turkiye de cizgi film tarihi

1.

türkiye'de çizgi filmin doğuşu;

türkiye'de çizgi filmin temelini atanların başında karikatürcüler gelmektedir. özellikle 1930’larda yabancı örneklerini gördükleri canlandırma sinemasına ilgi duyan çizerler, kağıt üzerinde durağan biçimde yarattıkları tiplerin beyaz perdede canlandırılması yolunda çalışmalar yapmışlardır. ilk denemeler de cemal nadir güler’in “amcabey” kahramanını çizgi filme dönüştürme çalışmaları olmuş; ancak teknik olanaksızlıklar yüzünden proje yarım kalmıştır.

1940’larda itibaren sinemalardaki gösterimleri önceleyen kısa reklam filmlerinin canlandırılmasıyla başlayan türk çizgi filminin öncülerinden biri de vedat ar’dır. filmar adlı stüdyosunda ürettiği 2-3 dakikalık çizgi filmlerin yanısıra değişik biçim araştırmaları da yapan ar’ın 1947’de devlet güzel sanatlar akademisi’ndeki 15 öğrenciyle gerçekleştirdiği “zeybek oyunu” adlı filmi bilinen ilk türk çizgi filmidir.

sinema reklamlarının yaygınlaşması, çizgi film çalışmalarının reklam filmleriyle sürdürülmesi olanağı sağlamıştır. bu dönemde istanbul reklam ajansı, bazı karikatür sanatçılarıyla anlaşmalar yaparak onlara çizgi filmler hazırlatmıştır. türkiye’de bugün profesyonel olarak çalışan pek çok animatörün eğitim ocağı olma özelliğini taşıyan ajans yapılan filmlere gösterilen ilgi nedeniyle kadrosonu başka karikatürcülerle genişletmiş, üretimi hızlandırmıştır. o yıllarda basın sektörünün yaşadığı sancılar nedeniyle iş bulma zorluğu çeken karikatürcüler için bu bulunmaz bir fırsat olmuştur. ancak üretilen filmler en basit çizgi film prensiplerinin kullanılmadığı ilkel filmlerdi. yurtdışına giden bazı sanatçıların getirdikleri çizgi film teknikleri ve anlatıma yönelik bilgiler daha nitelikli filmerin üretilmesi sağlandı. bu gelişmeler stüdyoların da kurulmasını sağlamıştır. tüm bunların yanısıra radar reklam bir çizgi film bölümü açarak çizgi film çalışmalarına katılmıştır.

karikatürün durgun bir dönem yaşadığı 1960’lı yıllarda daha çok çizer bu konuya yönelmiş, aralarından bir bölümü de yurt dışına giderek bu alanda çalışmıştır. yalçın tüzecan, ali ulvi, bedri koraman ve mustafa emektar “kare reklam”ı kurmuştur.

1964’te oğuz aral, tekin aral ve ferruh doğan’ın birlikte kurdukları “canlı karikatür” adlı stüdyoda ise “koca yusuf”, “bu şehr-i stambul”, “direklerarası”, “ağustos böceği ile karınca” gibi elliye yakın kısa film gerçekleştirilmiştir. bunlardan en tanınanı 19. yüzyılın sonunda türkiye, fransa, belçika ve amerika’da güreşerek hayranlık uyandıran koca yusuf’un başarıları ve amerika dönüşü batan “la bourgogne” transatlantiğinden denize düştükten sonra derya üzerinde yüzen cankurtaran kayığına ağır gövdesiyle girmesini önlemek için ellerinin kesilmesi ve boğuluşunu gösteren harika çizgi ve tiplemeleriyle başarı sağlamış olan “koca yusuf”tur.

bu dönem yapılan çizgi filmlerden, ferruh doğan’ın, yalçın çetin ile birlikteismail dümbüllü’yü konu edinen çalışması da sayılmalıdır. ayrıca yalçın çetin, 7’şer dakikalık “boş oda” ve “evliya çelebi” adlı filmleri yapmıştır.

animatörlerin birer birer ayrılmasıyla zamanla stüdyolar dağılmış; bu da çizgi film sanatının kurumlaşması yolunda tarihi bir fırsatın kaçırılmasına neden olmuştur. bu stüdyoların dağılma sebeplerinin başında, karikatür sanatçılarının kollektif çalışmaya uyum sağlayamamaları ve çizgi film yapımını geçici bir ekonomik gelir olarak ele almaları olmuştur. bundan dolayı çizgi film sanatının gelişmesiyle yönelik bir çaba gösterilmemiş ve bir çoğu bir süre sonra basın sektörüne geri dönmüştür.

ali ulvi ersoy, nihat bali, eflatun nuri erkoç, bedri koraman, mıstık (mustafa eremektar), yalçın tüzecan (sade yalçın), orhan büyükdoğan, tonguç yaşar, turhan selçuk, emre senan, erim gözen, ali murat erkorkmaz, ateş benice ve derviş pasin de bu alanlar da çalışmalar yapmıştır. yalçın çetin, orhan enez, yurdagün göker gibi çizerler de bir süre almanya’da animasyon alanında çalışmalarda bulunmuşlardır.

1969 yılları sonlarında “sansür” adlı filmiyle trt kültür ve sanat bilim ödülleri yarışmasında kısa film büyük ödülünü almaya hak kazanan tan oral’ın, film üzerine kazıma tekniğiyle yaptığı “çizgi” isimli filmi bir kaç özel gösteri de izleyiciyle buluşabilmiştir. 1911 yıllarının dergilerinden hazırladığı “aslan asker svayk” ise kolaj tekniğiyle hazırlanmış ilgi çekici bir filmdir.

çizgi film üretimindeki ikinci patlama, televizyonun reklam filmleri yayınlamaya başlamasıyla olmuş; ancak bu durum da uzun sürmemiştir. yine de artan talep, sayıları azalmış animatörlerce güç de olsa karşılanmıştır. bu durumdan kaynaklanan hızlı üretim, filmlerin sinematik ve estetik kalitesini gözardı etti. giderek belli şablonlar oluştu ve bir yenilik denenmedi. bu durum farkedildiğinde ise geç kalınmış ve çizgi film talebi asgari düzeye düşmüştü. 1970’li yıllarda reklam için hazırlanan çizgi filmlerin dışında bazı deneysel filmlerin yapımı da kısa ve süreli olmasa da gerçekleşti.

ancak çizgi film alanındaki en önemli başarıyı 1950-b kuşağı çizerlerinden olan tonguç yaşar elde etmiştir. sezer tansuğ ile birlikte hazırladığı ve eski hat ustalarının çalışmalarını çıkış noktası olarak alan “amentü gemisi nasıl yürüdü? ” adlı kısa metrajlı çizgi filmi 1972’de adana’da düzenlenen 3. altın koza film festivali’nde seçici kurul özel ödülünü kazanmıştır. 1973’te 900 filmin katıldığı 9. annecy çizgi film şenliği’ne de katılan bu film ön elemeyi geçip gösterilmeye değer bulunan ilk türk çizgi filmi olmuştur. grafik değeri çok yüksek olan bu filmde kur’andan çıkarılan bir ayetin “amentü billah! ve bima cae min indillah!” ibarelerinin kürekle çekilen bir sefineye benzetilmiş figürasyonunun harekete geçirildiğini gösteren bir çalışmaydı.

meral simer ile tonguç yaşar, bu çalışmalarıyla darüşşafaka sinema klübü’nün düzenlediği 1. uluslararası kısa filmler şenliği’nde en iyi film ödülünü almıştır.

tonguç yaşar bu filmi izleyerek aynı stüdyoda “don kişot”, “kaptan”, “üç hikaye”, “yağmurdan kaçan adam” ve “düdük” adlı filmleri üretti.

neval simer yine aynı stüdyoda senaryosu sezer tansuğ’un yazdığı “bahar nasıl oldu?” yu çevirdi. bu film “amentü gemisi nasıl yürüdü?” ile bir üçleme oluşturacak şekilde düzenlenmiş ancak üçlemenin üçüncü filmi çekilememiştir.

bu filmi masaldan alınan konusuyla orhan büyükdoğan’ın hazırladığı “basmi beyrek” izledi.

çizgi film açısından diğer yıllara göre daha canlı bir dönem olan 1970’li yıllar aynı zamanda yarışma ve ödüller dönemi olarak da anılabilir. 1970’de yapılan hisar kısa film yarışmasına “silgi” adlı çalışmasıyla katılan engin inal ve “lingo lingo şişeler” adlı kukla filmiyle katılan gönül ve orhan taylan bu çalışmalarıyla özel ödüle layık görülen sanatçılardır.

bu yıllarda ayrıca ateş benice’nin “insanız biz” ve “sentez” adlı çalışmaları; emre senan’ın 1972’de gerçekleştirdiği “kısasa kısas” ve 12 filmlik “yaşlı dut sokağı” ile ahmet sipahioğlu’nun ingiltere, manchester polytechnic’de guvaş boyayla resimleme yöntemiyle yaptığı “bay a” bu çabaları tamamlamaktadır.

1974 yılında boğaziçi üniversitesi sinema klubü (büsk) kısa film yarışmaları düzenlemeye başladı. bu yarışmanın ilkinde cemal erez “65 kv” adlı filminde konuyu işleyiş, teknik ve içerik yönünden tutarlı olması nedeniyle birincilik kazandı. atilla ülkümen ise “güz” adlı çalışmasıyla ikinci olmuştur.

1975’te düzenlenen yarışmada ise emre senan “gergedanadam”la birinciliği kazanırken; ateş akyüz “evrim” filmiyle ikinci olmuştur. yarışmanın 3. senesi olan 1976’da, birincilik ödülünü yine emre senan’ın bu kez “canlandırma tabanca” filmiyle aldığı görülür. ikincilik ödülü ise “düğüm nasıl çözülür ?” adlı çalışmasıyla ateş benice’ye verilmiştir. 1977 yılında son kez düzenlenen büsk yarışmasının birincisi son iki yılda birincilik kazanmış olan emre senan olmuş; senan bu kez, “ hayatında eğri çizgiyi ilk kez keşfeden adam” filmiyle ödül almıştır. bu yılın ikincisi ise “ birgün” adlı çalışmasıyla selçuk aşkın olmuştur.

1978 yılında balkan filmleri şenliği çerçevesinde düzenlenen ulusal kısa film yarışmasının birincisi, italya’da gerçekleştirdiği 5 dakikalık “kedi” (ıl gatto) adlı filmiyle meral erez olmuştur. aynı yarışmada jenerik ödülünü ise nezih demiral ve emre senan kazanmıştır.

yine aynı yıl kültür bakanlığı “nasrettin hoca” konulu bir çizgi film yarışması açmıştır. bu yarışmaya 10 film katılmış, birinciliği tunç izberk’in “hoca ile hırsızlar” adlı filmiyle tonguç yaşar’ın “hoca ile hırsız” çalışması paylaşmıştır. ateş benice’nin “hoca birgün” adlı filmi ikinci olurken emre senan da “kısasa kısas” adlı çalışmasıyla üçüncülüğe layık görülmüştür. daha sonra bakanlık, yarışmanın birinci ve ikincilerine nasreddin hoca’yı konu alan bir çizgi film daha yaptırmıştır.

1980’de ateş benice’nin yaptığı “stero” adlı filmi, zagrep canlandırma filmleri şenliği’nde gösterilmiştir. aynı film ertesi yıl portekiz’in espinho kentindeki bir yarışmaya da çağrılmış ve gösterime girmiştir.

yaratıcılık açısından daha durgun geçen 1980’li yıllar 1982’de, bir yıl önce yasaklanmış olan akşehir nasrettin hoca uluslararası karikatür yarışması yerine bir çizgi film yarışmasının düzenlenmesiyle başlamış, murat havsa ile yıldız cıbıroğlu’nun birinciliği paylaştıkları yarışmada atilla ergüder ikinci, bekir susam ise üçüncü olmuş, türker ede, feza baykal ve timuçin tarhanlı da özel ödül almışlardır.

1983 yılında antalya film şenliği’nde ateş benice “sentez” adlı çalışmasıyla altın portakal ödülüne layık görülmüştür.

yine 1983’te emniyet genel müdürlüğü trafik şube başkanlığı trafik konulu, bir yarışma açmıştır. erim gözen’in ikinci, sertaç ergin ve feride yörük’ün üçüncülüğü paylaştığı yarışmada birincilik ödülü verilmemiştir.

1984 yılında istanbul fotoğraf ve sinema amatörleri klubü (ifsak) 6. ulusal kısa film yarışmasında büyük ödül kazanan ahmet sipahioğlu 1985 yılında katıldığı odak kısa film yarışmasında da birincilik almıştır.

kültür bakanlığı’nın başarı ödüllerini kazanan tonguç yaşar 1985’te “kaplumbağa ile tavşan”, 1986’da nasrettin hoca öykülerinden yola çıktığı “cüppe” ve “hırsız’ın hiç mi kabahati yok”, 1987’de meral imren ile birlikte “kuş ve avcı”, 1988’de “kaplumbağa ile tavşan”, 1990’da trt tarafından çocuk sağlığının korunması için “sağlığımızı koruyalım”, 1992’de kültür bakanlığı adına fazıl hüsnü dağlarca’nın aynı adlı şiirinden “balina ve mandalina”, 1993’te
yine kültür bakanlığı adına sigaranın zararı üzerine üçer dakikalık beş filmden oluşan “öhö, öhö, öhö” filmlerini yapmıştır.

1992’de cemal ve meral erez’in eğitici filmleri “şaşkın sihirbaz ve şakacı şapka” her bir harfe birer dakika ayrılarak a’dan z’ye türk alfabesinin tüm harflerini çizgi film biçiminde anltan bir çalışmadır.

ali murat erkorkmaz
’ın “quick ease” adlı çizgi filmi 1983 fransa annecy canlandırma film festivali’nde 350 film arasından ilk ona girmiştir.

pasin-benice stüdyosunun başanimatörü ve yönetmeni derviş pasin’in 1988’de yaptığı 50 dakikalık uzun metrajlı “boğaç han” ve bir seri “dede korkut hikayesi” japon çizgi filmciliğinden bile daha nitelikli bulunmuştur.

5. ankara ulusal film festivali’ne katılıp ödül alan nimet yardımcı’nın gerçekleştirdiği, yaşlı bir kunduracı ile iyi kalpli üç cinin öyküsünü anlatan “kunduracı ve cinler” bir grimm kardeşler masalının çizgi film uyarlamasıdır. yine pasin-benice atölyesinin yalvaç ural’ın senaryosundan yola çıkarak hazırladıkları ve televizyonda da yayınlanan “evliya çelebi”, ali murat erkorkmaz’ın mazhar-fuat-özkan’ın “vak-the rock” klibi için hazırladığı karakter de sayılmadan geçilemeyecek çalışmalardır.

yalvaç ural ve sunder erdoğan’ın yarattıkları ve trt’de yayınlanan “küçük abdullah” adlı çizgi film hollanda televizyonu’nda da gösterilmiş ve ural bu çalışmayı “çocuk yazınımız ve çizgi dünyamızın batı’nın çok gerisinde kaldığının düşünüldüğü bir dönemde oldukça başarılı bir çalışma olarak nitelendirmiştir.

kültür bakanlığı, tarihsel türk tiplemeleri üzerine çizgi film yapma kararı vermiş ancak “red kit dede korkut’a karşı”, “toygar” gibi filmlerin yapılması halktan büyük tepki almıştır.

kasım 1990’da yayınlanan dede korkut’un “dünya güzeli” adlı masalının bir bölümü “aktay” filminde “bismillahirrahmanirrahim ve bihi nastain”diye söze başlaması bu ulu kişinin islam öncesi türk destanlarıyla ilgili olması bakımından eleştirilmiştir.

1988 ve 1989’da istanbul’da “anadolu sanat merkezi”nin hazırladığı ve kültür bakanlığı ile vakıfbank’ın ve kadıköy belediye başkanlığı’nın desteklediği bir “anadolu uluslararası çizgi film festivali” düzenlenmiştir. ümit solak, tonguç yaşar, ateş benice, tunç izberk, derviş pasiner, nilüfer bora, orhan büyükdoğan,

meral-cemal erez, bülent ateş, erim gözen, oğuz aral, ferruh doğan, tekin aral, eflatun nuri ve tan oral gibi sanatçıların katıldığı bu festivale ayrıca 21 ülkeden 195 çizgi film katılmış, filmler ücretsiz olarak gösterilmiştir.

türkiye’de ilk çizgi film semineri 1989’da trt yöneticileri ve kültür bakanlığı’nın temsilcilerinin de katılımıyla gerçekleşmiş; bu seminer türk çizgi filminin gelişimi için çok olumlu bulunmuştur.

1990’lı yıllar ülkemizde animasyon türünde gerek çizgi filmlerin gerekse kukla filmlerinin geliştiği gerçek dönemdir. sinemamızın bu türünde gecikerek de olsa bir gelişme sağlanmış olması büyük bir mutluktur.

bu yıllarda, çizgi filme yeni bir bakış açısı daha eklenmiş, “çocuğa dini ve milli çizgi film” sloganıyla trt ve devlet bakanlığı 1990-1991 yıllarında, “emre”, “süleyman çelebi ve mevlit ”, “yusufçuk”, “insanlar yaşadıkça” başlıklı çizgi filmleri yaptırmıştır. bu filmlerin, “ten ten”, “tom ve jerry”, “uyuyan güzel”, “taş devri”, “cici kız”, “donald duck” ve “ghost busters” (hayalet avcıları) gibi filmlere alternatif olarak gösterilmesi ise yeni bir tartışmanın başlamasına neden olmuştur.

kültür bakanlığı ise “diskoya giden, kola içen, hamburger yiyen” gençliğe karşı, “milli değerleri yeğ tutan bir gençlik yaratmak üzere filmler yapmayı düşünerek “alparslan”, “ergenekon destanı”, “bilge kağan”, “keloğlan”, “pembe incili kaftan” gibi filmler yaptırmıştır.

bütün bunlar islami kesimi de harekete geçirmiş ve tele-çizgi ajansının sahibi tufan mengi donanımlarının yerinde olduğundan söz ederek çocuklara çanların çaldığı, kendi kültürümüzü yansıtmayan, toplumun inandığı değerleri görmezden gelen filmler yayınlandığını ileri sürdü.

islami kesim işi biraz daha ileriye götürerek, “kökü içerde çizgi film kahramanları, kökü dışarda çizgi film kahramanlarına karşı” sloganıyla 1993’te diyanet işleri bakanlığı adına “bir hikaye, bir ders”, “keloğlan”, “küçük mücahit”, “nasreddin hoca”, “bosna alevler içinde” adlı çizgi filmleri yapmıştır.

çizgi filmin gibi eğitici bir konunun,islami kesim tarafından benimsenip siyasi maksatla kullanılmasından önce üniversitelerimizin güzel sanatlar fakülteleri sinema-tv animasyon bölümleri başta olmak üzere ilgili resmi kuruluşları da işi ciddiye almıştır.


çizgi film 1984 yılından itibaren eskişehir anadolu üniversitesi’nde ders olarak gösterilmektedir>. ayrıca orhan büyükdoğan güzel sanatlar akademisi (bugünkü mimar sinan üniversitesi)’nde, ahmet sipahioğlu dokuz eylül üniversitesinde çizgi film dersleri vermiş, tahsin özgür de “the turkish daily animator” (günlük türk canlandırması) adlı uluslararası nitelikteki haber mektubunu yayınlamıştır.

1988’den itibaren yapılagelen “anadolu çizgi film festivali” 1994’ten sonra demo tanıtım organizasyon ltd., kültür bakanlığı ve çizgi filmciler derneği’nin katkılarıyla uluslararası bir kimliğe büründürülmüştür. amacı, ülkeler arası dostluk ve barışın sürdürülmesi için, yarınları kuracak olan çocukların, kendi ülkeleri dışındaki kültürleri tanımaları ve türkiye çizgi film yapımcılarının dünyaya açılması olarak belirtilen festivalin filmleri ücretsiz olarak gösterilmiştir.

http://cizgilifilm.blogspot.com/2007/05/trkiyede-izgifilmin-

   alon so good   13.11.2008 22:01 ~ 22:27
   #1085160
2.

tarık güven'in, anadolu üniversitesi çizgi film (animasyon) bölüm baskanı doç. dr. fethi kaba ile yaptigi roportaj;

t.g.: tarık güven
f.k: fethi kaba

t.g.: merhaba fethi bey. klasik bir soruyla başlayalım. kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

f.k.: 1989 yılında anadolu üniversitesi güzel sanatlar fakültesi grafik bölümü'nden mezun oldum. son sınıfta ana seçmeli olarak animasyon dersi aldım. mezun olduğum 89 yılında üniversitede animasyon bölümü kurulması düşünülüyordu. beni okutman olarak animasyon bölümüne aldılar. yüksek lisansımı yaptım. 1996 da sanatta yeterliliğimi verip, yardımcı doçent oldum. 1998 yılından beri de animasyon bölüm başkanıyım.

t.g.: animasyon bölümü hakkında bilgi verir misiniz? örneğin animasyon bölümüne girmek isteyen bir öğrenci ne yapmalı, bölüme öğrenci alımı nasıl gerçekleşmekte?

f.k.: güzel sanatlar fakültesi yönetim kurulunun düzenlediği sınav sistemi şöyle. güzel sanatlarda şu an 7 tane bölümümüz var. hepsine ortak sınav yapılıyor. ilk aşamada canlı modelden resim çalışması istiyoruz. bu aşamayı geçenler ikinci gün sınava alınıyorlar ve
genelde hayalden resim ve bu resmin kurgusunu karakalem düzenlemesini
istiyoruz. bu ikinci aşamayı da kazananlar sınava girmeden önce yaptıkları tercih sıralamasına göre bölümlere yerleştiriliyor.

t.g.: animasyon bölümünde kaç yıl eğitim veriliyor?

f.k.: bir yıl ingilizce hazırlık olmak üzere 5 yıl.

t.g.: bu bölümde hangi derslerin eğitimi veriliyor?

f.k.: temelde ''çizgi filmin teknikleri'' diye bir dersimiz var. çizgi film nasıl yapılır, kaç karede ne çizersin, hareketlendirme nasıl olur, bunun zamanlamasını nasıl ayarlarsın... bu tarz eğitimler veriyoruz. ikinci sınıftan itibaren bilgisayarla eğitim başlıyor. bilgisayarda max ve maya ağırlıklı derslerimiz yürüyor. bunun yanında çizgi film derslerimiz de sürüyor. destekleyici dersler olarak da görsel anlatım, senaryo yazımı, sinemaya giriş gibi derslerimiz var.

t.g.: peki bu bölümün öğrencilerine sağladığı olanaklar nelerdir?

f.k.: iki tane geleneksel çizgi film atölyemiz var. bunun yanında iki line-test sistemimiz var. kurgu ses laboratuvarımız var. her öğrenciye bir bilgisayar düşecek şekilde bu sene yeni kurulan maya laboratuvarımız var.

t.g.: bölümden mezun olan öğrencilere iş imkanı sağlanıyor mu?

f.k.: bölümün iş bulmak gibi bir misyonu zaten olamaz. mezunlarımız portfolyalarını oluşturarak kendileri görüşmeler yapıyorlar. bazen bizim de yönlendirmelerimiz oluyor tabii ki.

t.g.: sanırım isterlerse üniversite de kalabiliyorlar.

f.k.: elbette... seçmeli olarak multimedya eğitimi veriyoruz. mezun olan öğrencilerimizin büyük bir kısmı şu anda multimedya sektöründe çalışıyorlar. gittikleri şirketlerde de animasyon bilgilerinin onlara çok yararlı olduğunu düşünüyoruz. bunun yanında televizyonda ve reklam sektöründe çalışan öğrencilerimiz var. şu anda izlenen neredeyse bütün reklamlar bizim öğrencilerimize ait. en yenilerinden biri, arçelik reklamındaki ''çelik''. turgut akaçık adlı bir öğrencimiz yapıyor.

t.g.: güzel sanatlar animasyon bölümü adına veya bu bölümde olupta bireysel olarak ulusal veya uluslararası yarışmalarda başarı kazananlar var mı?

f.k.: benim 1994 yılında yaptığım ''yabancı'' adlı bir üç boyutlu film vardı. o dönemde türkiye'de yapılmış ilk üç boyutlu filmdi. dos ortamında, bir karesini 45 dakikada boyadığım, 486'ların olduğu dönemde... yabancı ile türkiye'de büyük yankı almıştım. ben bu filmle
ankara ulusal'da ikincilik aldım. ankara ulusal'da ilk üçe girenler uluslararası'na gönderiliyor. ankara uluslararası'nda da ikincilik aldım. bunun dışında filmim japonya'da hiroşima animation film festival'de asian collection'da yer aldı. bunun yanında hikmet sofuoğlu'nun filmleri almanya'da, ingiltere'de gösterime girdi. şu anda bir öğrencimiz var ki çok başarılı, adı denizcan yüzgül. iki yıldır neredeyse bütün ödülleri toplamış durumda. izmir kısa film'de altın kedi aldı. umut vakfı'nın açtığı bireysel silahsızlanma'da üçüncülük aldı. istanbul kısa filmciler derneği'nin düzenlemiş olduğu bir yarışmada ödül aldı. çekoslavakya'da, fransa'da gösterime girdi. japonya hiroşima'da gösterime girmiş bir çok öğrenci filmlerimiz var.

t.g.: animasyon bölümü 14 yılda yaklaşık 200 mezun vermesine rağmen, türkiye'de başarılı bir çizgi film yapılamamasının nedeni nedir?

f.k.: ilk başta buna bir para yatırılması gerekiyor. para yatıracak kişinin buna ikna olması gerekiyor. gerçekten de kaliteli bir film çıkma iknasının kendisinde yaratılması gerekiyor. şu ana kadar bu olmamış. bütün sanatçılar kendi çabalarıyla önemli işler yapmışlar. çizgi film sonuçta bir ekip işi. bu ekibi toplayıp, endüstriyel anlamda çizgi film üretmek lazım. fakat böyle bir stüdyoya baktığınız zamanda 70 kişiden başlayıp 150-200 kişiye varan bir insan gücüne ihtiyacınız var. biz bölüm olarak 14 yılda 200 mezun vermişiz. bu az. bunların yarısı bu işle uğraşsa gene az. multimedyaya kayanlar var. reklama kayanlar var. storyboardcular var. reklam yönetmeni, klip yönetmeni var. yani çok dağılmış durumda. özünde geleneksel çizgi filmle uğraşan mezun sayımız az kalıyor. ama çok yetenekli öğrenciler var. gördüğünüz zaman ''vay be!'' diyeceğiniz öğrenci çok fazla. bunlar mezun oldular. reklam sektöründe çalışıyorlar. ama güdüleyici bir şey olsa bunlar bir araya gelip çok güzel projelere imza atacaklardır.

t.g.: türkiye'de çocuk eğlencesi olarak algılanan çizgi filmdir, animedir dünyada çok daha ciddiye alınıyor ve büyük paralar ayrılıyor. tabi bir o kadar da kazanılıyor. örneğin bu senenin oscarlı animasyonu ''finding nemo'' 850 milyon dolar gişe hasılatı yaptı. bu sene hasılatta onu geçebilen tek yapım 11 oscarlı yüzüklerin efendisi. türkiye'de yapımcıların bu potansiyelin farkına varamamaları çok yazık. ama sanırım insanlar türkiye'de başarılı projelerin yapılabileceğine inanmıyorlar.

f.k.: elbette... ama inanmaları lazım. inandırmak lazım. birilerinin çıkıp, bakın bu iş iyi yapılıyor, türkiye'de de kaliteli işler yapılıyor dedirtebilmesi lazım. bu inanç sağlanabilirse türkiye'de de çok başarılı projeler çıkacağına inanıyorum. bakın şu sıralar türk sineması büyük bir atılım içinde. çok başarılı yapımlar çıkmaya başladı. bu bende bir umut da sağladı. sıra çizgi filmede geliyor diye düşünüyorum.

t.g.: teknik açıdan dünya ile aynı seviyede olduğumuzu düşünüyor musunuz?

f.k.: dünyanın neresine baktığınıza bağlı. hollywood'a bakarsanız değiliz. bölüm olarak bakarsak bir çok okuldan çok iyiyiz. ama türkiye'de animasyon sektörü olarak baktığımızda eksiklikler var. bunlar da genelde maliyetten kaynaklanıyor.

t.g.: sürekli maliyet diyoruz. bir çizgi film ne kadar maliyetlidir. mesela 90 dakikalık orta seviye bir çizgi filmin maliyeti nedir?

f.k.: tabii yapımına göre değişir. ama basit bir yapımı saniye bazında düşünürsek, saniyesi 300 dolar civarında.

(hemen kafadan bir hesap yapıyorum: 300x60=18000 dolar dakikası. 90 dakikalık bir çizgi filmde 1620000 (bir milyon altı yüz yirmi bin) dolar yapıyor.)

t.g.: türkiye'de televizyonlarda yayınlanan bazı türk çizgi filmleri var. bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

f.k.: ben bunların türk çizgi filmine bir şey getirdiğine inanmıyorum. hatta geriye götürdüğüne inanıyorum. çünkü bir kısır döngü içine girmişiz. yıllardan beri nasrettin hoca, keloğlan... bu yapımları dünyaya satmamız çok zor. japonya da ilk önce başka şeyler değil heidi ve şeker kız candy gibi avrupai tipler yaratarak dünya pazarına yayıldı. böyle yaparsanız para kazanırsınız. yıllarca, yok ''kültür bakanlığına satalım, ondan para alalım'' diye keloğlanlar, nasrettin hocalar yapıldı. bunları tabii yapacağız. çünkü bunlar kendi öz kültürümüz. bunları türkiye'de yayınlarsın. ama önce her şeyiyle güzel yaparsın... artık çocuklar da bilinçlendi. kötü bir şey çıktı mı karşısına izlemiyor. eşek nasıl yürüyor, adam nasıl bakıyor.... bu tür kötü yapımlarla artık kendimizi kandırmaktan başka bir şey yapmayız. bizim birinci sınıftaki öğrencilerimizin yaptıkları çalışmalar onlardan daha iyi. gelsinler, görsünler. reklamları izleyin mesela;kusursuz işler var...

t.g.: çözüm projesi ne?

f.k.: nasıl ki türk sinemasında birisi çıkıyor para yatırıyor ve o parayı geri aldığına inanabiliyorsa çizgi filmde de bu olmalı. bir yapımcı çıkacak, çizgi filme para yatıracak, inandığı kişilerle çalışacak. ondan sonra getirisini gördükten sonra, bir kaç tane daha film yapıp dünya pazarına çıkacağına inanıyorum. bunun yanında kurtarıcı olarak diziler olabilir. çocukların izleyebileceği çizgi diziler. burada görülen kaliteyle tükiye'de bir şeyler yapılıyormuş inancı artık uzun metrajlı filmlere taşıyacaktır. az önce dediğim gibi nasrettin hoca, keloğlan gibi bireysel yapımlarla dünya pazarına çıkamazsın. bizim destanlarımız var. mesela gılgamış destanı falan... bunları iyi bir senaryoyla yapıp dünya pazarına çıkabilirsin.

t.g.: peki daha önce üzerinde yoğun çaba harcanmış, bu iş olacak galiba diye düşündüğünüz bir projeniz oldu mu?

f.k.: bundan iki sene önce atatürkçü düşünce derneği ve kapı ajans'la birlikte bir proje geliştirdik, adı ''cumhuriyet''. atatürk'ün çocukluğundan başlayıp, ölümüne kadar hayatı çizgi film yapılacaktı. senaryo bana göre daha çok belgesel niteliği taşıyordu. çok ciddi çalışıldı ancak türkiye o dönemde krize girdiğinden yeterli destek bulunamadı ve proje rafa kalktı.

t.g.: dünya sektörüne dönersek beğendiğiniz yapımlar neler?

f.k.: beğendiğim çok var. walt disney'in bütün yapımlarını beğeniyorum. pıxar'ın bütün yapımlarını beğeniyorum. simpsonlar'a bayılıyordum ,çok güzeldi. donald duck'ı severim. japon animelerinin bir kısmını çok seviyorum. tabii bunların dışında bağımsız ve sanatsal çalışmalar da var; frederic back adlı kanadalı sanatçının "ağaç diken adam" ve " mighty river" filmleri çok güzel, micheal dudok de wit'in çalışmalarını beğeniyorum, tonguç yaşar gibi bir usta var mesela türkiye'de, bunun yanında cemal-meral erez'in "cordes" filminden seyredince hala etkilenirim ve daha bir çok bağımsız film, hepsine ayrı bir değerde bakılması gerekiyor.

t.g.: dünya da kendini geniş anlamda kabul ettirmiş iki tarz var. walt disney ve japon anime... aralarında bir değerlendirme yapmanızı istesem...

f.k.: ikisi çok farklı. sadece ikisi değil. japon anime çok tanındığı için farklı... çekoslavak var. polonya var. amerika'da walt disney'i karşısına alan, onu tiye alan yapımlar var. ama onlar çok sivrilmemiş. dünyaya baktığımız zaman diyoruz ki; bir anime var ve bir walt disney var. yaklaşımları birbirlerinden çok farklı geliyor bana. şunu beğeniyorum, bunu beğenmiyorum diyemem. ikisininde çok farklı tarzları var. ikisini de beğeniyorum. hedef kitleleri farklı olduğu içinde aralarında bir kıyas yapamam. walt disney genelde çocuklara yöneliktir. japon animeleri biraz daha hayatın içinden, hızlı gençliğin temsilcisidir diyebilirim.

t.g.: yani çizgi filmin sadece çocuk eğlencesi olarak görülmesinde amerikan yapımlarının çok etkisi var diyebilir miyiz?

f.k.:elbette. walt disney'in genel hedef kitlesi çocuklardır. animede ise yetişkinlere yönelik yapımlar da vardır...

t.g.: peki bir gün türk çizgi filminin kendi tarzını oluşturup bir walt disney gibi bir anime gibi kendini dünyaya kabul ettirebileceğini düşünüyor musunuz?

f.k.: aslında düşünmek istiyorum. ama bunun zor olduğunu da biliyorum. japon animeler bir tarz oluşturmuş. büyük gözlerle başlamış. çok fazla animasyon değildir, arkada backgroundlar geçer falan... ama japon sinemasına baktığınızda da bir tarz var. türk sinemasında bir tarz yok ki çizgi filminde olsun. bunun genel kültürden kaynaklanan bir durum olduğunu düşünüyorum. bu zamanla olur mu? umarım olur. ama kendi tarzını oluşturmasının zor olduğunu düşünüyorum. kendi tarzını yaratmaktan ziyade iyi film yapmaya çalışmak daha mantıklı geliyor bana.

t.g.: iyi filmler çıkarsa daha sonraları kendi tarzını zaten yakalar diyorsunuz yani..

f.k.: evet. her şey yerine oturur.

t.g.: dünyada ortak yapımlar çoğaldı. örneğin sinemalarda sık sık japon-amerikan ortak yapımları görüyoruz. bunlar gibi türkiye'de de ortak yapımlar görebilir miyiz?

f.k.: neden olmasın? inandırmak lazım. istanbul'da bazı şirketlerden duyuyorum. ortak yapım gibi fason çalışan şirketler var. yani dışardan firma geliyor, bana bunu yapar mısınız diyor. türk şirket ayda 15 dakika yaparız diyor. şak 8 dakikadan fazla yapamıyorlar. animasyon bir disiplin işidir. bir karede karakter neyse onuncu karede de karakter o olmalıdır. sen işi kaçırmamak için ayda 15 dakika yaparım deyip de yapamazsan güvenirliliğini kaybedersin. adam bakıyor, 15 dakikaydı sipariş 8 dakika gelmiş. o da iyi değil diyor ve türkiye'den elini eteğini çekiyor.

t.g.: peki şirketleşme gibi projeniz var mı?

f.k.: bizim işimiz eğitim vermek. şirkete girersek eğitime gerekli önemi verememekten çekiniyoruz. mezunlarımızın bu tarz şeyleri yapmasını destekliyoruz. bundan bir kaç yıl önce son sınıf öğrencileriyle bir çabamız oldu. amerika'da yaşayan caveman'ın çizeri tayyar özkan'la bir iletişimimiz oldu. onunla bir kısa film yapma aşamasına geldik. fakat son sınıfta dersler ağır olduğu için yürütemedik o işi. yoksa ona çizgi diziler hazırlamayı düşünüyorduk. hatta bir tane film yapıldı, çekildi. ama line-test aşamasında kaldı.

t.g.: türkiye'de bir animasyon kültürü oluşturmak için üniversite bazında bir çabanız var mı? örneğin bir animasyon festivali veya bilgilendirme paneli gibi...

f.k.: istanbul'da ve ankara'daki toplantı ve panellere katılıyoruz. konuşmalar yapıyoruz. şuan eskişehir'de bir animasyon festivali yapma çabamız var. öğrencilerimiz çizgi film kulübü kurmaya çalışıyorlar. o kurulduğu takdirde bir çizgi film festivali olacak. bu sene izmir kısa film festivali'nin bütün filmlerini buraya getirmeye çalışıyoruz.

t.g.: fethi bey, röportajımıza katıldığınız ve sorularımıza verdiğiniz içten cevaplardan dolayı size teşekkür ediyoruz.

f.k.: ben de teşekkür ederim... *

15 mart 2004 tarihinde yapılmış

   alon so good   23.12.2008 11:47 ~ 11:48
   #1132880
 
reklamı kapat

yazdır