mobilya montaji

1.

ilk akla gelen marka ikea herhalde.
mobilyayı teşhirden görüp beğeniyorsun, siparişi veriyorsun ve o güzeller güzeli mobilya evine karton koliler içinde vidalarıyla beraber beşyüz parça olarak geliyor.

ikea'yla alakalı bir tecrübem yok ama koçtaş'ta da (ve muhtemelen daha birçok mobilyacıda) böyle bir uygulama var.

koçtaş'a gidip ihtiyacın olan küçük bilgisayar masasını, masanın önüne koyacağın yükseklik ayarlı sandalyeyi ve üç kapılı elbise dolabını 'işimi görür' beğenisiyle alıyorsun.

ilk soru;
nakliye istiyor musunuz?
'yok ben sırtımda götürücem'.
vardır elbet aldığı ürünü kendi imkanlarıyla evine götürebilecek adamlar ama hayatında hiç bu tip bir şeyler almamış insanlar bilindik beyaz eşyacı mantığıyla ürünün üzerinde yazan fiyata nakliye de dahil diye düşünüyor.
sonradan görüyorsun ki istanbul'un parça pinçik edildiği bir haritada bölgesel olarak nakliye fiyatları belirtilmiş.

mesela o elbise dolabı..
elbise dolabı sorunumu 155 liraya çözecek olmanın mutluluğunu yaşıyorken araya nakliye ücreti girmesi sinirlerimi bozuyor tabi. kıl oluyorum bu duruma ve çatacak bir şeyler arıyorum.
kahretsin, her şey o kadar sistematik ki, kızacak bir şeyler de yok.
ister istemez rastgele bölgelere ayrılmış istanbul haritasına yoğunlaşıyorum ben de en milliyetçi havamla. içimden bankonun arkasındaki adama işaret parmağımı sallayarak bağırmak geliyor "istanbul'u bölemezsiniz ulan" diye. sonra bunun anlamsızlığına gülüp adresi mırıldanıyorum adama.
altı sütü bir kez alınacak.. nakliyesi de sadakam olsun havasındayım ve ben, her şeyden önce artık elbise dolabı sorununu çözmüş biriyim.

"evet, nakliye istiyorum"

derken ikinci soru geliyor;
montaj istiyor musunuz?
aha.

bende şöyle bir durum var;
ilk defa gittiğim bir yerde (ki bu yer cafe de olabilir, alış merkezi de) her zaman oranın işleyişi hakkında bir fikrim varmış, olaya aslında hiç yabancı değilmişim gibi yapma ihtiyacı hissederim.
sanki bu bana o mobilyayı satan adamın umrunda.
sanki ben 'nası yani abi, montajı zaten yapmıycak mısınız' desem, herif tüm mesai arkadaşlarını oraya çağırıp benimle makara yaptıracak.

hızlı düşündüm.
aklıma çocukken sahip olduğum kırmızı rugan legolar geldi.
analiz sistemimin bir gereği olarak hemen kendi kendime bir soru sormam gerekiyordu ve sordum; "ne kadar zor olabilir ki".

hem adama 'evet, montaj istiyorum' dersem adam benim iki kıçı kırık tahtayı birbirine geçirmekten aciz zavallı bir mal olduğumu düşünebilirdi.

"hayır" dedim.
"montaj istemiyorum. teşekkür ederim".

artık ben kamyon, nakliye gibi şeylerden anlamayan ama kafa yorucu bulmacalardan zevk alan yetenekli bir adamdım satış görevlisinin gözünde. ve eve gelecek olan parçaları birbirine tutturmak eğlenceli de olacaktır.
daha hafta sonu bir gazete ekinde maket evler vardı iki evi beş dakikadan kısa bir sürede yapmıştım.
evet, ne kadar zor olabilir ki? (sen dur bi bakalım)

biraz sorunlu geçen ödeme faslından da sonra kendimi dışarı attım. yaşadığım tüm süreçte yanımda olan hatun çok can alıcı bir noktaya parmak bastı;
"montaj işini halledebileceğine emin misin hayatım?"
ve sirk papağanı gibi ezbelediğim cümle;
"ne kadar zor olabilir ki canım
"bilmem

söz verdikleri zamanda eşyaları getirdiler.
tamam, montaj işini ben üstlenmiştim ama gelen şeylerin bu kadar da dağınık olacağını hiç tahmin edememiştim.
uzun ince koliler.. içlerinde her boydan sağı solu delik garip garip tahtalar.
küçük küçük poşetler. hayatımda hiç görmediğim gariplikte alet edevat var içinde.
aman allah'ım.

allah'tan eşyaları -daha doğrusu demolarını- getiren adam teslimat esnasında 'bu sandalye, şu dolap' falan diye belirtti.
yoksa ben hayatta soramazdım bunları hangisi dolap hangisi masa diye. çünkü adamın içinden 'lan at kafası. daha hangisi dolap diye anlamıyon, bunu nasıl monte edicen' diye geçireceğini düşünürdüm.

herneyse.
kolileri parçaladım ve masayla dolabın parçaları birbirine karışmasın diye özen göstererek her şeyi boş odaya taşıdım.

önce dolaba niyetlendim.
parçaları teker teker yere serdim ve yaklaşık on dakika boyunca hangi parçanın dolabın neresini oluştuyor olabileceğiyle ilgili incelemelerde bulundum.
sadece raflar kendini belli ediyordu.
seri karar verme yeteneğim ve pratik zekamı kullanarak rafları bir kenara ayırdım. böylece çalışma alanım genişleyecek ve problem biraz daha sadeleşmiş olacaktı.

bundan sonrası için gidişatı anlatmaktansa sonuca nasıl ulaşılır kısmıne değinmek sanırım daha faydalı olacaktır.

evvela şunu kesinlikle kafamıza sokmak gerek;
eğer daha önce mobilya montajı yapmadıysak ve konu hakkında herhangi bir bilgimiz yoksa bunu legoları birleştirmek gibi görmemek gerekiyor.
inanın hangi parça kapı, hangi parça tavan-taban anlamak çok zor.
eğer -atıyorum- iç bölmeyle sağ duvarı ya da orta kapakla iç kapağı karıştırırsak dolabı bitirmek imkansızlaşır. durumu farkedip düzeltmek istediğimizde vidaladığımız her şeyi tekrar sökmemiz gerekir.

hadi uğraştık, ettik, kastık.. parçaların nereye ait olduğunu bulduk.
bu sefer diğer önemli şeye dikkat etmek gerekiyor;
'montaj sıralaması'.
mesela menteşeler.. eğer menteşeleri en son takarsak ilk başta takmamıza oranla yaklaşık yarım saatlik bir zaman kaybı yaşarız.
ya da 'baza' diye isimlendirilen ve dolabın önünde, yerde bir nevi perde görevi gören uzun ince tahta..
bunu basit diye en sona bırakırsak, elimizde patlar.
o parça (dolabına göre değişir tabi) dolabın sağ dışıyla tabanı birleştirildikten hemen sonra takılmalıdır.

ve bunun gibi onlarca püf noktası.

en önemlisi;
kesinlikle ve kesinlikle parçalarla beraber gelecek olan montaj şemasına güvenmeyin. avuç içinden biraz büyük olan bu kağıt parçası orijinal şemanın on göbek öteden fotokopisi olduğu için net okunmuyor, parçalar rahat seçilemiyor.
işin boktan tarafı alınan dolaba çok benzeyen farklı bir modelin kılavuzu da olabiliyor bazen.
mesela benim dolabım üç menteşeliydi ama kılavuzdaki resimlerde iki menteşe vardı.
sırf bu yüzden menteşeler mevzusunu montajın ilk ayağında yapamamıştım ve sonradan beni çok yormuşlardı.

sonradan öğrendiğime göre bu montajları koçtaş'tan talep etseymişim toplam maliyet 95 lira daha artacakmış.
komik olan da şu;
aldığım sandalyenin fiyatı 26 lira. montajı için istenen para 25 lira.

tüm bu yap-boz'dan bozma etkinlikler tam iki mesai sonrası akşamıma mal oldu.
eğer yapacak çok işiniz varsa, bulaşmayın.

bana sorarsanız, eğlenceli yanları da var.
işleri bitirip de eserleri sapasağlam bir şekilde kullanılabilir hale getirdiğinizde duyulan gurur çok özel bir şey.
üretimin herhangi bir noktasında yer alabiliyor olamnın verdiği işe yarıyor olma hissi var bir de.
komik gelebilir ama insana acaip bir özgüven de veriyor.

hayatımda toplasam en fazla 3 kere ampul değiştirmiş ve bunları yaptıktan sonra da harbiden bişey yapmış gibi övünen ben, bir haftadır telefon prizinden aspratör borusuna kadar türlü türlü küçük sorun çözüyorum.

kısaca,
mobilya montajı aslında zevkli bir uğraştır ve insana bir şeyler katar.

   infinitedreams   08.06.2009 17:37
   #1429722
 
reklamı kapat

yazdır