le grand voyage

1.

<bkz: büyük yolculuk>

dün gece şans eseri trt 1'de gece kuşağında gördüğüm ve hiç ummadığım derecede mükemmel bulduğum film.

normalde gece kuşaklarında hep kalitesiz, yavan filmler konulması alışıldık bir durum, ama trt'nin böyle kaliteli bir yapımı gece kuşağında sergileyeceğini hiç düşünmedim. zira bu film gece kuşağını hiç haketmiyor.

filmin konusuna gelirsek; babası ve onunla pek anlaşamayan fransız bir gencin hikayesi anlatılmakta. baba müslüman, oğul ise değil. babası hacca gitmek istiyor ama bunu yaparken uçak veya deniz yolu yerine kara yolunu tercih ediyor. filmin ilerleyen dilimlerinde oğlu soruyor bu durumu ve baba; " ne kadar zor şartlar altında gidersen o kadar büyük sevap kazanırsın" manasında birkaç cümle kurarak oğluna ayak üstü amacını anlatıyor.

film, yolculuk üzerine işlendiği için birçok ülkede geçiyor. bunların içinde türkiye'de var. diğer ülkelere kıyasla manzara çekimlerinde en belirgin olan yer istanbul. belli ki yönetmen istanbul'a hayran kalmış.

hiçbir sahnede rerorerö diyemiyorsunuz. her sahnenin bir ilginçliği, belkide her sahneden ufak da olsa kapabileceğiniz şeyler var.

filmin sonu ise hiç ummadığınız bir şekilde sizi duman edip ağlatabiliyor. gencin babasını son kez görmesi, ardından çaresizce babasını arayıp, görevliler tarafından yaka paça insanların arasından söküp alındıktan sonra, babasının cesedini teşhis için ihramların içindeki birçok ölülerin yanına götürüp, babasını bulduktan sonra yanında yere yatıp ağlaması buruk bir sahneydi.

velhasıl, enfes bir film. son zamanlarda izlediğim o bütçe ucubesi filmlere kıyasla tek keyif aldığım film diyebilirim. bunca zaman izlemediğime pişman oldum.

filmin diğer ayrıntısına girersek; 2004 yılında çekilen film, aynı yıl içerisinde venedik film festivalinde en iyi film dalında da ödül almıştır.

izlenir bu diyelim ve noktalayalım.

   shytex   12.08.2010 10:42 ~ 10:43
   #2124598
 
reklamı kapat

yazdır