hegel farklilik ve benlik bilinci uzerine

1.

konuya girmeden önce çok zorlayıcı olduğunu görüyordum. hata yapmamak ve yanlış bilgi vermeme adına mümkün mertebe kısa ve öz olmaya çalışmaya karar verdim.

öncelikle insan olma nedir? bunu sorguluyorum. aslında bunu yaparken ben marksist insan olma, devrim süreci ve benlik bilincinin temellerine inmeye çalışacağım. marks-ın burdan etkilendiğine yada devrimcilerin burdan etkilendiğini düşünme eğilimi taşıyorum.

hegel-de, insan dış dünyadan arındığı ölçüde bir farklılık yaratacaktır. işte bu noktada mistik olgular veya gücün üstünde söylemler, sloganlar veya pratik olarak belki intihar dahi bir farklılığı ve en sonunda insan olma isteğini dile getirir.

insan kendini kanıtlamak ister. örneğin: nihilizm. insanın kendi varlığını kanıtlama serüveninde bir akım.

-her şeyi yoksayan insan en sonunda kendini bırakır geriye.

tüm görüşler de yoksayıcılık ve bir diğerini itme, mevcut olandan aşağı düşürme ve orda görme hali mevcuttur. bu kendi kendini kanıtlamaktır.

benlik bilinci, kendisini kanıtlarken kendi gibi olmayandan ayrılmak zorundadır. benlik bilinci bu noktada doyuma ulaşmak ister. bunun için bu arzularını karşılamaya çalışır.

peki arzular nasıl karşılanır?

eylem.

arzular için bir eylem gereklidir.

benlik bilinci hayvandan nasıl ayrılacağına bakarken özünde doğa ötesi bir şey arar. tüketmek örneğin bir bilinçli olma hali değil bir zorunluluk olarak ortak bir harekettir. ölmekte bizlerle hayvanların ortak yaşadığı bir son. burda şu çıkar;

"o halde bir neden için ve o neden uğruna öl!" ve "ne isten sonun fazlası ol!"

işte bu insan olma çabasıdır hegel'e göre.

insan toplum denende saygı görmek ister. bu saygı hayvansal veya doğaya uygun güdülerle hareketle değil, doğa dışı arzular ile doğayı yadsıyarak insan olma kaygısıdır.

hegel'e göre insan ölümü istemelidir. ve bu kesinkes hayvandan ayrılmadır.

tarihte bunu gözlemleyebilirsiniz. hatta şöyle diyelim, tarih, toplumların varlığını kesinlemesi için diğerini yoketmesi üzerinedir. başka bir şey değil. bu ölümüne bir savaştır.

köle efendi bilincini basit bir dille aktaralım;

köle, kendi farklılığını dile getiremeyen hayvansal yaşamı sürdüren kişi. efendi ise, kendi bağımsızlığını elde etmiş, toplumdaki farklılığı onanmış kişi.

efendi, doğa karşısında ve köle karşısında özelliğini kanıtlamıştır. fakat köle karşısında efendi sürekli kendini kanıtlarken bir sorun doğar. bu saltık değildir. kendisini kanıtladığı kişi hazdan uzak tutar efendiyi.

daha açıklarsak efendinin, köle karşısında hazzı doygunluk vermez. o artık haz bile değildir. efendinin insan olma isteği mutsuzluğuna ve doyumsuzluğuna dönmüştür. efendinin yazgısı ölmek yada doygunluğa ermeden yaşamaktır.

efendi varlığını kanıtlarken bir sınırda durur. köle ise eğitimle efendiyi yadsıyabilir. örneğin hristiyan kölelerin gerçek efendi olarak tanrıyı dillendirip ona sığınması, diğer insan efendiyi yoksaymaktır, yadsımaktır.

isa-nın kendisi insanlaştırılmış bir tanrı, dünyanın efendisidir hegel-e göre. bu efendi huzuru ölümde buldu. efendinin mutlu yazgısıdır ölüm. bu yine kanıttır bir diğerine...

yani demek istediğim, hegel insan bedeninde son nokta olarak doygun bir efendi/tanrı yaratmaya çalışırken bile belli ki sonunda öldürülen ama buna karşı koymayan isa-yı görmemezlikten gelmedi.

   darkofdirt   28.02.2010 17:56
   #1962425
2.

ben üst bilinci yazarken benlik bilinci-mi bu yanlış kullanılan ve kendimce yozlaştırılan ve yine kendimce daha ilerde bir kısmı yadsınacak yazıları insan olma adına yapıyordum.

şimdi çok şeye baktığımda insanlar varlıklarını kanıtlamak için doğalarından ya da doğa denenden kopmaya çalışıyordu. ve özellikle bunu yadsıyanlar. insan kendini toplum önünde kanıtlama sürecinde veya devletler diğer devlet önünde kendini kanıtlarken acı veriyordu.

ben acılarımda nietzsche sarılıyordum. çünkü nietzsche'nin insanı, "neysel, o ol!" diyordu.

ve sonra bu aşıyı görüşlerim üzerine vurmaya karar vermiştim.

üslup insanın haritası oluyor. nasıl dillendirirse dillendirsin insan aptalca görünsün ister derin olmaya çalışsın, insan olma mücadelesiydi ve bir noktada hastalık gibi duruyordu.

   darkofdirt   28.02.2010 18:05
   #1962446
3.

farklılık için başkaldırı gerekiyordu.
bu öncelikle doğaya karşıydı ve daha sonra bir diğerine.

her devrim, kendini kanıtlama sürecidir. özünde varlığını onamadır.

bu yüzden devrimsel süreçlerde ayrı görüşlerde olsa ortak başkaldırı olabiliyor.

veya yine maçlarda kavga edenleri düşünün. bunlar kendi varlıklarının üstünde tuttukları ve kendi yerlerine koydukları takımlarını onaylatmak isterler. onu doğa üstünde tutarlar. kavga ederler ve hatta öldürebilirler bu yüzden.

bu bence delilik.

   darkofdirt   28.02.2010 18:10 ~ 18:11
   #1962457
4.

hegel diyince bunca yazıdan sonra yine karmaşa kalıyor geriye. bu noktada ister istemez marks daha büyüyor. marks üzerine çııkmıştır.

en azından bilinci üretim ilişkileriyle bütünleştirebilmiş yeni bir yol çizmiştir.

hegel'in kararmış benlik bilincinden öteye geniş bir bakış ve edim ile.

   darkofdirt   19.06.2010 20:50 ~ 20:50
   #2092340
 
reklamı kapat

yazdır