merkantalizm

1.

gozunu altin hirsi burumus kimselerin yasadigi donemi tanimlayan ekonomik akim. bu doneme ait en onemli sey, altin buldum kimindir?sahibi yoksa benimdir sloganidir.

   kingston   03.04.2006 01:29
   #1484
2.

hammadde disinda ara ve mamul mallarin ithalini mumkun oldugunca azaltmayi, hatta sifira indirmeyi ongoren ekonomik dusunce. o zamanin degerli madeni ve ticaret birimi olan altin'a buyuk bir sehvet ile sahip olma isteginin ve somurgeciligin altinda yatan olgu. sanayi devrimi sonrasi pek revasta olmayan ekol.

   kingston   18.04.2006 02:35
   #3829
3.

kapitalizm öncesi toplunmlarda yaygın olarak uygulanan ve başlıca önermeleri ödemeler dengesi fazlası verecek bir ticaret politikası izlemek ve devletin ekonomiye aktif müdahalesini savunmak olan ekonomi doktrini.

   masaimara   20.07.2006 13:59
   #14132
4.

16. yüzyıldaki ekonomik akımdır.
bu dönemden sonra ülkelerin zenginliği toprakla değil, elinde bulundurduğu altın,gümüş,değerli mallar ve ticaret hacmiyle orantılıdır.

   sozdemir   01.06.2007 19:39
   #441250
5.

16. yüzyılın başlarından 19. yüzyılın ilk yıllarına kadarki 300 senelik bir dönemi kapsayan merkantilizm, bu zaman aralığında kendi içinde değişim göstererek neticede tarih sahnesindeki yerini başlangıcına göre çok farklı bir noktada almıştır. fransız merkantilizmi “colbertism” olarak adlandırılırken; ispanyol merkantilizmi “bulyonizm”, alman merkantilizmi ise “kameralizm” ismini almıştır. “merkantilizm” ismi ilk defa adam smith tarafından kullanılmıştır. bu döneme zaman zaman “ticari sistem” ya da “sınırlayıcı sistem” de denmektedir. bu sebeple merkantilizmi tek bir şekilde tanımlamak mümkün olmamaktadır. 18. yüzyılın sonlarına doğru liberal düşüncenin iyice hakim hale geldiği merkantilist çağ, klasik teori’nin de öncülüğünü yapmış, ulus devletin kurulmasına ön ayak olmuştur.

merkantilizm; ticaretle uğraşmak, bir mal satmak anlamına gelmektedir. ithalatı kısıtlayıp, ihracatı teşvik ederek güçlü ve zengin bir devlet inşa etmeyi amaçlayan iktisadî milliyetçiliktir. millî zenginlik ve gücün, ihracatı yükselterek bunun karşılığında değerli madenler elde etmeye paralel olduğunu iddia eder. devleti, bir takım iktisadî düzenlemelerle refah içinde tutmayı amaçlayan politikalar bütünüdür. iktisadî bütünlüğü ve politik kontrolü hedefler.

feodalizmin çöküşüne yakın tarihlerde ortaya çıkmış olan; değerli külçe birikimini, dış ticaret fazlasını, tarımın ve üretim sektörünün gelişmesini ve dış ticaret tekellerinin kurulmasını sert idarî düzenlemelerle tüm millî ekonomiyi kontrol ederek sağlayıp, bir milletin parasal zenginliğini ve gücünü birleştirerek artırmayı hedefleyen iktisadî sistemdir.

tüm bu tanımlamalara bakıldığında merkantilizmin, iktisadî konularla olduğu kadar dış politikayla da ilgilendiğini; dolayısıyla bir ülkenin jeopolitik konumuna yön verdiği de söylenebilir. yukarıda da belirtildiği gibi, oldukça uzun ve tam bir fikrî bütünlüğün olmadığı bu dönemin isim babalığını adam smith yapmıştır. ulusların zenginliği (1776) adlı eserinde smith, korumacı dış ticaret politikalarını şiddetle eleştiriken, bu döneme “merkantilizm” adını vermiş ve bu o günden bu yana geniş kabul görmüştür.

merkantilizmin tarihçesi


feodalizmin çöküşü

merkantilist sistem, feodalizmin külleri üzerine doğmuştur denilebilir. bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, avrupa geneline bakıldığında feodalizmin sona erişinin hemen hemen her ülkede farklı tarihlere denk geldiğidir. bu sebeple merkantilizme geçiş, hem tarih açısından hem de düşünce sistemi açısından ülkeden ülkeye değişiklik arz etmektedir. örneğin; kıta avrupasına göre siyasi birliğini daha önce tamamlamış ingiltere’de merkantilizm korumacı ve yayılmacı bir sistem olarak sanayi devrimi için güçlü bir millî ortam hazırlarken, almanya ve fransa gibi ülkelerde millî birliği sağlamaya yönelik olmuştur. feodal sistemdeki iktisadî yapıyı kısaca incelemek gerekirse; yaklaşık 30 kilometrelik, kısıtlı bir mesafe çerçevesinde gerçekleşen küçük ölçekli iktisadî aktiviteyle karşılaşılır. üretimin dayandığı başlıca temel kaynak, tarımdır. söz konusu sistem içerisinde belli başlı beş farklı aktör grubu etkin görünmektedir: krallar, asiller, tüccar, rahipler ve serfler. krallar parayı ve emniyeti sağlar, asiller tarımı kontrol eder, tüccar ticarî sistemi idare eder, ruhban sınıfı genel olarak davranışları belirler ve son olarak serfler ise sadece ve sadece hizmet etmeye odaklanmış bir işgücünü meydana getirir. feodal iktisadî sistem şu dört ana başlık altında karakterize edilebilir:

1) asil – vasal ilişkisi,
2) otoritenin son derece mahallî olması,
3) otoritenin arazi sahipliğine dayalı olması,
4) mülkiyet haklarının ha

yukarıda da belirtildiği üzere, feodal sistemin işgücü açısından dayandığı nokta, bir bakıma yarı köle durumunda hayatlarını sürdürmeye çalışan serf sınıfıdır. avrupa genelini kasıp kavuran ve “kara ölüm” olarak adlandırılan veba salgını işgücünde ciddi bir eksilme meydana getirmiştir. bununla birlikte aynı dönemlere denk gelen reform çalışmaları ve artan seyahat imkânları, bir yandan insanların hayata bakış açısını değiştirirken diğer taraftan da uluslararası ticaretin gelişmesinin önünü açmıştır. böylece özel mülkiyet kavramı ortaya çıkmış, genel feodal düzenle çatışmalar yaşanır olmuştur. yukarıda bahsettiğimiz bütün bu etkenlerin sonucunda da feodal sistemin çözülme sürecinin başladığı söylenebilir.

merkantilist düşüncenin ortaya çıkışı

aslında; yaklaşık olarak 16. yüzyılın başından 18. yüzyılın sonuna kadar olan dönemi kapsayan merkantilist dönemin benzer, tek bir düşünce etrafında kenetlenip, o yönde politikalar ürettiğini söylemek oldukça güç, hatta imkânsızdır. feodalizmin kıta avrupası genelinde ortadan kalkışının farklı farklı tarihlerde gerçekleşmesi, merkantilist düşüncenin ortaya çıkışı ve gelişmesininde de benzer farklılıkları beraberinde getirmiştir.

ortaçağ’ın bitimini sembolize eden reform ve rönesans hareketleri, yeni iktisadî görüşleri ve beraberinde feodal iktisat düzeninin sonunun geldiğini de haber veriyordu. yaşanan bu değişim, feodal yapının özelliklerine uygun bir biçimde, yerel bazda gerçekleşmekteydi. yukarıda da belirtildiği üzere ülkeden ülkeye farklılıklar gözlemlenmekteydi. bir ada ülkesi olmasının da getirdiği avantajla millî birliğini daha önce tamamlayan ingiltere’deki iktisadî değişim, almanya veya fransa’dan daha farklı bir süreci yaşamaktaydı.

denilebilir ki; ortaçağ siyasî yapısında yaşanan kökten değişiklikler ve sonucunda millî devletlerin yavaş yavaş tarih sahnesine çıkmaya başlaması, uluslararası kapsamda yaşanan ticarî devrim ve ortaçağ iktisat sisteminde yaşanan çöküş, merkantilizm olarak adlandırılan dönemin kapılarını açmıştır. bu dönemde bir yandan kantitatif yönetemler geliştirilirken, söz konusu dönemin sonlarına doğru liberalizme öncülük eden görüşler ortaya çıkmaya başlamıştır. iktisat politikalarının, bir devleti güçlü kılma yolunda hizmet verecek şekilde belirlenmensi gerektiği düşüncesi de bu değşimde etkili olan bir başka etkendir.

gelişme

merkantilizm, savaş ve çatışmadan başka hiçbir şeyin ön planda olmadığı bir dönem anlamına da gelmektedir. ticarî anlaşmalar her zaman siyasî idi ve iktisadî rekabet aynı zamanda siyasî rekabet demek oluyordu. merkantilizmin gelişme sürecinde iç ve dış siyaset kavramlarında da bir takım değişiklikler meydana gelmişti. iç siyasette, ücret ve fiyatların düzenlenmesi ön plandaydı. bununla birlikte; iş gücü haklarına yönelik kanunî düzenlemeler zayıf kalırken, tüketim konusunda ayrıntılı yasalar hazırlanıyordu. dış siyasette ise; dış ticaret fazlası, deniz ticareti ve sömürge sistemi en fazla önem verilen konu başlıklarıydı.

16. yüzyıl

16.yüzyıl, iktisat biliminin doğduğu dönem olarak kabul edilebilir. iktisadî konular ve sorunlar üzerine yazılı ilk ciddi eserler bu dönemde karşımıza çıkmaktadır. 1571 yılında ölen john hales, ekonomi ile ilgili görüşlerin ayrı bir bilimdalı olarak ele alınması gerektiğini belirten ilk kişidir. hales kendisinden sonra gelen locke, hume, adam smith, john stuart mill gibi düşünürlere önderlik etmiştir.

miktar teorisi de ilk kez yine bu yüzyıl içinde ortaya çıkmıştır. 1552 yılında ünlü bilgin copernicus, prusya meclisi’ne sağlam bir para sisteminin nasıl kurulabileceğini anlatmış, 1556 yılında da polonya kralı’nın emriyle bu konudaki düşüncelerini yazılı ortama aktarmıştır. copernicus’a göre, para bollaştığı zaman değerini kaybetmektedir.

amerika kıtasının altın ve gümüş stoklarının avrupa’ya; öncelikle de ispanya’ya akmasıyla 1550’li yıllarda avrupa’da fiyat devrimi olarak adlandırılan ani fiyat artışları kaydedilmiştir. değerli madenlerin bollaşması ile fiyat artışları arasındaki ilişki birçok düşünürün dikkatini çekmiş ve bir ispanyol rahip, navarrus 1556’da teoloji konusunda yazdığı bir kitapta faiz konusunu da ele almıştır. “para , nerede daha kıtsa orada, bol olduğu yere göre daha kıymetlidir. para talebi nerede kuvvetli ve arzı azsa orada daha kıymetli olur” diyerek miktar teorisini ortaya koymuş; miktar teorisini, arz – talep teorisinin bir uygulaması olarak ele almıştır.

miktar teorisinin asıl sahibi olarak ise bir fransız hukuçusu olan jean bodin kabul edilmektedir. bodin, miktar teorisini 1568’de yazdığı “bay malestroit’nun paradokslarına bir cevap” adlı eserinde ilk kez ortaya koymuştur. ona göre fiyat artışlarının temel olarak beş ayrı sebebi bulunmaktaydı. altın ve gümüşün bolluğu, monopoller, ihracat ve israf sebebiyle ortaya çıkan mal kıtlıkları, kralların ve asillerin lüks içindeki yaşantıları ve madenî paranın ayarının bozulmasıdır. bodin’e göre fiyat artışlarındaki en önemli etken, altın ve gümüş bolluğuydu. bodin bunun yanısıra faize dinî sebeplerle karşı çıkmış, dış ticareti onaylamış ancak ihracatın fiyatları yükseltirken, ithaların düşüreceğini savunmuştur.

17. yüzyıl

17.yüzyıla gelindiğinde, merkantilizm ile ilgili olarak karşımıza çıkan ilk önemli kişilk, gerard de malynes’dir. döviz işlemlerinin sıkı bir kontrol altında tutulması gerektiğini savunan malynes bu yüzden kendisinden sonra gelen merkantilistler tarafından “külçeci” (bullionist) olarak adlandırılmıştır. “saint george for england allegorically” adlı eserinde malynes, iktisadî etkenleri mecazî bir dille açıklamış ve faiz ile döviz kurlarını kontrol edilmeleri gereken en tehlikeli unsurlar olarak ilk sıraya yerleştirmiştir. ingiliz imparatorluğu’nu bir eve benzeterek, harcamaların gelirden fazla olması durumunda sıkıntı doğacağını belirtmiş; ticarî bilanço deyimini kullanmamakla birlikte bir ülke açısından ihracat ve ithalat denkliğinden söz ederek, bu denkliğin eksiye dönmesinin söz konusu ülkenin zenginliğini kaybetmesi anlamına geleceğini iddia etmiştir.

1608 ile 1654 yılları arasında yaşayan edward misselden adlı tacir, “free trade or the means to make trade flourish” adlı eserinde ticaretle bireysel olarak ilgilenen kişileri desteklemiş ve tekelci firmaları, başta da ünlü east ındia company’yi şiddetle eleştirmiştir. kitabının adında serbest ticaretten bahsetse de, bir merkantilist olarak misselden’in kast ettiği, ihracatı artırıp ithalatı sınırlandırmak için ihracatı dizginleyen bir takım kurallardan kurtulmak ve özellikle east ındia company gibi tekelci ihracatçıların etkisinin sınırlandırılmasıdır. böylece ingiltere dışına olan değerli maden akımı sınırlandırılarak, ülke zenginliğinin artırılacağını öngörmekteydi.

ingiliz east ındia company’nin yöneticilerinden olan thomas mun, merkantilist düşüncenin en önde gelen temsilcilerinden birisidir. “a discourse of trade from england unto the east ındies” ve “england’s treasure by foreign trade” adlı eserleri, gerek merkantilist gerekse iktisadî düşüncenin gelişmesinde son derece etkili olmuştur. ilk kitabında o dönemki iktisadî durgunluğun sebebi olarak mun; yabancı paralardaki devalüasyona karşın ıngiliz parasının değerinin aynı kalmasını öne sürüyordu. fakat bu durumdan çıkış ingiliz parasının da devalüe edilmesi değildi. ona göre çare; yabancı malların az tüketilmesi, ihracatın artırılması, ithalatı ikame edecek mal üretiminin ve balıkçılığın teşvik edilmesi ve aşırı yiyecek – giyecek tüketiminin önüne geçilmesiydi. ikinci ve görece daha modern olan kitabında ise mun, ekonomik kalkınma ile dış ticaret arasındaki ilişkiyi konu edinmiştir. ihracatın her zaman ithalattan fazla olması gerektiğini, ithal mallarını ikame edici üretime önem verilmesini ve ihrac edilen ürünlerin hammadde değil, işlenmiş son ürünler olması gerektiğini savunmuştur. mal ihracının yanı sıra; denizcilik, bankacılık ve sigortacılık gibi hizmet satışlarının da ülkeye döviz kazandıracağını belirterek mun, modern ödemeler dengesinin en önemli kalemlerinden biri olan görünmeyen işlemleri de ticaret dengesine eklemiş oluyordu. önceki merkantilistlerin aksine mun; bir ülkenin zenginlik göstergesi olarak biriktirilen külçelerin yanı sıra, eldeki mal ve kaynakların da çok önemli olduğunu söylemiş ve ticaret, hazine ve siyasî gücün bir ve aynı şeyler anlamına geldiğini iddia etmiştir. dış politika ve özellikle dış ticaret politikası adeta bir savaş aracı olarak kabul edilmiştir. klasik iktisat düşüncesi bunun tam tersini savunurken, 1929 büyük buhranı’nın hemen ardından düşünceleri öncelikli olarak kabul görmeye başlayan keynes, merkantilizmden bu sebepten dolayı övgüyle bahsetmiştir.

fransız kralı 14.louis’nin maliye bakanı olan jean baptiste colbert zamanında merkantilizm fransız devletinin resmî politikası haline gelmiş ve bu yüzden fransız merkantilizmi “colbertizm” olarak adlandırılmıştır. fransız merkantilizmi, ingiliz merkantilizminin aksine devlet müdahaleleriyle yönlendiriliyordu. bir başka deyişle ingiliz merkantilizmi büyük bir hızla devlet müdahalelerinden kurtulmaya yönelmişken, fransız merkantilizminde bu müdahaleler kurumsal hale getirilmiştir. colbert döneminde sanayi çeşitli şekillerde desteklenmiş ve gümrük vergileriyle korunmuştur. fransa içerisindeki eyaletler arası gümrük vergileri kaldırılmış, tek bir fransız gümrük tarifesi getirilmiştir. her şeyin devlet gözetiminde olduğu bu sistemde, fransız sanayiinin dışa olan bağımlığını azaltmak için mümkün olan tüm tedbirler alınıyordu. fransız sömürgeleri artıyor, ticaret gelişiyor ve colbert feodalizmden kalan tüm düzenlemeleri ortadan kaldırarak fransız ulus-devletinin hakimiyetini tam anlamıyla yaymak istiyordu.

merkantilizmin tek bir tanımını yapmanın güçlüğüne delil oluşturacak olan bir diğer örnek de alman tipi merkantilizmdir. kammeralizm olarak adlandırılır. kralın veya prensin hazinesi anlamına gelen “kammer” kelimesinden türemiştir. çünkü amaç, devlet hazinesinin zenginleştirilmesi, gelirlerin artırılmasıydı. bu akımın ortaya çıktığı dönemde almanya, birbirleriyle sürekli mücadele halinde olan birçok prensliğe bölünmüş durumdaydı. ingiltere, fransa ve hollanda’nın hızla geliştiği o tarihlerde kameralizm, alman devlet memurlarını eğiterek iktisadî kalkınmayı sağlamaya yönelik bir araç haline gelmiştir. kameralist düşünce de, ingiliz ve fransız meslektaşlarına benzer görüşleri savunmuş, bazı noktalarda ise onlardan ayrılmışlardır. altın ve gümüş biriktirerek millî zenginliğin artacağını öne sürmüş, devlet müdahalesini savunmuşlardır. ancak; ingiltere’de tüccar ve işadamları kısa broşürlerle merkantilist düşünceyi savunurken, almanya, hukuk profesörleri ve maliyecilerin ortaya koyduğu son derece ayrıntılı ve uzun eserlere şahit olmuştur. kameralistler dış ekonomik ilişkiler, ticaret ve ödemeler dengesi gibi konularla çok az ilgilenmiş, ağırlığı yurtiçi tarım ve sanayi konularına vermişlerdir. ingiltere'deki sistemin aksine, birey ile devlet arasında iktisadî açıdan bir menfaat birliği olması bir yana, sürekli bir çıkar çatışması yaşanacağını ileri sürmüş, devletin mutlak otoritesi lehine fikirler geliştirmişlerdir.


18. yüzyıl ve merkantilizmin zayıflaması

17.yüzyılın ortalarından itibaren, işadamları ve tüccarların yanı sıra bazı düşünürler de iktisadî konularla ilgilenmeye başladılar. bunun sonucunda, kişi hürriyetine daha fazla önem veren ve devletin müdahaleci sistemine karşı çıkan; dolayısıyla merkantilizme karşı gelen bir zümre ortaya çıkmış oldu. bunlara göre, ekonomi kendi kendine şekil verebilecek, dışarıdan herhangi bir müdahaleye ihtiyaç hissetmeyen bir sistemdi. dış etki ne kadar az olursa, ekonomi de o kadar iyi çalışırdı. ayrıca kısıtlama ve müdahalelerin ortadan kalkması, hem kişiler hem de ekonomi için çok daha iyi olacaktı. nasıl ki merkantilist düşüncenin uygulanışı ülkeden ülkeye değişiyorsa, ortaya çıkan bu yeni liberal düşüncelerin etkileri de farklı farklı olmuştur. çok sayıda sanayici ve tüccarı içinde barındıran orta sınıfın ingiltere’de yaygın olması, liberal fikirlerin benimsenmesini hızlandırırken, daha yavaş ve dar kapsamlı olsa da fransa ve hollanda bu akımda ingiltere’ye eşlik etmişlerdir. fakat, bir ulus-devlet olma yolunda diğerlerini geriden takip eden almanya ve italya ise merkantilizme sıkı sıkıya bağlı kalmış ve libaral düşüncelere sınırlarını en azından bir süre daha sıkı sıkıya kapatmışlardır.

merkantilist düşünce sisteminin sağlam temeller üzerine oturmasında en önemli rollerden birisinin thomas mun’a ait olduğundan bahsedilmişti. mun’un ardından iktisadî düşüncede iki yeni temayül belirmişti. birincisi, kantitatif yöntemlerin iktisadî düşünce içinde kabul görmeye başlaması; diğeri ise, ekonomik sistem üzerindeki devlet müdahalesinin azaltılmasını savunan liberal düşüncedir.

liberal düşünceye doğru

iktisadın, bir bilim dalı olma yolunda önemli adımlar atılmasını sağlayan merkantilizm, liberal düşünce sisteminin de kapılarını aralamıştır. bu geçiş döneminin en önde gelen isimleri; john locke, josiah child, nicholas burbon, dudly north, john law, richard cantillion, george berkeley ve david hume gibi kişilerdir. genel olarak merkantilizmden liberalizme geçiş dönemini şekillendiren, yeni ve farklı fikirler üreterek liberal düşüncenin temellerini atan bu bilim adamlarından dudly north, merkantilizmi tümden redderek liberalizme geçişi savunmuştur. david hume ise, iktisadın bağımsız bir sosyal bilim olarak kabul edilmesini sağlamıştır. otomatik denge mekanizması, tam serbest ticaret, liberal dış ticaret dengesi, külçecilikten uzaklaşma, kâğıt paranın tavsiye edilir olması, para, faiz, emek vb kavramlar üzerine derinlemesine analizler yapılmaya bu dönemde başlanmıştır. james steuart, devlet müdahalesini savunan “son merkantilist” olarak tarihteki yerini almıştır.

fransa’da uygulanan ve colbertizm adı verilen merkantilist sistem, ağırlıklı olarak sanayi üretimine önem verdiğinden, tarımla uğraşan kesimin yoğun tepkisine sebep olmaktaydı. uzun yılların getirdiği birikimin sonucu olarak, halk kurulu düzeni ortadan kaldırmak istemekteydi. bunun sonucunda, liberalizme giden yoldaki en önemli adım atılmış ve “fizyokrasi” olarak adlandırılan iktisadî düşünce akımı ortaya çıkmıştır. fizyokratlar; bir lidere sahip ve yazar kadrosu ile bir dergi etrafından bütünleşmiş olan ilk modern iktisadî düşünce okulu olarak kabul edilmektedirler. kurucusu françois quesnay’dır. doğal düzeni ve doğa kanunlarını ön plana almışlar; olayların gidişatına bırakıldığında bir şekilde kendi dengesini bulacağını iddia etmişlerdir. bu düşünce akımının babası olarak john locke gösterilmektedir. dünyaca ünlü “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” (laissez faire, laissez passe) söyleminin sahibi yine fizyokratlardır.

böylece liberal düşünceye doğru olan eğilim gittikçe artmış ve adam smith’in 1776 yılında yayınlanan “ulusların zenginliği” adlı eseriyle, klasik iktisat düşüncesi ve liberalizm tam anlamıyla başlamıştır.

   amores perros   29.07.2007 00:03
   #577266
6.

ne kadar altının varsa o kadar zenginsin mantığı vardır. ithalat yapmayıp ihracata yönelirler.

   tencarto   29.07.2007 00:05
   #577273
7.

kapitalizmin anası.

   2050   06.01.2008 13:21
   #804412
8.

külçecilik olarak bilinir.
tarihte en sert biçimde ispanya'da uygulanmıştır.
buna göre ithalat yasaktır. yani ithalat ile dışarıya altın veya gümüş gibi değerli madenleri çıkarmanın sonucu ölümdür.

en yumuşak biçimde; ingiliz merkantalizmi gösterilebilmektedir.
kapitalizmin çıkışı denebilir.
kapitalizmden sonra; monopol piyasa hakim olmaya başlar.
ardından marks'a göre sosyalizm ve ardından komüzim yaşanacaktır.

sevgiler.

   darkofdirt   02.12.2008 17:10
   #1100671
 
reklamı kapat

yazdır