son amazon

1.

orjinali "the last of amazons" olan, bilge kültür sanat yayınevinden çıkan, steven pressfield romanı.

seksice bir kapağı var -ki kaslı, eli baltalı, uzun kapkara saçlı bir kadının varlığıyla bin kere daha albenili zaten. yazar bahsi geçen kadını da inanılmaz bir şekilde tasvir ediyor. kadının nefes alışındaki vahşiliğine, az duyulan ancak duyulduğunda da çığlık çığlık ortalığı yıkan sesine, saçına taktığı tokaya hayran, at binişine kurban olunabiliyor.o kadar yani !
abarttım evet... ama yaklaştım da!

gücüm yetmedi anlatmak için, devrediyorum zeynep heyzen ateş'e...

"mitolojik kurgusuyla öne çıkan 'son amazon', epik bir destan örneği. yunan-amazon savaşı, felaketler ve efsane aşklar bu kitapta.

steven pressfield'in antik yunan çerçevesinde kurguladığı romanları dünyada özellikle anlatımındaki destansılık nedeniyle büyük ilgi görüyor. klasik tarihin/mitolojinin içerisine zekice yerleştirdiği yeni kahramanlık öyküleri ve bu öyküler aracılığıyla yarattığı olasılıklar dizgesinin etkileyiciliği kitaplarını elinizden bırakmadan okumanıza neden oluyor. ben amerikalı eleştirmenlerin yaptığı gibi pressfield'ı homeros'la kıyaslayacak kadar ileri gitmeyeceğim ama yazarın son amazon kitabının çok iyi yazılmış bir epik destan olduğunu ve türü seven-sevmeyen herkesin bu kitaptan hoşlanacağını söyleyeceğim.
belirli bir tarihi olayın (bu kitapta mitolojik) temel alınarak kurgu uydurmak yoluyla geliştirildiği bu tür kitaplar, özellikle klasik tarih okuyucuları için çok uygun olmayabiliyor. dönemi, örneğin son amazon'da bahsi geçen teseus-amazonlar öykülerini iyi bilen biri yazarın mitolojik parçalar üzerine kurguladığı bu destandan hoşlanmayabilir, hatta 'yanlış' bulabilir. pressfield'ın son amazon'u gibi örnekler bu işin çok tadında, hayranlık uyandıracak biçimde de yapılabileceğini ispatlıyor. yine de son amazon, eğer antik yunan'da yazılmış olsaydı, yazar kesinlikle spekülasyon yapmakla suçlanırdı. kısaca iyi araştırılmış olsa da antik yunan üzerine akademik bir çalışma beklemeyin, bu bir roman, gerçeğe sadakat gibi bir arayışı yok, iyi ki de yok.

antik yunan büyüsü

son amazon, esir düşmüş amazon selena'nın öyküsüyle açılıyor. teseus ve antiope'nin öyküsü (atina kralı teseus'un tal kyrte ya da amazon ülkesine gidişi, kraliçe antiope'nin ona âşık olması ve bu aşkın doğurduğu büyük savaş), selena'nınkine paralel bir çizgide ve zamanda dönüşlerle anlatılırken bir yandan da selena tarafından yetiştirilmiş iki yunanlı kız çocuğunun yaşadıkları olay akışına ekleniyor. neredeyse bütün roman birinci tekil şahısla yazılmış, sonuçta da anlatıcıların varlığı romana tartışmasız bir antik yunan tadı vermiş. pressfield amerikan edebiyatında geçerli olduğu üzere anlatıcı değiştirerek aynı olayla ilgili farklı duygu ve düşünceleri sunmak yerine anlatıcıları aynı perspektifte tutarak biçim olarak da epik anlatıma sadık kalmış.
kitaba göre amazonlar "..nefrete inanırlardı. nefret, ate, hekate ve persephone ve hatta ataları peri kızı harmonia ile birlikte anılan ares için kutsaldı. taptıkları efesoslu artemis'in en büyük nefret eden olduğunu bu yüzden acımasız artemis diye anıldığını iddia ederlerdi... uygar halklarda uyum anlamına gelen harmonia onlarda hınç demekti.." yazarın bu yaklaşımın sonucu olarak da kanlı sahneler, vahşi savaşlar, toplu tecavüzler hatta katliamlar ve elbette bu olaylara neden olan gelişmeler kitabın ağırlıklı bölümünü oluşturuyor. amazonlar ve erkekler üzerine çeşitli yorumlarsa kitabın bence çok eğlenceli- bir başka bölümünü oluşturuyor. amazon-yunan arası 'ırkçılık'la ilgili çok ilginç kurgular da var kitapta: örneğin yunanlı kadın, amazon selena'nın "koktuğunu" düşünüyor; selena, yunanlıların "odun gibi halk" olduğunu düşünüyor vs...

son amazon'da yer yer ortaya çıkan, sadece bunun için bile bu romanı okunmaya değer kılan olağandışı bir sadakatsizlik var. yazar, kahramanına sadık değil. onun yaptığı eylemleri, olayların gelişimiyle haklı göstermeye çalışmıyor, bizim için anlaşılır kılmaya, mohikanların sonuncusu ya da aborijinlerle ilgili kitaplarda olduğu gibi bir 'vahşi miti/vahşiye saygı duruşu' yaratmaya çalışmıyor. amazonları kutsallaştırma ya da yerme arasındaki çizgide dolaştırmaktansa okuyucuyu yönlendirmekten uzak bir tarz benimsiyor. yanlış anlaşılmasın, hemen her sayfa kendinizi kaptırıp gideceğiniz olaylarla dolu ama bu olaylar kafanızda kahramanı kahraman, kötü adamıysa kötü adam yapan kalın çizgili cümlelere dönüşmüyor.
selena'dan yunanlı savaşçı damon'a; teseus ve antiope'ye; amazon olma yolunda eğitilen yunanlı kızlar europa ve çiroz'a kadar bütün roman dev bir aşk-ihanet-savaş hikâyesi. kan bağları, medeniyet, kardeşin kardeş kanı dökmesi, felaketler ve büyük yunan-amazon savaşı... itiraf etmeliyim ki en nihayetinde plutark'ın sözlerine hak veriyorsunuz: "atina'nın amazonlar tarafından işgali, hiç de öyle kadınlardan bekleneceği üzere hafife alınacak bir sefer değildir..."

*yazarın "mitolojinin ölümsüz ruhu" yazısından.*

   cenin   14.10.2008 20:43
   #1056054
 
reklamı kapat

yazdır