turkiye nin avrupa birligi ne girememe nedeni olarak merkez bankasi

1.

1963 yılında başlayan türkiye´nin 42 yıllık avrupa birliği rüyası gerçek olacak mı? oncelikle bu ruyamızı ya da kimilerine gore kabusumuzu tarihce ile inceleyelim.

"türkiye ile avrupa birliği arasındaki ilişkiler, avrupa topluluğu ile 12 eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren ankara anlaşması'nın temel oluşturduğu ortaklık rejimi çerçevesinde kurulmustur. ankara anlaşması'nda, türkiye ile at arasında kurulan ve nihai amacı türkiye'nin topluluğa tam üyeliği olan ortaklığın, üç dönemden geçerek gerçekleşmesi öngörülmüştür. bunlar; hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve son dönemdir. geçiş döneminde türkiye ile at arasındaki ilişkiler, ankara anlaşmasının yanı sıra, 23 kasım 1970'de imzalanan ve 1 ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren katma protokol uyarınca düzenlenmiştir. geçiş döneminde, taraflar arasında sanayi ürünlerini konu alan bir gümrük birliğinin tedricen gerçekleştirilmesi, işçilerin karşılıklı olarak serbest dolaşımının sağlanması, tarım ürünlerinde giderek genişleyecek bir tercihli ticaret rejiminin uygulanması, katma protokolün belirlediği alanlarda türkiye ile at arasında mevzuat ve politikaların yaklaştırılması ile şartların elverdiği ölçüde, hizmetlerin serbest dolaşımı süreçlerinin başlatılması öngörülmüştür. türkiye, nihai amacı yönünde, 14 nisan 1987 tarihinde, at'ye, ortaklık ilişkisinden bağımsız olarak tam üyelik başvurusunda bulunmuş ve 1988 yılında at komisyonu ile yapılan ad hoc komite toplantıları ilişkilerin canlandırılması bakımından yeni bir dönemi başlatmıştır. türkiye ile ab arasındaki ilişkiler, bahse konu, 6 mart 1995 tarihli ortaklık konseyi belgelerinin 1 ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmesiyle ivme kazanmıştır. öte yandan, türkiye’nin ab’ye tam üye olma yönündeki nihai hedef ve çabaları da gerek gümrük birliğinin gerçekleştirilmiş olması, gerek ab’nin genişleme sürecine ilişkin olarak son dönemlerde ortaya çıkan bir dizi gelişme sonucunda, yeni boyutlar kazanmıştır. böylece, bir taraftan gümrük birliği sürecindeki yükümlülüklerimiz doğrultusunda faaliyetler sürdürülürken, diğer yandan ab’nin genişleme sürecinde yer alma yönündeki girişimler de yoğunlaştırılmıştır. önemli bir değişim sürecinin içinde bulunan ab’nin yapısal ve kurumsal açılardan güçlendirilmesi ve genişleme hazırlıklarının tamamlanması ile ilgili kararların alınması aşamasındaki bir diğer gelişme olan ve 16-17 haziran 1997 tarihlerinde amsterdam’da gerçekleştirilen ab zirvesinde ise, hiçbir aday ülkenin ismi zikredilmemiş; ancak türkiye, zirveyi izleyen 27 haziran tarihli bilgilendirme toplantısına diğer adaylarla birlikte eşit şartlar altında katılmıştır. bu gelişmeleri izleyen dönemde avrupa komisyonu, 16 temmuz 1997 tarihinde genişleme süreci politikalarına ilişkin olarak “gündem 2000” başlıklı raporu yayınlayarak 10 merkezi ve doğu avrupa ülkesi (mdaü) ile güney kıbrıs rum yönetimi’nin genişleme sürecine dahil edilmesini öngörmüş olup; polonya, macaristan, çek cumhuriyeti, slovenya ve estonya ile tam üyelik müzakerelerinin açılmasını önermiştir. 11-12 aralık 1998 tarihlerinde gerçekleştirilen viyana zirvesi neticesinde hazırlanan zirve sonuçları belgesinin genişlemeye ilişkin kısmında da, türkiye ile ab arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem verildiği belirtilmiş ve türkiye’nin ab üyeliğine hazırlanması amacına yönelik olarak oluşturulan avrupa stratejisinin, lüksemburg ve cardiff zirveleri sonuçları da dikkate alınarak uygulanmasının taşıdığı önem vurgulanmıştır. zirve sonuçları, türkiye’nin ab üyeliğinin teyid edilmesi açısından olumlu olarak değerlendirilse de, herhangi bir yenilik getirmemiştir. türkiye, bahse konu zirve sonrasında da, avrupa stratejisinin bir katılım stratejisi olarak yetersiz kaldığı ve geliştirilmesi gerektiği yönündeki tutumunu değiştirmemiştir. taraflar arasındaki ilişkilerde meydana gelen bu gelişmeler sonrasında, 11 nisan 2000 tarihinde lüksemburg’da türkiye-at ortaklık konseyinin 39'uncu toplantısı gerçekleştirilmiştir. bu toplantıda alınan 2/2000 sayılı okk uyarınca, gümrük birliğinden bu yana üzerinde çalışılan hizmetler ve kamu ihaleleri alanındaki müzakerelerin başlatılması öngörülmüştür. bu doğrultuda, 2000 yılı içinde türkiye ile ab arasında hizmet ticaretinin serbestleştirilmesi ve kamu ihalesi pazarlarının karşılıklı olarak açılmasına ilişkin müzakereler başlatılmış ve türkiye’nin adaylık perspektifini de içeren serbestleşmeyi öngören bir okk hazırlanması yönünde adımlar atılmıştır. ayrıca, söz konusu toplantıda alınan 3/2000 sayılı okk uyarınca ab müktesebatına uyum aşamasında büyük önem taşıyan tarama sürecine bir ön hazırlık niteliği taşıyan analitik inceleme için 8 alt komitenin kurulması kararlaştırılmıştır. bu komiteler aynı yıl içinde çalışmalarına başlamıştır. böylece, hem katılım ortaklığı, hem ulusal program hazırlıkları için önemli bir adım atılmıştır. 19-20 haziran 2003 tarihlerinde gerçekleştirilen selanik zirvesinde, başta 2003 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülen hukuki düzenlemeler olmak üzere, türk hükümetinin reform sürecininin devam ettirilmesine ilişkin kararlılığının memnuniyetle karşılandığı belirtilmiş ve katılım müzakerelerinin başlatılması için kopenhag siyasi kriterlerinin yerine getirilmesi yönünde sürdürülen çabaların desteklendiği ifade edilmiştir. " ((bkz.: http://66.249.93.104/sear...tr&ct=clnk&cd=8))

avrupa birligi tarihcemiz kısa ve oz olarak boyle. verilen linkte daha detaylı bilgiler de okumak isteyen icin bulunmakta. simdi gelelim merkez bankasının konu ile alakasına. bildigimiz uzere merkez bankası dunya genelinde bagımsız bir kurum olmasının gerekliliği ile tanınan bir kurum. yani merkez bankasının asli gorevi hukumetlerin pisliklerini kısa vadeli olarak temizlemek degil, uzun vadede moneter ve fiskal politikaları yonetmek. bu politikalarda kararlı olabilmesi icin ise hukumet ile hicbir baglantısının bulunmaması gerekiyor.

ancak turkiye'de ne yazık ki isler boyle yurumuyor. senyoraj denilen sey icad oldu olalı paramız surekli deger kaybediyor bu sırada ise gorev basındaki hukumet bir sonraki secime hazırlık olarak kendisini melek gibi gosteriyor. turkiye cumhuriyeti merkez bankası ise bu politikalarda sadece aracı bir kurum gorevini ustleniyor. (bkz.: #463842) avrupa merkez bankası ise bu duruma korku filmi gibi bakıyor. turkiye avrupa birligine girdigi takdirde tcmb'da amb'na dahil olacak dolayısıyla euro basabilme gibi bir yetkisi bulunacak. ancak turkiye'nin para basma hadisesi sadece ve sadece hukumetin sactıklarını toparlamak politikasından ibaret oldugu icin bu durum onlara pek cekici gelmiyor. yani kanunlarmıs, insan haklarıymıs, bu nedenlerle ab bizi kabul etmiyormus falan bunların hepsi hikaye. aslında avrupa birliginin hristiyan birligi oldugu da hikaye. avrupa birligi dolar bazlı piyasaya karsı kurulmus olan ekonomik bir birlikten ibaret ve tcmb'nın senyoraj politikası onları dolar karsısında direncli kılacagına daha da zayıflatacak. hazine bonoları hazine bonosu kavramını ulkemizde coktan yitirmis durumda zaten ve bu yitiklik avrupa birligine yansıdıgı takdirde resmen abd'nin ekonomik tek guc oldugu tum kainata ilan edilecek.

peki bu son baskanlık mevzuları ile bu durum duzelir mi? butun bu politikaları ve durumu erdem başçı( http://www.tcmb.gov.tr/...a/bsk/cvtur-ebasci.html )dan dinlemiş biri olarak soyluyorum ki, bu gibi bu konuda bilincli ve israrlı bir adam oyle bir kurumda baskan olamadıgı surece ve hukumet isine geleni onerdigi surece duzelecekmis gibi gozukmuyor.

   witchorexia nervosa   17.10.2007 19:02
   #679077
 
reklamı kapat

yazdır