kac para kac

1.

sol sütun nelere gebe. gereksiz, işlevsiz, geyik, kaba saba başlıklar açılıyor diye haklı bir veryansın ediliyor; ancak bunlar aracılığıyla dimağdaki 'çağrışım' yeni açılımlar da sunabiliyor sözlüğe misal.

buna benzer hâlette akıllara (benim akıllarım) düşen bir reha erdem filmi "kaç para kaç". bugüne değin izlediğim en iyi türk filmlerinden birisi. romandan uyarlanan hemen çok az filmi beğenmiş olmam, yani buradan mütemayil filmleri pek beğenmemem şöyle dursun, bu filmin herhangi bir romanla ilintisi bulunmuyorken, bir film öncelikle bu denli mi bir roman tadında olur? hal böyle iken; bir şeyin, herhangi bir şeyin romana fena halde benzemesi elbette beni tavlayacaktı. bir kadın roman gibi olursa değmeyin benden fizana ötelenmeme, kendimden olmama gibi...

sıkıntılı bir kasım gecesi evimde isteksizce izlemeye koyulduğum film henüz başlarken yahut filmin başlangıcında, beyoğlu'nun tünel muhitinden başlayan bir yağmurun tepebaşı'na, galata'ya doğru akması gibi bir hava (atmosfer), uzun zaman sonra "işte budur" dedirtebilmişti bana şükür.

her iyi başlayan şeyin sonraları ise çoğun beni hayal kırıklığına uğratması, bu kez yaşanmayacak ve bir çırpıda, içime çeke çeke izleyeceğim bir film olacaktı. evet, oldu.

paranın indirgemeci bir yaklaşımla (anlatılarak) insan indinde yarattığı depremlerin, devinimlerin ve edimlerin ne derece gözle görülür bir somutlukta olduğunu sergileyen film, iddialı olmayan duruşuyla, seyriyle izleyiciyi daha da içine çekiyor. insanın kendisiyle (ve elbette çevresiyle) verdiği psikolojik bir savaş bir yandan. samimi. gerçek. bu.

taner birsel'in muazzam oyunculuğu ile 1,5 saatte bitirdiğim güzel bir türk romanı gibiydi işte bu film.

(izlememiş gençlere duyurulur; seks, entrika falan da var. hem de akıllıca.)

emeklerine sağlık.

   lamazibici   26.04.2007 17:31 ~ 17:40
   #352851
2.

izledigim en ilginc piskolojik gerilim yaratan filmlerden biri. türk isi bir film olmakla beraber bundan taam 7 yil önce cekilerek türk sinemasinin uykudan uyandigi zamanlarin mahmurlu gözlerine su calan film olmustur.
hikayesi kisaca söyle:

adamin biri cok namuslu bir gömlek tüccari, ama uyuz. sonra tesadüfen eline bir canta dolar geciyor yaklasik 450.000 gayme. o da bu paradan sonra kendisiyle celismeye basliyor, yalanlara bulaniyor ve isin sonunda evinin balkonundan düsüp ölüyor...

cok anlatmayayim havasi kacmasin...eski oldugundna nette, google video da falan bulmaniz da kolay.
takva'yi önce izlememden mütevellit, takva tadinda buldugum film ayrica.

<bkz: eline saglik>

   hesperos   14.06.2007 00:12
   #466538
3.

reha erdem'in yönettiği, başrollerinde taner birsel ve bennu yıldırımlar'ın oynadığı, sinir bozucu bir havaya sahip ama sonuna kadar izlettiren film. içinde bulunduğumuz dönem itibari ile digiturk üzerinden turkmax kanalında da izlenebilmekte.

   monk   14.06.2007 00:26
   #466562
4.

<bkz: reha erdem>

   tarlabasi   14.06.2007 00:29
   #466570
5.

izleyiciyi gerim gerim geren güzel bir film.reha erdem adlı yönetmeni keşfettiğim filmdir ayrıca.başroldeki oyuncu gerilimi o kadar başarılı hissettiriyor ki ister istemez siz de geriliyorsunuz.korkuyorum anne yi de izledikten sonra yönetmenin ne yapsa başarlı olacağına kanaat getirdim.*

   saglam   13.08.2007 16:59
   #607720
6.

kamera olarak çok iyi bir film.ayrıca izlenirken "bu filmin sonu kesin çok değişik" bitecek dedirtmiştir bana ve nitekim öyle.

   muhsintopraktepe   14.08.2007 00:16
   #608708
7.

bu güz günlerinde yeniden izlenmesi hacet film belki de.

hani olur(lar) ya, bazı eser(ler)in mevsimi vardır; kendi çıktığı temalardan tecrit, edilgen olanda mevsimsel çağrışımlar da duyumsatır. ve elbet kişinin onan, onanmayan yanlarına göndermeleri bu noktada hayli önemlidir. ya da günün belirli vakitleri: sabah, kuşluk, öğle, öğleden sonra, akşamüstü, akşam, gece, sabah... belki 'suç ve ceza' akşamüstleri okunmalıdır, yahut 'orhan gencebay' geceleri dinlenmelidir ve nereden baksan kim bilir 'amelie' kuşluk vakti izlense daha etkileyici olabilir...

işte 'kaç para kaç' da sonbaharda izlense daha hazlı olacak gibi.

reha erdem'i yukarılarda bir yazarın söylediği gibi daha çok bu filmde tanıdık. sonrasında 'beş vakit' ve '*' geldi. hemen her sanatçının ürünlerinin skalasında gördüğümüz yürüntüyü bu yönetmende de yaşadık. nedir?

misal odur ki; sabahattin ali'nin kuyucaklı yusuf'u ilk romanı ve en iyi romanıyken (bunlar elbette kişisel görüler); içimizdeki şeytan iyi romandı, kürk mantolu madonna ise bu ikisine görece daha vasattı. buna sayısız örnek vermek mümkün. yani sanatçı ya da belki üretken insan zirvesini bir kez görüyor, sonrasında ürettikleri onu hatırlatan, aratan bir seyirle eyliyor kendini; hatası belki o noktada ısrar etmek oluyor veya da bu tartışmaya açık bir mesele...

reha erdem'i bu güzel sonbahar zamanlarında bu ilk ve en iyi filminde hatırlamakta ve yeniden tanımakta fayda olmasa da, anlamaya çalışmak fena olmaz.

   lamazibici   19.11.2008 03:11 ~ 03:13
   #1089954
8.

raskolnikov'u hatırlatır. filmin olağan mütevazılığına karşı vurucu bir finale sahiptir.

   hicbirine isinamadim ne yazsam   12.12.2009 18:02
   #1788840
 
reklamı kapat

yazdır