roman jakobson

1.

rus asıllı abd’li dilbilimci roman jakobson 1896 yılında moskova’da doğmuş ve 1982 yılında boston’da hayatını kaybetmiştir.
moskova üniversitesi’nde slav filolojisi ve karşılaştırmalı dilbilim alanında eğitim görmüştür. öğrencilik yıllarında bazı araştırmacılarla (bu araştırmacılar ileride “rus biçimcileri” olarak adlandırılacaktır) bağlantı kurup onlarla birlikte çalışmaya başlamıştır.
1915’te moskova dilbilim çevresi’nin kurulmasına katkıda bulunmuştur. 1920’de prag’a yerleştikten sonra şiir dili (çek şiiri üstüne,1923) ve islav dillerinin karşılaştırmalı sesbilgisi (rusça’nın sesbilimsel evrimi üstüne açıklamalar, 1929) konularında çalışmıştır.
1926 yılında prag dilbilim çevresi’nin kuruluşuna katılıp 1938’e kadar bu dilbilim kuruluşunun başkan yardımcılığını yapmıştır. 1938’de danimarka’ya yerleşmiş ve yeni kurulmuş olan kopenhag dilbilim çevresi üyeleriyle bağlantı kurmuştur. daha sonra norveç’e gidip çocuk dili, sözyitimi ve genel ses yasaları (1941) adlı yapıtını yayımlamıştır.
1941 yılında abd’ye gitmiştir. önce new york’ta daha sonra harvard üniversitesi’nde dersler vermiştir. 1957’den itibaren de massachusetts ınstitute of technology’de dersler vermiştir.

araştırmalarını bilim dalları arasında çeşitli ilişkiler kurarak sürdürmüş olan jakobson, dilbilimin birçok alanına ilişkin çalışmalar yapmıştır:
* sesbilim (ikincilik kuramı)
* ruhdilbilim (çocuğun dili edinmesi ve sözyitimi sorunları)
* bildirişim kavramı ile dilin yapısı arasındaki bağıntılar (dilsel işlevler kuramı)
* şiir dilinin incelenmesi

inceleme, araştırma, çözümleme türünden çok sayıdaki yazılarının en önemlileri 4 ciltte toplanmıştır:
ı. ı. phonological studies (sesbilimsel incelemeler)
ıı. ıı. world and language (dünya ve dil)
ııı. ııı. the poetry of grammer and the grammer’s of poetry (dilbilgisinin şiiri ve şiirin dilbisi)
ıv. ıv. slavic epic studies (slav destan incelemeleri)

“çevirinin dilsel görünümü” (1966) adlı makalesinde dilbilim ile çeviri arasındaki ilişkiyi inceler. sözsel bir göstergenin “verbal sign” (sözlü işaret), 3 değişik biçimde yorumlanabileceğini belirtir. ona göre eğer dilsel işaretler, aynı dilin göstergeleriyle yorumlanıyorsa diller arası (interlingual); dilsel olmayan veya dil dışı sistemlerin göstergeleriyle yorumlanıyorsa göstergeler arası (intersemiotic) çeviri yapılıyor demektir.
ahmet mithat efendi’nin “henüz on yedi yaşında”(1881) romanının osmanlı türkçesi’nden türkiye türkçesi’ne aktarılması, diliçi (intralingual) çeviridir.
orhan pamuk’un “kara kitap” (1990) romanının türkçe’den ingilizce’ye çevrilmesi, diller arası (interlingual) çeviridir.
barış pirhasan’ın, bilge karasu’nun kaynak dili türkçe olan öyküsünü okuması, öyküden esinlenerek erek dili farklı ingilizce bir senaryo yazması ve sürecin sonunda bu senaryodan aynı erek dil sistemi içinde kalarak görsel bir metin oluşturması, hem diller arası (interlingual) hem de göstergelerarası (intersemiotic) bir çeviri yapıldığını gösterir.
jakobson çeviride eşdeğerliliğin olamayacağına inanır. makalesinde, 3 tip çeviride (özellikle de diller arası çeviride) kaynak metin ve erek metin arasında tam bir eşdeğerliliğin olamayacağını belirtir. çevrilemezlik (untranslatability) kavramını gündeme getirmiştir. ona göre çeviri, bir edebiyat metninden sinemaya, dansa, resme veya müziğe yapılan göstergelerarası kaydırmadır. (intersemiotic transposition)

   ederleziavela   07.03.2007 02:42
   #251911
2.

rus asıllı abd’li dilbilimci roman jakobson 1896 yılında moskova’da doğmuş ve 1982 yılında boston’da hayatını kaybetmiştir.
moskova üniversitesi’nde slav filolojisi ve karşılaştırmalı dilbilim alanında eğitim görmüştür. öğrencilik yıllarında bazı araştırmacılarla (bu araştırmacılar ileride “rus biçimcileri” olarak adlandırılacaktır) bağlantı kurup onlarla birlikte çalışmaya başlamıştır.
1915’te moskova dilbilim çevresi’nin kurulmasına katkıda bulunmuştur. 1920’de prag’a yerleştikten sonra şiir dili (çek şiiri üstüne,1923) ve islav dillerinin karşılaştırmalı sesbilgisi (rusça’nın sesbilimsel evrimi üstüne açıklamalar, 1929) konularında çalışmıştır.
1926 yılında prag dilbilim çevresi’nin kuruluşuna katılıp 1938’e kadar bu dilbilim kuruluşunun başkan yardımcılığını yapmıştır. 1938’de danimarka’ya yerleşmiş ve yeni kurulmuş olan kopenhag dilbilim çevresi üyeleriyle bağlantı kurmuştur. daha sonra norveç’e gidip çocuk dili, sözyitimi ve genel ses yasaları (1941) adlı yapıtını yayımlamıştır.
1941 yılında abd’ye gitmiştir. önce new york’ta daha sonra harvard üniversitesi’nde dersler vermiştir. 1957’den itibaren de massachusetts ınstitute of technology’de dersler vermiştir.

araştırmalarını bilim dalları arasında çeşitli ilişkiler kurarak sürdürmüş olan jakobson, dilbilimin birçok alanına ilişkin çalışmalar yapmıştır:
* sesbilim (ikincilik kuramı)
* ruhdilbilim (çocuğun dili edinmesi ve sözyitimi sorunları)
* bildirişim kavramı ile dilin yapısı arasındaki bağıntılar (dilsel işlevler kuramı)
* şiir dilinin incelenmesi

inceleme, araştırma, çözümleme türünden çok sayıdaki yazılarının en önemlileri 4 ciltte toplanmıştır:
ı. ı. phonological studies (sesbilimsel incelemeler)
ıı. ıı. world and language (dünya ve dil)
ııı. ııı. the poetry of grammer and the grammer’s of poetry (dilbilgisinin şiiri ve şiirin dilbisi)
ıv. ıv. slavic epic studies (slav destan incelemeleri)

“çevirinin dilsel görünümü” (1966) adlı makalesinde dilbilim ile çeviri arasındaki ilişkiyi inceler. sözsel bir göstergenin “verbal sign” (sözlü işaret), 3 değişik biçimde yorumlanabileceğini belirtir. ona göre eğer dilsel işaretler, aynı dilin göstergeleriyle yorumlanıyorsa diller arası (interlingual); dilsel olmayan veya dil dışı sistemlerin göstergeleriyle yorumlanıyorsa göstergeler arası (intersemiotic) çeviri yapılıyor demektir.
ahmet mithat efendi’nin “henüz on yedi yaşında”(1881) romanının osmanlı türkçesi’nden türkiye türkçesi’ne aktarılması, diliçi (intralingual) çeviridir.
orhan pamuk’un “kara kitap” (1990) romanının türkçe’den ingilizce’ye çevrilmesi, diller arası (interlingual) çeviridir.
barış pirhasan’ın, bilge karasu’nun kaynak dili türkçe olan öyküsünü okuması, öyküden esinlenerek erek dili farklı ingilizce bir senaryo yazması ve sürecin sonunda bu senaryodan aynı erek dil sistemi içinde kalarak görsel bir metin oluşturması, hem diller arası (interlingual) hem de göstergelerarası (intersemiotic) bir çeviri yapıldığını gösterir.
jakobson çeviride eşdeğerliliğin olamayacağına inanır. makalesinde, 3 tip çeviride (özellikle de diller arası çeviride) kaynak metin ve erek metin arasında tam bir eşdeğerliliğin olamayacağını belirtir. çevrilemezlik (untranslatability) kavramını gündeme getirmiştir. ona göre çeviri, bir edebiyat metninden sinemaya, dansa, resme veya müziğe yapılan göstergelerarası kaydırmadır. (intersemiotic transposition)

   taner   25.03.2007 04:53
   #283529
3.

işlevsel dilbilimin önde gelen kuramcılarındandır. rusya’dan ayrılarak prag üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptığı sırada prag dilbilim çevresini katılır. saussure’ün açtığı yolda ilerleyen bu çevre , dilbilimcinin her zaman işlevi göz önüne alması ve her olguyu yer aldığı dizgeye bağlaması gerektiğini;bir öğenin işlevi ancak bu düzlemde kavranabileceği için de eşsüremsel çözümlemenin zorunlu olduğunu savunurlar.( tahsin yücel/yapısalcılık sf.34)
prag dilbilim çevresine sonradan katılan 3 rus göçmen; n.s. trubetzkoy, r. jakobson ve s.korcevkiy’in bu etkinliğe büyük katkıları olur.
turbetzkoy sesbilimi kurup geliştirenlerin başında yer alır. jakobson çevreyle rusya’da yazın ve dil araştırmalarına yeni bir soluk getirmiş olan biçimcilik akımı arasında bir köprü kurar.
prag dilbilim çevresinin dilbilime en büyük katkısı saussure’ün bile olanaksız gördüğü bir işin üstesinden gelerek sözsel yani bireysel sesleri incelemekten öteye geçmeyen sesbilgisini aşmış ve dilsel sesleri inceleyen sesbilimi kurmuş olmasıdır.dildeki sesler dizge içinde ayırıcı bir işlev gerçekleştirdikleri oranda dilbilimin kapsamına girerler ve bu düzlemde iki bireysel göstereni birbirinin karşıtı durumuna getirmezler. bu görüşten yola çıkılarak birbiriyle tümden özdeşleşmeyen 2 sesin aynı sesbilimsel birimin sesbilgisel gerçekleşimleri mi yoksa birbirinden ayrı 2 sesbilimsel birim mi olduğu belirtilmiştir. tüm dilbilim araştırmalarına ışık tutacak bir sonuç,örnek nitelikte bir yöntemsel aşamadır bu: dilbilimsel birimlerin belirginlik ve geçerlilik kazanabilmeleri için ayırıcı bir değer taşımaları gerekmektedir artık. yapı kavramını da ilk kez prag dilbilim çevresi üyeleri getirdikleri ya da geliştirdikleri ilkelerin yalnızca ses birimlerine değil, dilin tüm bölümlerine uygulanabileceğini söylerler.
prag dilbilim çevresi’nin en üretken üyelerinden birisi olan roman jakobson ‘un aynı doğrultuda sürdürdüğü çalışmaları, özellikle de sesbilime, çocuk dili ve söz yitimine, değişik genel dilbilim sorunlarına ilişkin yayınları yapısalcılığın en verimli ve en esinleyici damarlarından birini oluşturur.saussure tekil nesne ya da olgularla dizge ya da yapı arasında ki karşıtlığı ortaya koymak için dil/söz karşıtlığı getirmişti. jakobson’da aynı ihtiyaçla izge/bildiri karşıtlığını getirir.
yapısal dilbilimin oluşmasına büyük katkıda bulunmuş, yapısalcılığın değişik alanlara yayılmasını sağlayan çalışmalar yapmıştır. 1939’da abd’ye göç ettikten sonra çok yönlü etkinliklerde bulunmuş dilbilimi olduğu gibi yazınbilim,bildirişim kuramını, sinir dilbilimi yeni doğrultulara yönelten araştırmalar yapmıştır.
dilin çağdaş dilbilimciyi ilgilendiren bir başka yönü de bildirilen iletilme sürecidir. bu konuda jakobson’un geliştirdiği çizge hemen herkesçe benimsenir. 1960 yılında yayımlanan “linguistics and poetics” adlı yazısında her türlü sözel iletişimin oluşturucu etkenleri konusunda kısaca bilgi vermek amacıyla “gönderici alıcıya bir bildiri gönderir.bir sonuç sağlanabilmesi için bildirinin göndermede bulunduğu bir bağlam( buna biraz bulanık bir terimle gönderge de denilir) alıcı tarafından kavranabilecek sözel ya da sözelleştirilebilir bir bağlam bulunması gerekir; sonra bildiri, tümüyle ya da bir ölçüde, hem gönderici, hem alıcı ( ya da başka terimlerle bildirinin izgeleyicisi ve çözüsü için) ortak bir izge gerektirir; son olarak bildiri bir değinim, gönderici ile alıcı arasında fiziksel bir oluk ve ruhbilimsel bir bağıntılama, iletişiöi kurmayı ve sürdürmeyi sağlayan bir değinim gerektirir.” dedikten sonra sözlü iletişimin “birbirinden ayrılmaz” olarak nitelediği öğelerini şu ünlü çizelgeyle gösterir.


bağlam
gönder .....bildiri.. alıcı
değinim
izge


k.bühler’den esinlenerek ele aldığı bildirişim olgusuna ilişkin bu çizelge ile anlam sorunlarına eğilmiştir
jakobson anlam sorunlarının kendileri için bir anlam taşımadığını söyleyenlerin savını çok güzel çürütür : “bu kişiler bunu söylerken, ne dediklerini biliyorlarsa anlam sorunu yalnız bu kesinlemeyle bile bir anlam kazanır; ne dediklerini bilmiyorlarsa o zaman da söylediklerinin hiçbir anlamı yok demektir” ( tahsin yücel / yapısalcılık/sf.49)


jakobson’a göre , bu çizge başlıca altı işlev içerir :

1- coşku işlevi
2- çağrı işlevi
3- yazınsal işlev (sanat işlevi olarak da adlandırılır)
4- ilişki işlevi
5- gönderge işlevi
6- üstdil işlevi

jakobson’un bu işlevsel ayrımı dilin iki düzlemini yani sözce ve sözcelem düzlemlerini önemle ele almak gerektiğini gösterir. dilbilim uzun bir süre sözceyi incelemiş, anacak sözcelemeyi göz ardı ermiştir; ama jakobson’un iletişim çizgesinin gösterdiği gibi sözcelem de başlı başına bir inceleme alanıdır. sözün anlamı kadar o sözün nasıl söylendiği de bildirişimsel açıdan önemlidir ve jakobson bunu göstermeyi hedeflemiştir. bildirişim sürecinin çözümlemesi yapılırken işitim imgelerinin vurgu ve tonlaması bildirişimin yorumlanması açısından önemlidir. kısaca jakobson’un açtığı yoldan ilerleyen benveniste dilde nesnel bir söylem yoktur savına ulaşır.
dilsel işlevler bildiri ya da söz çevresinde gerçekleşirken aynı bağlamda bu işlevlerin birinden öbürüne geçildiği, bir başka deyişle konuşucunun bunlardan birini ya da diğerini vurguladığı görülür. işte ,dilsel bildirişimi dil dışı bildirişimden ayıran özellikler de bu değişkenlik ve çeşitlilikten kaynaklanır. jakobson özellikle bu işlevlerin aynı anda bir arada bulunabileceğini belirterek yaygın bildirişim örneğinin kuruluğunu gidermiş,esnekleştirerek, sözcelerin anlamının, sürece katılan konuşucu ve dinleyicinin özellikleriyle nasıl biçimlendiğini araştıran bilginlere koşut olarak bildirişim olayının birçok yönünü aydınlatmıştır.

sesbilim düzleminde, devimsel eşsürem kavramını geliştirmiş, ortaya attığı ikicilik kuramıyla ses birimleri oluşturan ayırıcı özellikler 12 karşıtlığa indirgemiş; çeşitli dillerdeki sesbirimleri oluşturan ayırıcı özellikler iki öğeli karşıtlıklara indirgenmiş,böylece çok tutumlu bir açıklama yöntemi ortaya çıkmıştır.: “ünlü olan/ ünlü olmayan, ünsüz olan/ünsüz olmayan, titreşimli/titreşimsiz, keskin/boğuk vb.” jakobson ve izleyicilerine göre, bu karşıtlıklarda yer alan ayırıcı özellikler bütün sesbirimlerini tanımlayabilecek yeterliliktedir ve söz konusu ayırıcı özelliklerin tanımladığı sesbirimler çocukta ilk gözlemlenen , sözyitiminde ise en son etkilenen sesbirimlerdir.
kaynakça
1 -yücel, tahsin .: yapısalcılık can yayınları 2005
2 -vardar,prof.dr. berke .: dilbilimin temel kavram ve ilkeleri
multılıngual yayınları 2001
3-vardar,prof.dr. berke açıklamalı dilbilim terimleri sözlüğü
multılıngual yayınları 2002
4-akerson-erkman,fatma .: göstergebilime giriş
multılıngual yayınları/2005
5-güz,nükhet .: etkili iletişim terimleri
inkılap yayınları 2002

   fokus   09.01.2008 03:41 ~ 03:43
   #809283
4.

1896-1982

günümüzde dil ve edebiyat incelemeleri, eskisinden daha geniş bir kavrama modeli olan “bildirişim teorisi”ne dayanmaktadır. bilindiği gibi, roman jakobson bildirişimi “konuşan, dinleyen, mesaj, kanal, kod ve konu” başlıklarıyla altı temel elemente ayırarak analiz etmiş ve bu yaklaşım, dil ve edebiyat incelemeleri için iyi bir model oluşturmuştur. bu model, dil ürününün ortaya çıkışında, bir mesajın verilmesinde yapıcı, kurucu temel unsurların neler olduğunu ortaya koymuştur. bu model yardımıyla bir mesajın oluşmasında, anlaşılmasında görev alan temel öğeler belirlenmiştir. mesaj, klasik dil biliminde olduğu gibi, onu kullananlardan ayrı olarak düşünülmemiş, aksine nesnesiyle, anlaşılmasını sağlayan şartlarıyla birlikte ele alınmıştır. altı temel elementin başlıca görevleri de tespit edilmiş yani fonksiyonları da araştırılmıştır. böylece mesaj, doğuş şartları ve anlaşılma şartları içine yerleştirilerek kavranmıştır. modelin orijinal olan yönü budur.

ünlü dilbilimci roman jakobson’un iletişim modeline göre, temelinde ikna bulunan etkili iletişimin gerçekleşmesi için altı öğe önem kazanır.

verici: “verici, başka bir deyişle gönderen, alıcıya doğru bir ileti gönderir. bu, bir kişi, bir topluluk ya da bir örgüt olabilir. reklamda, gönderen ayrı kişilerdir. kimileyin bilgiyi veren, kimileyin bilgiyi oluşturandır.” * verici aynı zamanda iletişim sürecini başlatan kaynaktır..

alıcı: “iletişimde göndericinin karşısında bulunan ve iletinin ulaşılması istenen öge. alıcı ya da dinleyici, iletileri alır. alıcı üzerinde gözlenebilir bir olay/olgu/etki, alımı etkilemişse ileti yerine ulaşmış demektir. bu, iletilerin anlaşıldığı anlamına gelmez. bu olaydan, alımlama ve algılama ayırımı ortaya çıkmaktadır. reklamda alıcı, tüketici, emir verici ya da tanıtmacı olabilir.”** alıcı aynı zamanda hedef yani dinleyicidir.

ileti: haberleşmeyi, etkilemeyi, yönlendirmeyi sağlayan duygu, düşünce ve tutumların bütünüdür. “dilsel bildirişim eyleminde konuşucunun belli bir düzgüye uygun olarak oluşturup dinleyiciye yönelttiği göstergesel bütün.
ileti, iki önemli öğe olan içerik ve yapıdan oluşmaktadır. bir iletinin içeriği anlamıdır; yapısı ise göstergeler ve düzgüler bütünüdür. “ eğer iletişim, anlamların paylaşımı ise, bunu gerçekleştirebilmek için iletinin üretilişinde, verilişinde ve tüketiminde öncelikli anlamlı olması gerekir. bu anlamlı iletiler daha sonra belirlenen bir simge ya da düzgü sistemiyle alıcıya gönderilir.”

oluk: “ bildirişimin konuşucudan dinleyiciye aktarılmasını sağlayan her turlu özdeksel gereç, iletişim sürecine katılan araçlardır.

örneğin; telefon, radyo televizyon, internet gibi kitle iletişim araçları insan üretimi sonucu geliştirilen ve “yapay”nitelik taşıyan araçlardır. el-kol devinimleri ve yüz devinimleri ise “doğal” nitelik taşıyan ileti aktaran araçlardır.

bağlam: bildirişimde önemi yadsınamayan bir diğer öğe bağlamdır.“ bağlam salt dil içi bağlamla sınırlı tutulamaz; iletişim edinimine katılanlar, iletişimin kültürel ve toplumsal boyutu , iletişim edimindeki kişilerin varsayımları, dünya görüşleri, beklentileri bağlamın bileşenleridir”* bildirişimde, duygu ve düşüncelerin aktarıldığı fiziksel, toplumsal, psikolojik ve zamansal çevredir.

düzgü (kod): çeşitli simgeler aracılığıyla verilmek istenen iletinin aktarımıdır. yani konuştuğumuz dildir.

kaynak: prof. dr. berke vardar, prof. dr. nükhet güz, doç. dr. rengin küçükerdoğan, doç. dr. bülent küçükerdoğan, yrd. doç. dr. ışıl zeybek, yrd. doç. dr. seher er. etkili iletişim terimleri
*

   alon so good   12.12.2008 20:26
   #1115890
 
reklamı kapat

yazdır