gautama buddha

1.

m.ö. 563-483 arasında hindistan'da yaşadığı tahmin edilen ruhani öğretmen, ve budizm'in kurucusudur. doğduğunda adı siddhārtha gautama'dır. prens siddharta ya da Śākyamuni (sakya kabilesinden gelen bilge) adlarıyla da anılır.

   zibidigibi   03.08.2007 02:48
   #587988
2.

3.000 yıl önce hindistan'da kutsal adamlar vardı, acı ile yaşayan, acıyı kutsallaştıran; içsel aydınlanma yaşayan bu sayede.
bunların içinde biri vardı ki, diğerlerinden çok farklıydı. bu bir kral oğlu olan gautama idi ve isa doğumundan 500 yıl kadar önce yaşamıştı.

ileride ruhları aydınlatan ve buddha adıyla anılacak bu gautama, anlatılanlara göre doğu'nun bütün zenginlikleri ve görkemi içinde büyümüştü.
üç sarayı vardı:
biri yaz, biri kış, diğeri de yağmur mevsimi içindi. sonuncusunun içinde hep güzel bir müzik çalardı ve gautama burayı hiç terk etmezdi.
bu gencin ana babası onu hep yüksekte görmek ister, her türlü acı ve elemden uzak tutmak isterdi. bu nedenle çevresine zavallı, acı çeken insanları hiç yaklaştırmazdı.

ama günün birinde gautamasaray dışına çıkmıştı dolaşmak için. karşısında yaşlı, beli bükülmüş bir insan gördü. uşağına bu adamın kim olduğunu sordu ve duydukları üzerine düşünceli bir şekilde sarayına geri döndü.

bir başka zaman saray dışında gezerken, hasta bir adamla karşılaştı. o güne kadar hasta görmemiş ve kendisine hastalıktan hiç söz edilmemişti. daha da düşünceli bir biçimde sarayına geri dönmüştü.
karısı ve küçük oğlu ile konuşup, gördüklerini unutmak istedi.

üçüncü kez dışarı çıktığında bir ölü gördü ve ardından da bir derviş ile karşılaştı. ve bir daha da sarayına geri dönmedi. tenha ve sessiz bir yere çekilip bu dünyanın acıları üzerine düşünecekti.
yaşlıyı, hastayı ve ölüyü görünce bunların niteliği üzerinde hiç rahatsız edilmeden derin bir iç denetime dalmak isteği doğmuştu yüreğinde...

ileride rahiplerinden birine şunları anlatacaktı:
" gençliğimin en güzel, erkekliğimin en tatlı çağında, pırıl pırıl, siyah saçlı, şanslı, sağlıklı ve zengin bir insanken, ana babamın bütün itirazlarına rağmen onları ağlarken bıraktım; sade ve ucuz bir giysi içinde, saçlarımı ve bıyıklarımı kazıtarak, evimi terk edip yalnızlığın içinde büyüdüm."

tam altı yıl bir derviş yaşamı sürdü, yapayalnızdı ve çok acı çekti. herkesten daha derin düşündü.
ancak bu altı yıl, aradığı iç huzuru bulamadı. yaşlılık, hastalık ve ölüm ne demekti? bu konuları aydınlatmada kendine eza vererek düşünmek yardımcı olmuyordu.

bunun üzerine yavaş yavaş diğer insanlar gibi güçlü olabilmek için doğru dürüst yemek yemeğe, nefes almaya başladı. bu nedenle o güne kadar kendisine hayran olan diğer dervişlerin gözünden düştü.
nihayet bir gün bir incir ağacının huzur veren gölgesinde otururken ona gerçek gözüktü. gördüğü sanki içine giren, onu aydınlatan bir ışıktı.
artık o "aydınlık veren buddha"ydı. iç dünyasıyla ilgili büyük buluşumunu bütün insanlara bildirmek için yollara düştü.

öğretisi düz mantıkta şöyle idi:
iştahını kabartan, çok arzuladığın şeylere sahip olmaktan vazgeçersen, o zaman artık üzüntü çekmezsin.
az isteyen, az üzülür.
hiç istemeyen, hiç üzülmez.
tutkunun küçültürsen, acın da küçülür.

buddha, iç denetim sonunda insanın bütün tutkularından kurtulabileceğini, içsel aydınlanma yaşayabileceğini söylüyordu. bu dünyada ulaşılabilecek en büyük olgunluk şuydu: "hiçbir şey istememek."

ve buddha derdi ki: "kim isteklerinin efendisi olursa -buddha öğretisini sürdürüyordu,- ölümden sonra tekrar dünyaya gelmeyecekti. hindliler'in inancına göre, dünyaya bağlı olan ruhlar yeniden doğarlar. isteklerinin efendisi olanlar ise dünyaya bağlı olmayan bu "doğum dairesi" içine düşmeyecekti. böyle bir insanın ruhu hiçliğe erişecekti.

hiçlik, istek ve tutkulardan arınmış hiçlik. bunun adı hindçe "nirvana" idi.

işte incir ağacının altında aydınlığa erişen buddha'nın öğretisi budur.

*

   birvarmisbiryokmus   02.03.2009 14:46
   #1223804
 
reklamı kapat

yazdır