyano koyar. tuşlar onun yalnızlığının simgesi olmuştur bu şarkıda da.

fikret kızılok, müziğini 1983'te değişime uğrattıktan sonra duygularını kasetlerine eskisi gibi yansıtamaz olur. çünkü, 12 eylül'ün öncesi ve sonrasında tam 5 yıl müzik yapamamıştır. silkinir bir anlamda ve kendini toplumsal dürtülü parçalara adar. artık müziğinde bangır bangır elektro gitar kullanıyordur rahatlıkla. ama hafif müzik denediği şarkılarında hala ümitsiz bir yalnızlık yaşar. "tek başına" adında şarkı yapar. yalnızlığını artık satır aralarında gizler olur. kanıtı "gönül" şarkısının tam kalbinde gizlidir; "sana böylesi yasaktı...gönül..."

yasaktı çünkü yalnızlık en büyük aşkı olmuştu. kendini bir taka ile başbaşa buldu son yıllarında. şarkılarını o takada yaptı. bu takayla liman liman gezdi ama demir attığı son liman mezarı oldu.

artık o toprağın altında bir müzisyen. orada da bu dünyada olduğu gibi yine tek tabanca yine yalnız....

"gördüm...yalnızlığımı gördüm...çok derinden bana bakıyor..." (gözlerim denizde şarkısından)

   estar abi   06.08.2009 19:35
   #1527709
20.

sırasıdır, öyle, hand made ya da elişi, bu hep böyle olmalı , fiil adlı şiirleri bestelenmemiştir.

   bosveeer   06.02.2010 12:00 ~ 12:23
   #1919025
 
reklamı kapat

yazdır