istanbul siirleri

1.

dünyada istanbul kadar hakkında çok şiir yazılmış ve yazılan başka bir şehir yoktur. istanbul şiirleri çoklukla şairin istanbul sevgisini, özlemini, bazen istanbul’un eşsiz güzelliğini ya da şaire yaşattiğı hayal kırıklığını anlatır. hepimizin bildiği en azindan bir istanbul şiiri vardir. bir başlik altında toplayalım bakalım, derim, ne kadar istanbul şiiri varmış bildiğimiz, duyduğumuz, sevdiğimiz ya da kendi yazdığımız.

   sunal   24.08.2007 20:23
   #631472
2.

<bkz: sana dün bir tepeden baktım aziz istanbul>

*

   mileydi   24.08.2007 20:24
   #631475
3.

istanbul

evin içinde bir oda, odada istanbul
odanın içinde bir ayna, aynada istanbul
adam sigarasını yaktı, bir istanbul dumanı
kadın çantasını açtı, çantada istanbul
çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
çekmeğe başladı, oltada istanbul
bu ne biçim su, bu nasıl şehir
şişede istanbul, masada istanbul
yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
bir yanda o, bir yanda ben, ortada istanbul
insan bir kere sevmeye görsün, anladım
nereye gidersen git, orada istanbul.

*

   enfexion   25.08.2007 00:07 ~ 00:16
   #631889
4.

istanbul ağrısı

kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kayarken
şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen eğer yine istanbulsan
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine istanbulsan
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
sirkeci garında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki haydarpaşadan
anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlıyan
sen eğer yine istanbulsan
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin attila ilhanı
zehirleyebilirim
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden
tophane iskelesinde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan istanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki istanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine istanbulsan
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine istanbulsan
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın istanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine istanbulsan
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin istanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylülünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık


*

   enfexion   25.08.2007 00:08
   #631890
5.

istanbul’u dinliyorum

istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
önce hafiften bir rüzgar esiyor;
yavaş yavaş sallanıyor
yapraklar ağaçlarda;
uzaklarda, çok uzaklarda
sucuların hiç durmayan çıngırakları;
istanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
istanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
kuşlar geçiyor derken
yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
ağlar çekiliyor dalyanlarda;
bir kadının suya değiyor ayakları;
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
serin serin kapalıçarşı,
cıvıl cıvıl mahmutpaşa
güvercin dolu avlular,
çekiç sesleri geliyor doklardan
güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
başında eski alemlerin sarhoşluğu,
loş kayıkhaneleriyle bir yalı
dinmiş lodosların uğultusu içinde.
istanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
bir yosma geçiyor kaldırımdan.
küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
bir şey düşüyor elinden yere;
bir gül olmalı.
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
kalbinin vuruşundan anlıyorum;
istanbul’u dinliyorum.

*

   enfexion   25.08.2007 00:09
   #631892
6.

istanbul`da

istanbul’da, tevkifane avlusunda,
güneşli bir kış günü, yağmurdan sonra,
bulutlar, kırmızı kiremitler, duvarlar ve benim yüzüm
yerde su birikintilerinde kımıldanırken,
ben, nefsimin ne kadar cesur, ne kadar alçak,
ne kadar kuvvetli, ne kadar zayıf şeyi varsa
hepsini taşıyarak;
dünyayı, memleketimi ve seni düşündüm...
1939 şubat istanbul tevkifanesi

*

   enfexion   25.08.2007 00:11
   #631895
7.

canım istanbul

ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
onu istanbul diye toprağa kondurmuşlar.
içimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
o benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
ay ve güneş ezelden iki istanbulludur.
denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

istanbul benim canim;
vatanim da vatanim...
istanbul,
istanbul...

tarihin gözleri var, surlarda delik;
servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
bulutta saha kalkmış fatih'ten kalma kir at;
pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
her nakısta o mana: öleceğiz ne çare?
hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
beyoğlu tepinirken ağlar karaca ahmet...

o manayı bul da bul!
ille istanbul’da bul!
istanbul,
istanbul...

boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
oynak sular yalının alt katına misafir;
yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
her aksam camlarında yangın çıkan üsküdar,
perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
cumbalı odalarda inletir katibi mi...

kadını keskin bıçak,
taze kan gibi sıcak.
istanbul,
istanbul...

yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
eyüp oksuz, kadıköy süslü, moda kurumlu,
adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
her şafak hisarlarda oklar çıkar yayından
hala çığlıklar gelir topkapı sarayından.
ana gibi yar olmaz, istanbul gibi diyar;
güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

gecesi sümbül kokan
türkçe’si bülbül kokan,
istanbul,
istanbul...

*

   enfexion   25.08.2007 00:14
   #631899
8.

dışın o kadar serin ki
için kor gibi yakıyor
kimileri uzağına kaçar
kimileri uğruna soluyor
cihan gözü üstüne
istanbul, sana nazar değiyor

bir çocuğa teslim ederken kendini
muhammed'in takdirine erdirirken
bozdun istanbul sessizliğini
çocuğun milleti uzatırken elini

bekle bizi dediler
bekledin...
aşklarını ilan ettiler
sürükledin...
'seni yeneceğim' dediler istanbul , esnedin,
isyansın , isyan bulansın , hiç yenilmedin.

rakicoglu.

   rakicoglu   25.08.2007 00:23 ~ 01:54
   #631908
9.

yine sen kazandın
eğer yine istanbul’san
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın istanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim

attila ilhan

   noktasal   25.08.2007 00:32
   #631936
10.

içimde yokluğun ateşini yaktın
karanlıklar ortasında güpegündüz
yıkılmış dağılmış bir adam bıraktın
gün, gün yaklaşan bir şey var; ölüm mü ne?
değilse içimde bu ürperti neden!
dolaşan kim benimle deli divane
güzel olan herşeydi seninle giden
şimdi bütün hayallerim yoksul kaldı
gittin, bana bu rezil istanbul kaldı

ümit yaşar oğuzcan

   noktasal   25.08.2007 00:34
   #631942
11.

anılar şehri

istanbul olunca gelmişim geçmişim
bir anılar şehridir kapısına dayandığım
cesaret edip araladım mı kapıyı
karşılar mavi suları taşıp eşikten dışarı

küçük balıkçı tekneleri takılır ayaklarıma
kız kulesi’ni alırım da avucuma
fısıldarken kulağıma zehirli masalını
sızar parmaklarımın arasından boğaz’ın serin suları

martılar döner başımda çığlık çığlığa
dost yüzler sarar çevremi sevinç nidalarıyla
kimi çıkıp gelir karacahmet’ten
kimi göçettiği başka illerden

okşadıkça saçlarımı kâh bir karadeniz yeli
kâh büyükannemin kuru, sevecen eli
söylendikçe beraber istanbul ve hasret şarkıları
vurur yüreğimin çeperine boğaz’ın dalgalı suları

kara kutusu geçmişle muhasebenin
kıyıya vurur tam önünde sahibinin
oysa en deli yerinde fırlatmışsındır akıntıya
bir daha hiç karşılaşmamak umuduyla

ah, unutturmaz asla bu şehir bir kere yaşananı
unutmak için bir ömür harcadığını
geleceğin yer istanbul oldukça dönüp dolaşıp
anlatır kaçışın boşunalığını boğaz’ın akıntılı suları

derin bir nefesle içime çekerim
özlediğim kokularını şehrimin
tarih ve baharat mısır çarşısı’ndan
eski kitap kokusu sahaflar’dan

damağımda eşsiz tadı çaya batırılmış simitin
kulağımda hüzünlü ezgileri uzak sevgilerin
bir güvercin kanadında yaklaşırken en can yakanı
süzülür gözlerimden usulca boğaz’ın tuzlu suları

mayıs 2006, zürih

   sunal   25.08.2007 11:15
   #632596
12.

<bkz: şiir şehir istanbul>

   ramiz   25.08.2007 13:03
   #632750
13.

sensiz olduğu her halinden belli istanbul'un
herhangi bir sokağında ağladım bu sabah.
doğsun mu doğmasın mı
sürencemede güneş? ..
ve sırtında küfe ile ayva satıyor
bir yaşlı adam,
hiç düşünmeden...
kimsesizliği ağlamalarından belli bir çocuk
adeta kendi kendine doğmuş
bugün istanbul...

ceyhun yılmaz

   cenkin gunlugu   25.08.2007 13:37
   #632789
14.

ne düşünsem sen
nereye baksam sen
ne canım çekse sen

içim dışım sen
içim dışım sensizlik
içim dışım özlem

özlediklerim benden uzak
uzağın diğer adı sen


ekim 2005, zürih

   sunal   26.08.2007 18:57
   #635049
15.

sis

sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
ey zulümler sâhası... evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
sefahate susamış bağrında yaşatan.
ey marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
ey köhne bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
içerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
yalnız işte bu... ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
milyonla barındırdığın insan kılıklarından
parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

örtün, evet ey felâket sahnesi... örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
“geçmişlere rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz evler;
ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: ayak öpme yolu.
ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar... hele sizler,
hele sizler...

örtün, evet, ey felâket sahnesi... örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!
t.fikret –18 şubat,1317-

aşiyan müzesi(tevfik fikret'in evi) mutlaka gidip görülmesi gereken bir yerdir. özellikle "sis" tablosuna bakıp yanında ki "sis" şiirini okumak için gidilmesi gereken bir yer.

   powerpufff   26.08.2007 19:37
   #635096
16.

<bkz: bir başka tepeden>

   wunderbar   26.08.2007 19:40
   #635100
17.

bu şehr-i istanbul ki bir misl-ü behadır
bir sengine yekpare acem mülkü fedadır
bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
hurşid-i cihan-tab ile tartılsa sezadır
altında mı üstünde midir cennet-i ala
el-hak bu ne halet bu ne hoş ab-u hevadır

<bkz: nedim>

   tsigalko   18.03.2008 04:16
   #872734
18.

bu benim dünyaya ilk gelişim,
yıkarak saltanatını koca fatih’in.
kundakla kefen arasında bir gün,
istanbul, istanbul deyişim.

#71614*

   hamlet   18.03.2008 04:41 ~ 04:41
   #872738
19.

<bkz: istanbul için>
<bkz: bir şehri bırakmak>*

   gibicibicis   24.06.2009 00:09
   #1459446
 
reklamı kapat

yazdır