tutunamayanlar

1.

<bkz: oğuzcuğum atay>
<bkz: ışın karaca>

   vendetta   13.08.2006 20:21
   #22666
2.

oğuz atay'ın hayran olunası eseri...
şüphe etmek kendinden,gülmenin ortasında zamansız,sebepsiz hüzün...
tutunamayanlar...
hayata sıkı sıkıya baglanmıs olanların kıtabı...onların kı aslında ne kadar yasamdan uzak olduklarının gostergesı...
turgut ve selim...
bi an düşünün! hangisisiniz??

   duy_u   06.02.2007 20:41
   #207134
3.

ne olur benim gibi okuyun her dedikoduya kulak kabartmayın benim gibi okusaydınız kirli sokakları yosunlu duvarları çarpık taşlı binaları severdiniz tanışmadan severdiniz insanları onları birbirine benzemedikleri halde bir yanlarıyla derinde bir yerde aynı olduklarını görürdünüz beni dinlemeyeceksiniz biliyorum beni unutacaksınız geriye kuru bir gürültü kalacak benden anlaşılmaz sesler çıkardı ortalığı toza boğdu gitti diyeceksiniz bir bahar temizliği yapacaksınız arkamdan üzerinize sinmiş etkilerimi havalandıracaksınız odaya dolan bunaltıcı havamı değiştirmek için pencereleri açacaksınız yoksa ne yapacaktınız nasıl olurdu nasıl başarılırdı benim gibi olacak benim gibi doğduğunuzdan beri üstüneze yığılan bütün bilgilerin size verilen bütün şeylerin sizi ezmesine dağılıp yok etmesine izin vercek değilsiniz ya...

   yok daha neler   27.04.2007 10:57
   #354256
4.

okuyup da etkilenilmemesi imkansız olan, edebiyat tarihimizin ilk postmodern romanıdır.

   sirguard   27.04.2007 11:00 ~ 11:05
   #354260
5.

...durup dururken seviyorum, sevip sevip duruyorum...

   meursault   08.05.2007 20:47
   #381486
6.

...belki oyundu ben oynayamadim, belki de bir oyuncakti onlar oynayamadi...

   kademre   19.05.2007 22:06 ~ 22:14
   #408101
7.

"insanlar , yalnız kitaplarda şaşırırlar . romancılar şaşırtır onları .
ölü denizdeki su zerrecikleri gibi birbirlerine tutunurlar : dalgalanırlar , bir yere
gitmezler aslında . aslında , kimse , kafasındaki hayallerle kimseyi bir yere götüremez
kardeşim selim ! belki biz , seninle ben , kafamızdaki hürriyetle bir yerlere gidebilirdik .
giderdik de! istediğimiz zaman kaçardık sınıftan . yangın çıkmasını beklemezdik . hocanın
gözünden kaçarken arka kapının yanına yerleştirmiş olduğumuz kontrplak korurdu bizi .
sormazdı bu tahta nedir diye . hürriyet kontrplağı . kapının gıcırtısını duyduğu zaman
hoca geç kalmış olurdu , çok geç . işte böyleydik biz canım selim ! şimdi ne durumlara
düştük ikimiz de . sen öldün ; ben de koridorlarda , anlamsız bekleyişlerin içinde ölüyorum.
gerçekten öldün mü selim? bu yalnızlık dolu koca dünyada bütün tutunamayanları öksüz
bırakıp gittin mi ? bat dünya bat! talih ! iki gözün kör olsun da piyango bileti sat !
midem yanıyor : içkiden kurtarılacak ilk mide . yangından kurtarılacak ilk mide . benim
midem . benim kalbim ." tutunamayanlar syf 297 yedinci satır

   vendetta   12.06.2007 03:51
   #462301
8.

okuyucuyu -belki bilerek- zorlayan, gereken sabrı gösterdiğiniz takdirde karşılığını tahmin edemeyeceğiniz miktarlarda alacağınız, döne döne okunası, eser. ayrıca selim ışık karakterinin aslında vüsat o. bener olduğunu bir yerde okumuşluğum var.

   beynim_zonkluyor   12.06.2007 05:01
   #462337
9.

başlaması bir dert, bitirmesi bir dert hatta anlaması ayrı bir dert olan her okuduğunuzda farklı birşeyler çıkarabileceğiniz, herkesin kendisinden bir parca bulacagı psikolojik bi romandır.

   kimsebilmez   26.07.2007 13:47
   #571614
10.

<bkz: ille de oğuz atay>

   faysal   04.01.2008 22:01
   #802139
11.

selim ışık, bir kaybeden.
turgut öz- ben - hayatını sahte bir mutluluk ve düzen
çemberine almış bir mühendis.
feylesof süleyman.
ve güzel günseli... selim'in günseli'si.

ilk post-modern romandı şuydu buydu bir kenara bırakıldığında,
bu eser, bu büyük yapıt, türkiye'de ki aydın kategorisinde bulunan
insanların yaşadıkları o müthiş tramvayı sadece o kategoridekilere
mahsus olmayan bir insani trajedi üslubu ile anlatıyor.
oğuz atay, dostoyevskiy gibi nietzsche gibi bize oyun oynayanlardan..
7sene yazıp, gidiyor buralardan. bıraktığı selim'i sahiplenmek
bile büyük bir ağırlık .

   absurd bey   05.02.2008 21:47
   #852445
12.

-tut tutt
+olm kayıyorum lan
-lan tut iyi tut
+elveda abi..
-kaç oldu bugün bu ya..

diyaloğundan sonra film haline getirilmiş bir avuç insandır bunlar.

   istanblue   05.02.2008 21:49
   #852452
13.

<bkz: yazamaz>

   darkleon   05.02.2008 21:50
   #852454
14.

yazarına saygı duruşu olarak hitaben bende, bat dünya bat, bat dünya bat ve bat dünya bat! diyerek başlamak istiyorum.

“hayat düşünceleri tutan bir hapishanedir. insan can sıkıcı bir saç demetidir ve bende bir robotum.”

hayatımın riskli bir döneminde (ki o dönemde ergenlik dönemine tekabül eder) okumuştum eseri. üzerinden baya geçmiş olmasına rağmen yine ara ara kitaplığımda uğradığım popüler kitaplardan olması, bu yazının yazılış sebebinin açıklaması niteliğindedir.

kitapla ilgili yorumu yine kendi özetlemiştir yazar kendi içinde, “bu kitap ne ciddi kavgaların, ne büyük ve yaygın sıkıntıların, ne de ezilen insanların romanıdır; bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır. “

her elime alışımda göz gezdirirken ilk defa dokunuyormuş gibi hislere tekerrür ediyorum. ve bu kitabı hiç okumamış ama okumaya niyetlenmiş oğuz atay okurlarına ise bir o kadar da imreniyorum. kitap, onu okuyacak okurların iç dünyalarına yöneltilmiş bir namlu gibi geliyor düşününce.

birde tutunamayanları okuyup “tutunamayan” tribine girilebilir. bu da demek oluyor ki tutunamayan tribine sahip insanların varlığı! bu bazı okurların başına gelebiliyor. tutunamayan tribi; kitapta iç dünyanızın karmaşasında çeliştiğiniz yerlerinin anlatılışını gördüğünüz, ama onları anlatamayışınızın ve içsel sancılarınızın yazılı hali olduğundan, bu tribin, imaj değiştirmiş insancıkların aynalardaki görüntülerine alışması gibi düşünülebilir. fark edilmeden bir değişim söz konusu bence. kitabın kalın olmasından kaynaklanan uzun okuma süresi, anlatılana alışma ve kabullenme tepkisi diyebiliriz de aynı zamanda buna. çünkü oğuzcuğum atay romanın içine sizi öylesine sokmuştur ki sizde kendinizi bir tutunamayan olarak belirlemişsinizdir romanı bitirdiğinizde.

her neyse bu tribal durum sonuçta bu romanı okuyanın kitapta anlatılana olan alışkanlığının bir tepkisi. birde bunu lümpence bir tavır olarak algılayan, elitist bir tavırla bu tutumdaki okurları aşağılayan, zaman zamanda dalga konusu olarak bir hedef haline getiren bir kısım kişilerde mevcuttur. loserlık ve tutunamayan kavramının birbirinin eş anlamlısı iki kelime olduklarını zannettiklerinden olsa gerek. ayrıca yine bu elitist tavır içerisinde olanlardan kitabı okumayanlar için ise yapılabilecek en mantıklı eylem, tüm okurların tek tek en yüksek libidoyla bereket tanrıları misali bu arkadaşları selamlamaları.

kitabın en can alıcı noktalarından biriside sanırım “ne yapmalı?” olarak işlenilen bölüm. ufak bir alıntıyla; (bu aynı zamanda elitist zihniyet için aranılan eylemin cevabı olabilir.)

ne yapmalı?

“başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. bana bugün, ne yapmalı? diye sorulacak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke anca şu olabilir. kendini çözemeyen kişi kendi dışındaki hiçbir sorunu çözemez.

herkes zaaflarını gizleyerek yalnız güçlerini ortaya koyar. işte, görünüşte, toplumsal eylemi geliştirmek, ileriye götürmek için salt akılla bulunduğu sanılan ve her çeşit eylem için kaçınılmaz ilkeler olarak ortaya atılan bu temel davranışlarda bile, kişinin ve çürümüş toplumun değiştirmek istemedikleri öz varlıklarını bilinçsizce koruma isteminin gizli baskılarını arayacaksın! bilimsel bir kuşkuyla önce bütün zaaflarını çekinmeden ortaya atacaksın! olmadık bir yerde ortaya çıkmalarını önleyecek ve toplumsal eylemdeki ortaklarını umutsuzluğa düşürmekten böylece kurtulacaksın.”

küçük burjuvanın pazar ayinin eleştirir aynı zamanda. entryinin bir pazar sabahı kahvaltı sonrası yazılmış olmasının sadece bir tesadüf eseri olduğunu belirtmek isterim. şarkılar bölümünden üçüncü şarkıdan bir bukle ile devam edersek;

“ucuz düşüncelerdeki ucuz düzen, ucuz romanların ucuz yaşantısı
ucuz huysuzlukların ucuz saplantısı
ucuz ucuz ucuz ucuzdu
dalgın, sinirli, suskun huysuzdu.”

ey olric, beni oblomov gibi eylemsizliğe tabii olmaya iten düşüncelerin ağır bastığı şu dakikalarda, anlatılamayanı anlatmaya çalışan bir şeyi anlatmanın da ne kadar anlatılması zor olduğunu fark ediyorum. anlatmaya çalıştığım şeyinde anlamında da zor bir şeyler vardı. beşinci şarkıdan bir kubleyi okuyuca hediyeetmeksuretiyleanlatamadığımısonlandırmak is-ti-yo-rum.

“numanoğlu selim derler adımız
gürültüye geldi her feryadımız
nedense tamamdır itikadımız
dikilen her kumaş bol gelir bize

çocukken güneşin tadın bilmedik
büyüdük kadının adın bilmedik
bizi anlayacak kadın bilmedik
sevgisiz bir hayat çöl gelir bize

bize öğretilen her söze kandık
“yasaktır” “memnundur” dendi, inandık
hep “girilmez” levhasına aldandık
bu tutulan, yanlış yol gelir bize.

benim cefalı yarim kafamdır
divanda düşünmek bütün safamdır
mülkiyet benimçün büyük evhamdır
senin olanları nideyim gayrı”

   sein   10.02.2008 11:08
   #860652
15.

’’romanın başlıca kahramanları nedense mühendistir, hem de inşaat mühendisi. ve nedense, mühendis oldukları halde tutunamamışlardır.’’
demiştir oğuz atay.
herkesin tutunan olmak istediği bir zamandayken tutunamayanlığı (gerçek anlamda , beni yalnız bırakın ayağında kısık gözlerle kız kesenlerden değil !)seçen selim ışık.
turgut özben biraz daha farklı.o bütün çabasına rağmen tutunamıyor.selim gibi kendi seçimi değil tutunamamazlık.
sonunda olacak gibi değil , tüm küçük burjuva nimetlerini geri çevirerek asıl olması gereken yola giriyor.tutunamayan oluveriyor.
selim öldükten sonra buluyor kendini belki de.
oğuz atay ; en son bir trende görüldüğünü söylemiştir turgut’un.
kimbilir hala yolculuğu devam ediyordur diyor.
kimbilir belki hala yaşıyordur.kimbilir oğuz atayla birlikte veda etmiştir belki.
kitabı okurken hep selim ışık kim sorusu takılıyor.
selim ışık var ve bir zamanlar yaşamış olduğuna inanmak nedense iyi geliyor.belki de benim der oğuz atay.neden olmasın?

bu kitaptan sonraki tehlikeli oyunlar kitabı görünüşte farklılığı olsa da selim ışık a göndermeler vardır:

tutunamayan selim ışık der ki ;
“bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır.’’


hikmet, tehlikeli oyunlar’da der ki ;
“yargılama filan yok. biz ceza vereceğiz,”
ardından ekler: “aslında biz, herkesle birlikte, kendimizi de cezalandırmak istiyoruz.genel af ne zaman çıkacak albayım?”

dönüp dönüp okuyorum.
şuraya bakın ;


’’.yatağımızın yanında kitaplarımız duruyor... sen dört ben altı sayfa okuyunca uykumuz geliyor... aynı anda fransızlar gibi iyi geceler diliyoruz amerikalılar gibi birbirimize arkamızı dönüyoruz sabaha tekrar buluşmak üzere ayrılıyoruz büfenin üstüne hiçbir şey koymuyoruz radyonun üstüne hiçbir şey koymuyoruz çünkü diğer küçük burjuvalar gibi görmemiş değiliz onlardan farkımızı biliyoruz gene de söylemiyoruz birbirimize bilmiyormuş gibi yapıyoruz sehpa örtüsü de kullanmıyoruz ama bunları hesaplayarak değil içimizden öyle geldiği için yapıyoruz onlardan farkımızı belirtmeye tenezzül etmiyoruz... ben kapıdan içeri girer girmez öpüşmüyoruz... her gün ayrı bir zamanda öpüşüyoruz ne zaman ne yapacağımız belli olmuyor serseri bir küçük burjuva ailesiyiz ne kabul günümüz var ne de belirli bir toplanma günlerimiz... başıboş bir hayat sürüyoruz ben her sabah daireye gidiyorum fakat nasıl oluyorsa gidişim kimsenin gidişine benzemiyor serseri bir memurum... ne otobüse binişimde ne biletçiye para uzatışımda ne dairede masamın başında oturuşumda hiçbirinde beylik bir durum yok olamıyor istesek de küçük burjuvalaşamıyoruz...’’

tutunamadığı için tutunamayan olan selim ışık.
içinden öyle geldiği için de değil öyle olduğu için.
sen bu kitapla ; okuyanları tutunamayanlığa çağırıyorsun dediler oğuz atay’a.ben bir karşılık alamadım dedi o da.
sahi kaldı mı gerçek tutunamayanlar?!

   zefura   28.03.2008 11:32 ~ 11:34
   #881108
16.

"mahkemede, suçlu sandalyesinde, bilerek ya da işledikleri suçları bilmek zahmetine katlanacak kadar dahi düşünmediklerinden bilmeyerek, eziyet eden, hor gören, aşağılayan, ihmal eden, aldırmayan, unutan, kötüleyen, alay eden, ıstırabı paylaşamayan, insanlar arasına duvarlar çeken, küçümseyen, çaresiz bırakan, yalnız bırakan, terk eden, baskı yapan, istismar eden, ezen, cesaret kıran, iyilik etmeyen, değer vermeyen, kalbi temiz olmayan, doğruyu yanlış gösteren, yanlışı doğru gösteren, samimiyetsiz, insafsız, korkutan, yanına yaklaştırmayan, başkasının yaşama hakkına saygı duymayan ve kendinden memnun olabilmek için her davranışı meşru sayan onlar, yani bizim küçük kalabalığımızı hava sızdırmayan tabakalar hâlinde üst üste saran, nefes almamızı dahi engelleyen, yani mahallemizin bütün bileği kuvvetli ve içi boş küçük kabadayıları ve onların büyük ortakları, yani esasında sayıca üstün olanlar, yani her zavallıdan daima bir kademe bir sınıf yukarıda olanlar, yani şekilsiz hüviyetleriyle daima vuran ve kaçınabilenler, yani hem ezip hem de ezdiklerini kabul etmeyenler, yani bir mertebe aşağıdayken ezilen ve bir derece terfi edince ezenler,
(...)
bilgisizin bilgisizliğini suratına çarpan ve ondan bir kelime fazla bilen bilgiçler, yani öğrenmek isteyen herkese eziyet eden öğreticiler ve onlarla birlikte bilgisizlerin bilgisizliğine gülen onlardan daha bilgisizler ve cahillerle birlikte her değişik davranışa saldıran şekilsiz kalabalık ve kalabalıkla birlikte onlara alkış tutanlar ve onlarla birlikte her tartışmada en bayağı usullerle haklıyı haksız çıkaranlar ve onlarla birlikte her savaşta kazananı tutanlar ve onlarla birlikte kimseye zararı olmayan zayıfları ezerek kuvvetli olma duygusunu tatmin edenler ve onlarla birlikte her zaman ve her yerde, her sınıftan ve her ideolojiden ve her düşünceden insanlar arasında daima ön safa geçerek aslan payını kendilerine ayıranlar ve ayırır ayırmaz insanlarla aralarına aşılmaz duvarlar örenler ve böylelerine her zaman haklı çıkarıcı bahaneler sebepler yasalar kurallar sınıflamalar bulup çıkaranlar yani her zaman insanları insanlardan ayıranlar ve onları birbirlerine düşman edenler ve onlara körü körüne uyan kalabalıklar ve gerçeği boğanlar ve onlarla birlikte insanı bu koca dünyada yalnız bırakarak arkadaşlık, dostluk, sevgiyle uzatacakları sıcak bir elleri olmayanlar, yani elsiz gözsüz akılsız kalpsiz ve kansız gerçek sakatlar yani onlar onlar onlar onlar onlar onlar... karşımıza oturacaklar.

ve biz onlara diyeceğiz ki:
hesaplaşma günü geldi. şimdiye kadar yalnız din kitaplarında yargılandınız. biz fakirler, zavallılar, yarım yamalaklar, bu kitapları okuyup teselli olurken içinizden güldünüz. ve çıkarınıza baktınız. hatta gene sizlerden, sizin gibilerden büyük düşünürler çıktı ve bu kitapların bizleri uyuşturmak için yazıldıklarını ileri sürdüler. biz zavallılar, ya bu düşüncelerden habersiz kaldık, ya da bunları yazanları bizden sanarak alkışladık. yani uyuttular alkışladık, uyandırıldık alkışladık. her ne kadar bugün siz suçlu, biz yargıç sandalyesinde oturuyorsak da gene acınacak durumda olanlar bizleriz. esasında, sizleri yargılamaya hiç niyetimiz yoktu; sizin dünyanızda, o dünyayı bizlerin sanıp yaşarken, hepinize hayrandık. sizler olmadan yaşayabileceğimizi bilmiyorduk. ayrıca dünyada gereğinden çok acıma olduğuna ve bizim gibilerin ortadan kaldırılmamasının sizlerin insancıl duygularına bağlandığına inanmıştık. bu çok masraflı dünyada bir de bizlere bakmanız katlanılması zor bir fedakârlıktı. arada bir bize benzeyen biri çıkıyor ve artık yeter diyordu. onunla birlikte bağırıyorduk: artık yeter!
bazen kazanıyorduk, bazen kaybediyorduk ve sonunda her zaman kaybediyorduk.
..."

sf. 223/224/225

   plebisit   02.10.2008 17:42
   #1045809
17.

#1116742

   salt okunur   06.02.2009 20:05
   #1187480
18.

ben, metin, cenk. (soğuk abi, soğuk. valla.)

   general aura   03.03.2009 13:40
   #1225937
19.

hepsi sakaydi...

   kademre   03.03.2009 13:41
   #1225940
20.

"bana kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız gölgesi gibi sıfatlar yakıştırılabilir. şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan don kişot'a benzetebilirsiniz beni. yalnız onunla bir fark var aramda: ben kendimi don kişot sanıyorum."

syf: 370

   general aura   06.03.2009 12:59
   #1233177

123  

 

sayfa

 / 3 

reklamı kapat

görseller

yazdır