montaigne

1.

avrupa'ya özgür düşünmeyi öğreten adam olarak anılan fransız yazar, düşünür.

   nostradomuz   03.11.2006 19:40
   #97759
2.

fransayı protesto ettiğimiz şu günlerde okusak mı okumasak mı diye tereddüte düştüğümüz ama bir kere okumuş bulunduğumuz yazar kişisi.*

   okkes   03.11.2006 19:42
   #97763
3.

lisedeyken hayatımı bana zehir etmiş kişilik... her sınavda çıkıp da sırf ismini doğru yazamadı diye bile puan kırılmasını sağlayan fransız evladı...<bkz: sikerek çoğaltmak>

   mymooncook   03.11.2006 19:42
   #97764
4.

insanlar başaklara benzerler,içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler
sözü de o'na aittir.

   iskembedolmasi   04.04.2007 13:27 ~ 05.01.2008 01:03
   #304507
5.

biraz kişisel entry kıvamında olacak ama, bu adam demiştir ki bu adam her şeyi bilin tamöğrenmesenizde o konu hakkında biraz bilginiz olur, peki bu benim hastalıklı kafam bunu nasıl anlamıştır, anlamıştır ki "her şeyi yarım öğrenin hepsini öğnemezsiniz zaten" gibi bir şey anlamıştır benim bu salak kafam sonra ne mi olmuştur bu fikri benimsemiş buna uygun 10 sene yaşamış sonra alıp bu adamın denemelerini bir daha okuyunca öyle demediğini anlayıp kahroldum siz yanmayın diye anlatayım dedim.

   okkes   04.04.2007 13:33
   #304520
6.

devrim

bir devleti hiçbir şey yenilik kadar rahatsız etmez: değişiklik hep
kötülüğe ve zorbalığa yol açar. bir tek parça bozulunca düzeltilebilir:
her şeyin özündeki bozulma ve çürüme eğiliminin bizi ilkelerimizden
uzaklaştırmasına da karşı koyabiliriz; ama koca toplumu yeniden
kalıba dökmeye, bu kadar büyük bir yapının temellerini değiştirmeye
kalkmak, düzeltecek yerde silip süpürmek, ufak tefek kusurları toptan
bir kargaşalıkla düzeltmek, hastalıkları ölümle iyi etmek, «devlet
değiştirmekten çok yıkmak isteyen» (cicero) kimselerin işidir.
dünyanın birden düzeleceği yoktur; ama insan kendini sıkan şey
karşısında o kadar sabırsızdır ki, her ne pahasına olursa olsun ondan
kurtulmak ister. binlerce örnek de gösteriyor ki dünya böyle çabuk
iyileşme aramaktan hep zarar görür: durumunda genel bir iyileşme
olmadıkça, bir an dertten kurtulması iyileşmesi demek değildir. (kitap
3, bölüm 9)

   darkofdirt   28.05.2007 23:11
   #430311
7.

ölüm

mademki ölümün ününe geçilemez, ne zaman gelirse gelsin.
sokrates'e: otuz zalimler seni ölüme mahkum ettiler, dedikleri
zaman: doğa da onları! demiş.

bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!
nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de
her şeyin ölümü olacak. öyle ise, yüz yıl daha yaşamayacağız diye
ağlamak, yüz yıl önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. ölüm
başka bir hayatın kaynağıdır. bu hayata gelirken de ağladık, eziyet
çektik; bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik.

başımıza bir kez gelen şey büyük bir dert sayılamaz. bir anda olup
biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? ölüm
uzun ömürle kısa ömür arasındaki ayrımı kaldırır çünkü yaşamayanlar
için zamanın uzunu kısası yoktur. aristo, hypanis ırmağının suları
üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. bu
hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın beşinde ölen
yaşlı ölmüş sayılır. bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını
hesaplamak hangimize gülünç gelmez? ama, sonsuzluğun yanında,
dağların, ırmakların, yıldızların, ağaçların, hatta bazı hayvanların
ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası da o kadar gülünçtür...
doğa bunu böyle istiyor. bize diyor ki: «bu dünyaya nasıl
geldiyseniz, öylece çıkıp gidin. ölümden hayata geçerken
duymadığımız kaygıyı, hayattan ölüme geçerken de duymayın.
ölümünüz varlık düzeninin, dünya hayatının koşullarından biridir.

ınter se mortales mutua viviunt

et quasi oursores vitae lampada tradunt. (lucretius)

insanlar yaşatarak yaşar birbirini

ve hayat meşalesini, birbirine devreder koşucular gibi.

hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten
ne korkuyorsunuz? daha yaşayıp da ne yapacaksınız?

sizin hatırınız için evrenin bu güzel düzenini değiştirecek değilim
ya? ölmek, yaratılışınızın koşuludur ölüm sizin mayanızdadır: ondan
kaçmak, kendi kendinizden kaçmaktır. sizin bu tadını çıkardığınız
varlıkta hayat kadar ölümün de yeri vardır. dünyaya geldiğiniz gün
bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarsınız.

prima, quae vkam dedit, hora carpsit. (seneka)

bize verdiği hayatı kemirmeye başlar ilk saatimiz.

nascentes morimur, finisque ab origine pendet. (manllius)

doğumla ölüm başlar son günümüz ilkinin sonucudur:

yaşadığımız her an, hayattan eksilmiş, harcanmış bir andır.

ömrünüzün her günkü işi, ölüm evini kurmaktır. hayatın içinde iken
ölümün de içindesiniz; çünkü hayattan çıkınca ölümden de çıkmış
oluyorsunuz. ya da şöyle diyelim, isterseniz: hayattan sonra
ölümdesiniz; ama hayatta iken ölmektesiniz. ölümün, ölmekte olana
ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı, daha derin, daha can
yakıcıdır.

hayattan edeceğiniz karı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle
güle gidin.

cur non ut plenus vitae conviva recedis?

cur amplius addere quaeris

rursum quod pereat male, et ingratum occidat omne. (lucretius)

niçin hayat sofrasında, karnı doymuş bir çağrılı gibi kalkıp
gidemiyorsun?

niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak; yine boşuna geçip
gidecek başka günler katmak istiyorsun?

hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür: ona iyiliği, kötülüğü katan
sizsiniz.

bir gün yaşadıysanız, her şeyi görmüş sayılırsınız. bir gün bütün
günlerin eşidir. başka bir gündüz, başka bir gece yok ki. atalarınızın
gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu
düzendir.

non alium videre patres:

aliumve nepotes aspicient. (lucretius)


babalarınız başka türlüsünü görmedi.

torunlarınız başka türlüsünü görmeyecek.

benim komedyam, bütün perdeleri ve sahneleriyle, nihayet bir yılda
oynanır, biter. dört mevsiminin nasıl geçtiğine bir bakarsanız,
dünyanın çocukluğunu, gençliğini, olgunluğunu ve yaşlılığını onlarda
görürsünüz. dünyanın oyunu bu kadardır. mevsimler bitti mi, yeniden
başlamaktan başka bir marifet gösteremez. bu hep böyle gelmiş, böyle
gidecek.

versamur ibidem atque insumus usque. (lucretius)

insan kendini saran çemberin içinde döner durur.

atque in se sua per vestigia volvitur annus. (virgilius)

yıl hep kendi izleri üstünde dolanır.

dünyayı size bırakıp gidenler gibi, siz de başkalarına bırakıp gidin.
hep eşit oluşunuz benim adaletimin esasıdır. herkesin bağlı olduğu
koşullara bağlı olmaktan kim yerinebilir? hem sonra, ne kadar
yaşarsanız yaşayın, ölümde geçireceğiniz zamanı değiştiremezsiniz:
ölümden ötesi hep birdir. beşikte iken ölseydiniz, o korktuğunuz
mezarın içinde yine o kadar zaman kalacaktınız.

licet, quod vis vivendo vincere secla,

mors aeterna tamen nihlominus illa manebit. (lucretius)

kaç yüzyıl yaşarsanız yaşayın,

ölüm yine sonsuz olacaktır.

zaten ben sizi öyle bir hale koyacağım ki, artık hiçbir acı
duymayacaksınız.

ın vera nescis nullum fore morto alium te.

qui possit vivus tibi te i;agere peremptum, stansque
jacentem. (lucretius)

bilmiyor musunuz ki; öldükten sonra başka bir benliğiniz sağ kalıp
sizin ölümünüze yanmayacak, ölünüzün başucunda durup
ağlamayacak?

bu doymadığınız hayatı artık aramaz olacaksınız:

nec sibi enim quisquam tum se vitamque requirit.

nec desiderium nostri nos afficit ullum. (lucretius)


o zaman ne hayatı ararız; ne de kendimizi;

varlığımızdan hiçbir şeye özlemimiz kalmaz.

hiçten daha az bir şey olsaydı, ölüm hiçten daha az korkulacak bir
şeydir denebilirdi:

mufto mortem minus ad nos esse putandum

si minus esse potest quam quod nihil esse videmus. (lucretius)

ölüm size ne sağken kötülük eder, ne ölüyken; sağken etmez, çünkü
hayattasınız; ölüyken etmez, çünkü hayatta değilsiniz.

hiç kimse yaşamından önce ölmüş sayılmaz; çünkü sizden arta kalan
zaman da, sizden önceki zaman gibi sizin değildir: ondan da bir şey
yitirmiş olmuyorsunuz.

respice enim quam nil ad nos ante acta vetutas

temporis aeterni fuerit. (lucretius)

bizden önce geçmiş zamanları düşün

bizim için onlar yokmuş gibidir.

hayatınız nerede biterse, orada tamam olmuştur. hayatın değeri uzun
yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır: öyle uzun yaşamışlar var
ki, pek az yaşamışlardır. şunu anlamakta geç kalmayın: doya doya
yaşamak yılların çokluğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır. her gün
gittiğiniz yere hiçbir gün varmayacağınızı mı sanıyorsunuz?
avunabilmek için eş dost istiyorsanız, herkes de sizin gittiğiniz yere
gitmiyor mu?

omnia te vita perfuncta sequentur. (lucretius)

ömrün bitince, her şey de seninle yok olacak.

herkes aynı akışın içinde sürüklenmiyor mu? sizinle birlikte
yaşlanmayan bir şey var mı? sizin öldüğünüz anda binlerce insan,
binlerce hayvan, binlerce başka varlık daha ölmüyor mu?

madem geri dönemezsiniz, niçin kaçınıyorsunuz? birçok insanların
ölmekle, dertlerinden kurtulduğunu görmüşsünüzdür ama kimsenin
ölmekle daha kötü olduğunu gördünüz mü? kendi görmediğiniz,
başkasından da duymadığınız bir şeye kötü demek ne büyük saflık!
niçin benden ve kaderken yakınıyorsunuz? size kötülük mü ediyorum
ben? siz mi beni yöneteceksiniz, ben mi sizi? öldüğünüz zaman
yaşınızı doldurmamış da olsanız, hayatınızı doldurmuş oluyorsunuz.
insanın küçüğü de büyüğü gibi bir insandır. insanların ne kendileri ne
de hayatları arşınla ölçülemez. khiron, babası saturnus'tan, zaman ve
süre tanrısından, ölümsüzlüğün koşullarını öğrenince ölümsüz olmak
istememiş. sonsuz bir hayatın ne çekilmez olacağını bir düşünün.

ölüm olmasaydı sizi ondan yoksun ettim diye bana lanet edecektiniz.
hayatınıza, mahsus biraz acılık kattım; ne hayattan ne de ölümden
kaçmaksızın benim istediğim bir ölçüyle yaşayabilmeniz için hayata
ve ölüme tatlı ile acı arasında bir kıvam verdim.

ilk bilgeniz olan thales'e, yaşamakla ölmenin bir olduğunu öğrettim.
birisi ona: madem yaşamak boş niçin ölmüyorsun? diye sormuş, o da:
ikisi bir de onun için, diye cevap vermiş.

su, hava, toprak, ateş ve benim bu yapımın diğer bütün öğeleri hem
yaşamanıza hem ölmenize yol açarlar. son gününüzden niçin bu kadar
korkuyorsunuz? o gün, sizi öldürmede öteki günlerinizden daha fazla
bir iş görmüyor ki! yorgunluğu yapan son adım değildir son adımda
yorgunluk yalnızca ortaya çıkar. bütün günler ölüme gider son gün
varır.»

işte doğa anamızın bize verdiği güzel öğütler... çok kez
düşünmüşümdür: acaba niçin savaşlarda kendi ölümümüz de,
başkalarının ölümü de bize evlerimizdeki ölümden çok daha az
korkunç gelir? öyle olmasaydı ordu hekimlerle, ağlayıp sızlayanlarla
dolardı. acaba niçin ölüm her yerde aynı olduğu halde köylüler ve
yoksul insanlar ona çok daha metin bir ruhla katlanırlar? ben öyle
sanıyorum ki bizi korkutan ölümden çok bizim, cenaze alaylarıyla,
asık suratlarla ölüme verdiğimiz korkunç durumdur... çocuklar
sevdiklerini bile maske takmış görünce, korkarlar. biz de öyle.
insanların ve her şeyin yüzünden maskeyi çıkarıp atmalıyız. (kitap 1,
bölüm xx)

   darkofdirt   28.05.2007 23:11
   #430312
8.

nasıl konuşmalı

sözümün akışını bozup güzel tümceler aramaktansa güzel tümceleri
bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. bir sözün
ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize
yaramalı, söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin
kafasını öyle doldurmalı ki artık sözcüklerini hatırlayamasın.
ister kağıt üstünde olsun, ister ağızdan, benim sevdiğim konuşma,
düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır.
güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın
düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. dinleyen, her yediği
lokmayı tadarak yesin. konuşma, sueton'un, julius caesar'ın
konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça,
vaizce olmasın.

söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna
çeker. gösteriş için herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara
girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa, konuşmada bilinmedik sözcükler,
duyulmadık tümceler aramak da bir medreseli çocuk çabasıdır. ah,
keşke paris'in sebze çarşısında kullanılan sözcüklerle konuşabilsem!
(kitap 1, bölüm 26)

   darkofdirt   28.05.2007 23:12
   #430320
9.

ömrü boyunca sadece bir kitap yazabilen onuda adam akıllı beceremeyen "kişi"
okumayan varsa sakın okumasın derim...

   ankebud   28.05.2007 23:13
   #430321
10.

denemeler adlı eseri deneme türünü sevenler için okunması gereken yazardır. çok ilginç durum tesbitleri vardır.
**

   tiki avcisi   28.05.2007 23:14 ~ 23:29
   #430329
11.

ortacağın fransa sında feksefe yapmayı gayet de guzel becerebilmiş filozof "yazar".

   jisst   18.06.2007 03:47
   #476284
12.

olumun bizi nerde bekledigi belli degil, iyisimi biz onu her yerde bekleyelim özlü sözünün sahibidir.

   fatih terim ingilizcesi in the tabela   04.01.2008 12:56
   #801380
13.

denemiş ama yanılmamış ünlü denemeci.

   ogretmenimcanimbenim   04.01.2008 13:12
   #801408
14.

cinsellik hakkındaki tezlerini haklı bulduğum düşünür..

"insan hangi cüretle kendini meydana getiren gücü aşağılar ? hem cinsellik insanlığa nasıl bir kötülük ettiki hakkında konuşurken utanılacak birşeymiş gibi davranıyoruz? "

   liane   19.02.2009 20:25
   #1205152
15.

denemelerde kendini şöyle tanımlıyor düşünür;

korku hissinin veya herhangi diger ılımlı olmayan duygunun birdenbire saldırısına karşı duracak kadar güçlü hissetmiyorum kendimi.
eger bir kez yakama yapışıp sırtımı yere yatırmaışsa bir daha kollay kolay kendime gelemem.
eger birisi benim ruhumun dayanağını yitirmesine neden olursa, bir daha kolay kolay ayağa kaldırmayı beceremeyecektir.

   thelili   10.07.2009 12:47
   #1483769
16.

insan kendindeki eksik ve cılız degerleri, üstelik insan hayatının hiçligini hesaba katarak düşünecek olursa, hiçbir degeriyle övünmeye kalkışmaz.

   ayikadin   12.08.2009 09:38
   #1536187
17.

gerçek olarak sahiden tanıyabileceği tek varlığın kendisi olduğu fikrini ortaya atan; her yazısının her düşüncesinin temelinde kendine "gerçek nedir?" sorunusunu sorup "gerçek benim!" yanıtını veren... insanların içinde bulundukları ülkenin,dönemin,toplumun sadece onların maskeleri olduğuna inanan, bütün bu faktörleri atladığımızdada herkesin kendine benzeyen kendi gibi bireylerle karşılaşacağını savunan ünlü düşünür.

   black sabbath   12.08.2009 11:07 ~ 11:08
   #1536241
18.

- montaigne, oğlum napıyosun?
- deniyorum anne.
- üstüme iyilik sağlık ne deniyosun evladım?
- yani işte çeşitli denemeler.
- yetiş bey! oğlan deli oldu.
- lan böyle böyle kitabın ismini de bulmuş olduk.

   yekteran baymedir   12.08.2009 11:12
   #1536246
19.

platon'dan pek haz etmeyen adam.

   lascaux   27.07.2010 08:54
   #2114714
20.

küçükken denemeler adlı kitabı elime geçtiğinde henüz okulda deneme türünü yeni öğrenmiştik ve bu türden o kadar nefret etmiştim ki bu adamın kitabına, hem de bu denemeler ismini vermesine acayip sinir olup okumamıştım. iyiki de okumamışım.seneler sonra çocukça düşüncelerden arınıp okumak gerçek bir aydınlanma oluyor. her düşüncesini desteklemek ya da katılmak da önemli değil sadece okunmalı ve hakkında düşünülmeli.gerçekten çok iyi.

   arjuna   19.11.2010 12:57 ~ 12:58
   #2238178

12 

 

sayfa

 / 2 

reklamı kapat

yazdır