robinson crusoe

1.

alem buysa
kiral biis abijim


gürcan yurt'un muhteşem çizgi dizisi... orta okul zamanında mizaha başlatan... gülmeyi öğreten duurup durup kendi kendine gülen bi adam olmamın sebebi... mizah temelim ilk göz aağrıım bir numaram olağan üstü eser...
gerçeği daniel defoe'nin adaya düşen bir ingilizin br yerliyle anılarını yazmış olduğu eseri

   ederlezi   30.07.2006 13:22
   #19336
2.

daniel defoe'nun bir karakteridir.taksimde bir kitap evi olmakla beraber yine istiklal de bir barın adıdır.

lemanın kötü kedi serafettinden sonra okunması zevk veren bir karakterdir.

<bkz: daral ve timsah>

   ederleziavela   12.02.2007 14:52 ~ 15:02
   #214794
3.

27 yıl bir adada tek yaşamış arkadaş..bir de cuma diye birini bulmuştu((cuma günü buldu diye o ismi koymuştu herhalde))

   hogir   14.05.2007 16:57
   #395055
4.

yazarı ingiliz romancı, gezeteci daniel defoe'dir.

   dusersem hatirla   15.05.2007 21:00
   #397922
5.

hala o ormanda o evi nasıl yaptı anlaşılamayan tabiat aşığı aile babası...

   anathema   15.05.2007 21:34
   #397997
6.

robinson crusoe, defoe’nun altmış yaşında kaleme aldığı ilk romanıdır. aynı zamanda ingiliz edebiyatında yazılan ilk roman olarak kabul edilir. her ne kadar, 17. yüzyıl, restorasyon döneminin dryden ile birlikte en iyi nesir yazarı olan john bunyan(1628-1688)’in kaleme aldığı “the pilgrim’s progress”(hacı’nın terakkisi) bazı eleştirmen ve tarihçiler tarafından yazılan ilk roman olarak kabul edilse de, ekseriyet robinson crusoe üzerinde mutabıkdır. bunyan’ın çalışması daha çok gelecek ingiliz romanının müjdecisi olarak kabul edilmiştir. robinson crusoe, yazılan ilk ingiliz romanı olarak kabul edilmekle birlikte, henry fielding getirdiği realist açılımla , ingiliz romanının babası olarak kabul edilmiştir.güçlü bir hayal gücünün ürünü olarak, yayınlanır yayınlanmaz çok popüler bir kitap olan robinson crusoe, bu popülerliğini hâlâ korumaktadır. meşhur ingiliz nesir yazarı, charles lamb, “defoe’nun anlatım tavrında, diğer roman ve romans yazarlarının ötesinde bir doğallık vardır” der.daniel defoe’nun robinson crusoe’yu yazarken aynı zamanda kurgu janrasında ilk defa ingiliz sömürgeciliğine dolaylı yoldan gönderme yaptığına değinilir. mesela köle ve kölecilik, defoe’da şerir, erdem dışı, immoral bir şey olmak yerine, normal, doğru bir şey olarak karşımıza çıkar. roman kahramanı robinson, adada yamyamlardan ya da caniballardan kurtardığı siyah yerliyi, (ki sonra onu friday yani cuma olarak adlandırır) bir arkadaş, bir dost değil de bir köle olarak seçer, friday’in efendisi olur. kendisinde doğuştan böyle bir erk hakkı görerek, siyah adamı dolaylı olarak kendisinden daha aşağı görmesi ve köle yapması ingiliz mandalitesini bir projektör gibi yansıtır.friday’in hayatına girmesinden önce robinson, kendisini adanın tek, mutlak efendisi olarak görür, ve yıllar geçtikçe bundan zevkte almaya başlar. robinson’da hükmetme ve yönetme duygusu örtük olarak fetişleşir. defoe’nun, robinson’u ikinci gemi kazası gerçekleşmeden önce çeşitli maceralara sürüklemesi ve episodlar halinde gelişen gerilimlerden sonra brezilya sahillerinde belli bir süre ikamet etmesi, ve orada tütün yetiştirmeye başlamasından kısa bir süre sonra, diğer çiftçilere afrika sahillerine giderek, köle avlamayı böylece kısa sürede daha hızlı üretim yaparak, kestirmeden zengin olma teklifini sunar. yani defoe için köle ticareti, insanların hayatına taarruz etme, illegal olarak özgürlüklerini ellerinden alıp topraklarından, köklerinden koparma çok doğal, batı insanı için çok olağan, sıradan bir şeydir. bu da daniel defoe düşüncesinde ingilizleri ve diğer avrupa insanının karakterini yansıtır. zira brezilya’da tütün ticareti yapanlar arasında, speniardlar, hollanda’lı ve diğer avrupalı tüccarlarda vardır. ve robinson’un afrika sahillerinde köle avlama teklifini onaylarlar.ayrıca kendisinden önce christopher marlowe ve william shakespeare’in türkleri (türk batı litaratüründe genellikle “müslüman doğulu” anlamına gelir) kötülemesi gibi (türk ve türklük için bknz: christopher marlowe: doctor faustus, shakespeare: othello, v.s.) defoe’da, robinson crusoe’da türk imajını korsan olarak tekrar karşımıza çıkarır. türkler denizlerde bir korku tufanı yaratmakta ve avrupalı gemiler için bir tehlike oluşturmaktadır. nitekim bir türk korsan gemisi tarafından esir alınan robinson crusoe, belli bir süre korsanların arasında yaşar, içlerinden şükrü(xury) adında bir esirle dost olur ki xury’de aslında bir türktür. yani romanda türk, işgal eden, başkalarının hayatına tecavüz eden, zorla ele geçiren, emek sarfetmeyen, barbar olan, kötü bir şeydir defoe’ya göre. ama aynı defoe, yine kendi şaheseri robinson crusoe’da ingiliz sömürgeciliğini, siyahları aşağılamayı, hristiyan ve batılı olmayanları, siyahları beyaz adamdan küçük görmeyi ve köle ticaretini onaylarken doğal, haklı bir şeyi yaptığına inanır. bunlar defoe’da obsesivleşen(saplantı) şeylerdir.marxist eleştiri üsûlûnü izleyen eleştirmenler için robinson crusoe sürekli tartışılan bir kitap olmuştur. özellikle robinson’un adayı sahiplenmesi, kendisini onun kralı olarak ilan etmesi, sömürgeciliğe yeşil ışık yakması, ingiliz sömürgeciliğini ilk kez edebiyatta konfirme ederek sunması, marxist eleştirmenler için bir pre-kapitalizmdir.daniel defoe, kitapta gereğinden fazla detaylı betimlemelere, tanımlamalara girer. nesneleri ve episodları aşırı bunaltıcı şekilde detaylandırarak anlatması, fransız romanındaki detaycılıktan daha aşırıdır. belli bir süre sonra uzun cümlelerden, ayrıntılandırmalardan sıkılırsınız. didaktik bir romandır.daniel defoe’nun romanı yazmasında ki diğer bir etki, romanın yazılmasından birkaç sene önce alexandre shelkik isminde bir ingiliz’in brezilya açıklarında gemisinin batmasıdır. bora’dan ve gemi kazasından kurtulan tek kişi olarak shelkik, bir adada, takriben beş seneye yakın mahsur kalması ve akabinde bir ticaret gemisi tarafından farkedilip, kurtarılarak londra’ya geri getirilmesi neticesinde defoe, shelkik’le tanışarak bir mülakat yapar. ardından robinson crusoe’yu yazmaya karar verir..

   tekbise   31.07.2007 14:46
   #582267
7.

kitap ve yazarı hakkında bilgiler ve kitabın özeti:


robinson crusoe
yazarı : daniel defure
basımevi : bilgi yayınevi
basım yılı : 1994
çeviren : ayla şentürk

yazar hakkında bilgi

lodra’da doğdu. gerçekciliği benimseyen ilk ingiliz yazardır. yoksul bir ailenin çocuğudur. babası ailenin geçimini kasaplık yaparak sağlamakta idi. yazar geçimin sağlamak için çeşitli işlere girip çıkmıştır. avrupanın çeşitli ülkelerini dolaşarak armotörlük ve politik alanda önemli rol oynamıştır. yazmaya 22 yaşında din adamları aleyhine bir broşür yayınlamakla başladı. 1685 ‘demouncount dükünün emri altındaki ihtilalcilere katıldı ve cezalandırılmaktan zor kurtuldu. 1701 yılında hiciv şiiri “gerçek ingiliz’i” yayınladı. hükümet aleyhine yazdığı yazılar yüzünden hapse girdi.hapisten çıktıktan sonra peview adında bir dergi çıkardı.en önemli eseri robinson crusoe’yi yazdığı zaman 60 yaşına gelmişti. 1731 yılında londra’da öldü.

eserin özeti

robinson crusoe orta halli bir ingiliz ailenin çocuğu idi . babası robinsonun iyi bir iş tutup sakin bir hayat sürmesini arzuladığı halde,robinson denizlere açılıp maceracı bir hayat sürmeye öylsine can atıyorduki, en sonunda evinde daha fazla kaşlamayacağını anladı.büyüklerin haberi olmadan ilk yolculuğa çıktı.gemi mütiş bir fırtınaya tutulmuştu.robinson’u öyle bir deniz tutmuştuki karaya sağsalim kavuşamamaktan korkuyordu.karaya bir çıksam bir daha denizlerin adını anmıyacağım diye düşünüyordu.

karaya sağsalim çıktıktan sonra arzuları yeniden depreşti.tüccarlığa başlıyarak avurpaya mal götüren bir gemiye girdi.bindiği gemiyi birfas korsan esir aldı.fas kıyılarında bir limana esir olarak götürüldü.orada hayatı öyle zor şartlar altında geçiyorduki ilk fırsatta küçük bir sanadala atlatıp kaçtı.bir portekiz yük gemisi onu buldu ve birezilya’ya bıraktı.
bir ingiliz çifti ona afrikaya gidip köle getirmesini önerince robinson’un denizlere açılma arzusu yeniden uyandı,geçirdiklerini unutarak yeniden yola çıktı.bu yolculuk robinson’unun hayatında bir dönüm noktası oldu ve büyük serüven böyle başladı.
gemi güney amerika sahillerinden biraz uzakta bir adanın yakınlarında bir kaya çarpıp parçalandı.yolcu ve mürettabattan yalnız robinson kurtuldu.dalgalar onu kıyıya sürükledi.adada hiç kimse yoktu.vahşi hayvanların bulunduğunu gösteren birbelirtide göze çarpmıyordu.robinson batmış gemiden çeşitli araçlar ve yiyecek alarak adaya sandalla taşıdı.
önce küçük bir tepenin eteğine yelken bezinden bir çadır kurdu.herşeyden önce barutunu dikkatle saklıyordu.robinson’un ikinci düşüncesi yiyecek stokuydu.ilk günlerde elinden geldiği kadar az yiyecek tüketiyordu.

çok geçmeden robinson gemide mürekkep ve kağıt buldu ve günüügnüne son hatıralarını yazmaya başladı.barınağını uzun müddet oturacak hale soktu.çadırın arka tarafında bir mağara buldu ve ilkel araçlarla mağarayı genişletti.mağaraya sandalye,raf ve masa yaptı.
robinson’un bundan sonra adada geçen son yirmidört yılıda ilk günlerden farklı geçmedi.robinson adanın her tarafını gezdi ve adanın diğer yanına bir yazlık ev yaptı.mısır,arpa ve pirinç yetiştire biliyordu.her yıl yeni tohumları dikkatle saklıyordu,en sonunda küçük bir tarla ekecek kadar tohumu oldu.yaban keçileri yakalayıp onları ehlileştirdi.papağan yakaladı,onlarla oyalandı.yeni eşyalar yaptı,mağarayı genişleterek,dışarıdan gelecek tehlikelere karşı muhafazalı hale getidi.
robinson’un adadaki yirmidördüncü yılının ortasında bir olay,sürdüğü hayatın şeklini değiştirdi.bir buçuk yıl kadar önce adaya vahşilerin geldiğini görmüştü.bunlar hehalde başka adadan sanadalla gelmişlerdi.bunlar başka bir kabile ile savaşa başlamışlardı.robinson bir sabah insan kemikleri ve parçalanmış insan eti bularak korkuya kapılmıştı.vahşilerin geri dönüp kendisini bulmasından çekiniyordu.ensonuda vahşillerin bir kısmı adaya döndü,kendilerine ziyafet hazırlığı yaparken robinson üzerlerine ateş açrak onları korkuttu.vahşilerin yanındaki esirlerden birini alı koymayı başardı.artık adada yalnız değildi.adama onu yakaladığı günün adını verdi.cuma diye çağırmaya başladı.cuma onun sadık bir kölesi oldu.

bir zaman sonra robinson,cuma’ya ingilizce öğretmeyi başardı.cuma,ona geldiği adada onyedi beyaz adamın esir olarak tutulduğunu anlattı.robinson onları kurtararak birlikte uygar dünyaya dönmenin çarelerini araştırmak istiyordu.robinsonla cuma büyük bir kayık yaptı ve öbür adaya gitmek üzere hazırlandılar.bu sırada adaya yeni bir vahşi topluluğu geldi ve yanlarındada bir miktar daha esir getirmişlerdi.esirlerden birisi beyaz adamdı.esirlerin arasında cuma’nın babasıda vardı.bu iki esiri kurtarmayı başardılar.robinson onyedi beyaz esirden biri olan ispanyola elinden geldiği kadar iyiy baktı.cuma’nın adasını bir düşman kabile istila etmişti ve oradaki beyaz esirlerin hayatı tehlikedeydi.

robinson ispanyolu ve cuma’nın babasını öbür esirleri kurtarmaay gönderdi.onların dönüşünü beklerken bir ingiliz gemisinin adaya demir attığını gördü.çok geçmeden kaptanla iki adamının gemide isyan çıkartan mürettebat tarafından atıldıklarını öğrendi.robinson,cuma ve üç denizci gemiyi almatı başardılar.cuma’nın babası gelmeden adadan ayrılmak istemiyordu.günün birinde gelip onların ne durumda olduklarını öğrenmeyi tasarladı.isyancı tayfalardan beşi ingiltere’ye gidip asılmakatansa adada kalmatı uygun buldular.robinsonla cuma ingiltere’ye dönmüşlerdi.otuzbeş yıl süren ayrılıktan sonra1687 haziranın’da ana vatanına geldiği zaman hiç kimsenin tanımadığı bir yabancıydı.ama robinson’un maceraları bukadarlada bitmiyordu.eski evini bulunduğu yere gelince,annesiyle babasının ve yakınlarının çoğu ölmüşlerdi.yalnız iki kız kardeşiyle bir erkek kardeşinin sağ kaladıklarını öğrenmişti.artık onu ingiltere’de tutan hiçbirşey kalmadığını gören robinson lizbon’a gitti.akadaşları mallarını saklamışlardı.robinson öğrendiklerinden memun şekilde ingiltere’ye döndü.evlendi ve üç çoçuğu oldu. karısı öldükten sonra 1695’de yeğenin kaptanlık ettiği bir gemiye binerek doğu adalarına ve çin’e gitmek üzere yola çıktı.gemi robinson’un adasına da uğramıştı.ispanyollarla ingiliz gemiciler yerli kabilenin kızları ile evlendiklerini ve adanın nüfusunun günden güne artmakta olduğunu gördü.

küçük kolonini emniyet ve huzur içinde olduğunu anladıktan sonra cuma ile robinson yine gemiye binipo denize açıldı.brezilya’ya giderken gemiye vahşiler hücüm etti.savaş sırasında cuma öldürüldü.brezilyadan sonra robinson ümit burnu’nu dolaştı ve çine gelince rob burada bırakılmasını istediler. rob çinden sibiryaya giden bir kervana katıldı. en sonunda ingiltereye vardı 54 yıllık ömrünün büyük bölümünü vatanından uzakta macera peşinde geçirmişti. artık hayatınıngeri kalan kısmınıda vatanında sukunet içinde dönüşü olmayan o büyük yoculuğa yavaş yavaş hazırlanmakla geçirecektir.

eser hakkında bilgi

gerçekci roman türünün en güzel örneklerinden olan robinson crusoe yazıldığı zamanyayınevleri bu romanı basmak istemediler. bu eserin okuyucu bulamayacağından kuşku duyuyorlardı. eserde karekterlerden çok sürüvene önem verilmiştir.kahramanların karakterleri gerçekçi bir dille anlatılmasına rağmen onların ruhlarından ve iç dünyalrından pekaz söz edilmiştir.robinson bilinmeyen ve işlenmeyen ve işlenmemiş cesaretin simgesi olarak ele alınmıştır.çünkü robinson tek başına ıssız bir adada kalmasına rağmen sadece elindekini kullanarak kalmaz,adada kendine özgü birde uygarlık kurarar.

eserin anafikri

bana göre eserin ana fikri insanın ne olursa olsun hayattan kopmaması gerektiğini,elindeki imkanları değerlendirerek yaşama sımsıkı sarılması gerektiğidir.

başlıca kişiler

robinson:eserin kahramanıdır.robinson maceracı bir kişiliğe sahip olup hayata sımsıkı bağlıve elindeki imkanları iyi kullanmasını bilen bir insandır.
cuma:robinson’un vahşilerin elinden kurtardığı bir yerlidir.sadık ve çalışkan bir insandır

   google   28.10.2007 21:29
   #697143
8.

kendi başına aylak bir yaşamı seçen , maceracı olma hayali ile çıktığı yolda her defasında kaybeden bir adamın öyküsüdür.

   dalecavase   13.11.2007 22:38
   #722847
9.

<bkz: robinson crusoe ve cuma>

   gooky   13.11.2007 22:53
   #722879
10.

sosyoloji dersinde örnek verildiğinde, "o bir birey değildi ki" cevabı alınır.

   bigbig   13.11.2007 23:39
   #722952
11.

ingiliz sömürgeciliğinin ispatı roman. ıssız bir adada bile kendine arkadaş, yoldaş değil köle arayan zihniyeti skym deyip btiriyorum cümlemi.

   feldispat   13.02.2009 20:30
   #1196188
12.

"misyonerlik ve sömürgecilik anlayışı" konusunda ders vermesi gereken defoe kahramanı.

   moderasyona selamlar   13.02.2009 20:38
   #1196198
13.

<bkz: aseksüel>

ulan 600 sayfalık halini okudum, bir kere insanın aklından geçmez mi?

edit: adam badak çıktı.

   neldock   13.02.2009 20:41 ~ 20:43
   #1196203
14.

tamamen sikko bir roman.
bütün roman boyunca barutu,fişeği hiç mi bitmez lan bu denyonun.
hadi anladık elin yatkın ağacı oyuyosun kap kacak yapıyosun birader de, oyma tekne nedir ya? kimi sikiyosun abicim? ha bir de papağanı var...konuşuyolar baya muhabbet sohbet. defoe olum adam değilsin.
sanıldığının aksine cuma romanın son çeyreğinde falan girer olaya. öyle ezeli kanka falan değil bunlar. ayrıca defoe nun cuma yı bir tasviri var akıllara zarar. yok boyluymuş,posluymuş dişleri bembeyazmış... sanırısın robinson dakkasında domuşturacak cumayı.
romanın sonunda cuma nın babası da katılıyor olaya, hepten sıçıyor roman. bırakınız efendim.

   etibumbada   13.02.2009 20:43
   #1196205
15.

kitaba değinirsek, adam adadan kaçtıktan sonra çok sıkıcı oluyor.

   moderasyona selamlar   13.02.2009 20:46
   #1196208
16.

aslında hepimizin çocukluluğunun kitabı.hatta birçoğumuz birçok kez kere okumuştur da.
80 ihtilali zamanı ve öncesinde çoğu kitaplar toplandığı ve imha edildiği için bazı evlerde çocuklar aslında yetişkin romanı olan robinson crusoe yi ellerine almışlar.sonraları okuya okuya robinson crusoe olmuş çocuk kitabı.
yani işin özüne baktığınızda hiç de çocuklara yönelik bir roman olmayıp tam tersi gayet önemli mesajlar veren olgun bireylere yönelik bir roman.

   gloriaa   24.06.2011 21:34
   #2384920
17.

herkesin bildiği ama kimsenin okumadığı kitaplardan birisi.
ancak gerçekten sürükleyici bir klasik diyebilirim.

   lodoslain   24.06.2011 23:09
   #2384962
 
reklamı kapat

yazdır