varolusculuk

1.

varoluşçuluğun sözlük anlamına bakacak olursak; insanın varoluşunu, somut gerçekliği içinde ve toplumdaki bireyselliği açısından göz önüne alan felsefi öğretidir. *

varoluşçuluk deyimi ilk kez 1929 yılında fransa'da kullanılmıştır.
ilkeleri:
varoluş özden önce gelir
sınırsız özgürlük
sorumluluk
iç sıkıntısı

konu ile uğraşanların dediklerine göre kökleri pascal'a, saint-augustin'e, hatta daha da gerilerde stoacılara, sokrates'e uzanan bu felsefenin asıl gelişimi on dokuzuncu yüzyılda başlar. schelling ile kierkegaard, o zamana dek düşünürlerin üzerinde pek durmadıkları varoluş (existence), insanın varoluşu sorununa eğilirler ve asım bezirci'nin, jean-paul sartre'ın existentialisme est un humanisme adlı kitabının türkçe çevirisine yazdığı önsözde de belirttiği gibi, bundan böyle "varoluşçuluk iki dala ayrılır:
1. dinci (hıristiyan) varoluşçular: danimarkalı kierkegaard, isviçreli karl barth, alman karl jaspers, max scheler, landsberg, fransız maurice blondel, henri bergson, charles peguy, gabriel marcel, le senne, beyaz rus nicola berdiaeff, leon chestov, soloviev ... vb.
2. dinci olmayan, tanrıtanımaz varoluşçular: friedrich nietzsche, martin heidegger, jean-paul sartre ...vb.
henri mougin birinci dala hameline' le husserl'i, roger l. shinn ise rein-hold niebuhr, paul tillich ve martin bu-ber'i sokuyor. emilio anglisani aynı dala italyanlardan castelli, lazzarini ve sciacca'yı ekliyor. paul foulquie ikinci dala simone de beauvoir, merleau-ponty ve albert camus'yü katıyor. gaetan picon ise ... blondel ile bergson'u varoluşçuluğun dışında tutuyor, dostoyevski'yi soloviev'den daha varoluşçu sayıyor... bazı incelemeciler daha da ileri gidiyorlar: marx ile dewey gibi bilginlerde, calvin ile luther gibi din ulularında, st. augustin ile st. thomas d'aquin gibi azizlerde ve auden, beckett, beethoven, bataille, baudelaîre, claudel, william faulkner, robert frost, van gogh, gide, ernest hemingway, hölderlin, kafka, poe, g. patrix, rilke, rimbaud, rouault, valery, hatta eliot ile shakespeare gibi sanatçılarda varoluşsal yanlar buluyorlar.
henri arvon varoluşçuluğun kaynağında kargaşacı (anarchiste), bireyci max stirner'i görüyor."
pierre de boisdeffre'e göre varoluşçuluk, sokrates'le başlayıp saint augustin, pascal, maine de birand ve kierkegaard'dan geçerek, bir yandan max weber ve özellikle heidegger, jaspers, husserl gibi alman varoluşçularına, öbür yandan da lukacs, gramsci gibi marksistlere ve alphonse de waehlens, gabriel marcel gibi hıristiyan filozoflara varır; jean-paul sartre, kendine özgü ve çarpıcı bir biçimde dile getirir bu felsefeyi.
varoluşçulukta "insanın kendini gerçekleştirmesi, insan varoluşunun rastlantılar için de oluşu, güvensizliği söz konusudur; güçsüzlüğü ve hiçliği içinde insan, zaman içinde ve tarihselliği içinde insan, ölüme mahkûm bir varlık olarak insanın varoluşu, hiçlik karşısında insanın varoluşu, insan varoluşunun halisliği (authentique oluşu) ve bu halis olmaya çağrı, özgürlüğü içinde insanın varoluşu, topluluk içinde kaybolmuş insanın, tek insanin kendini bulması, kendi olması, doğruluk ve ah laklılık karşısında sahici davranışı, tutumu; bütün bu sorunlar söz konusudur varoluşçuluk felsefesinde. ayrıca 'insan evreni aşabilir mi aşamaz mı?', 'aşarsa nereye dek varır bu aşma' gibi sorunlar söz konusudur."
1945'lerden sonra varoluşçuluk, geniş bir okuyucu kitlesinin el üstünde tuttuğu bir moda olur; dergilerde, gazetelerde, paris kahvelerinde, hatta fransa dışında tartışması yapılır. hiçbir zaman gerçek bir varoluşçu grup oluşmadığı hal de bir varoluşçu yazın akımından, daha da ileri gidilerek bir varoluşçu yazın okulundan bile söz edilir; hangi kuşaktan olursa olsun hemen her yazar yerini, birinci büyük savaşın ertesinde ortaya çıkan gerçeküstücülük gibi büyük gürültüler koparan bu yeni akıma, daha doğrusu bu yeni ortama göre belirler. 1955'lerden bu yana, yine büyük gürültülerle gelen yeni akımlar karşısında dayanamayıp etkinliğini yitirir ve yavaş yavaş sahneden çekilir.
varoluşçuluk, bunalım dönemlerinde kendini duyuran bir umutsuzluk haykırışıdır diyenler pek çok. bu görüşün, ikinci dünya savaşının tüm değerleri alt üst etmesinin yeşertip boy attırdığı jean-paul sartre'ın felsefesi için de geçerli olduğu rahatlıkla söylenebilir. ancak bu, o yıllarda varoluşçuluğun neden fransa'da öteki batı ülkelerindekilerle karşılaştırılamayacak ölçüde çok taraftar topladığını açıklamaz. burada, felsefeyi bilimsel kitaplardan çıkarıp kahvehanelere götüren, sokağa indiren jean-paul sartre'ın kişiliği ile çarpıcı anlatım biçiminin payı yadsınamaz; ama bir başka önemli etkenin de, yüzyıllar boyu dünyanın bölüşülmesinde sözünü dinleten, uluslararası siyasaya yön veren en büyük üç dört askeri güçten biri olan fransa'nın birinci büyük savaştan sonra giderek eski ağırlığını yitirdiğinin açığa çıkmasının, 1940'larda en büyüklerin en küçüğü durumuna düşmesinin, önemli konularda artık kendisine danışılmayan bir ülke durumuna gelmesinin o toplumda yarattığı ortam olabileceği de düşünülemez mi?
......
bütün bunlardan şu sonuç çıkmaktadır: varoluşçuluk denilince birçok düşünürün akla gelmesine karşılık, gerçekten varoluşçu filozof sayısı birkaçı geçmiyor ve bunlar da ele aldıkları aha sorunlarda kendi aralarında anlaşmazlığa düşüyorlar, yazın alanında da birçok ad yan yana sıralanabiliyor, ama gerçekten varoluşçu yazar olarak jean-pauı sartre ile simone de beauvoir verildikten sonra, albert camus' ye gelinince biraz duraksanıyor ve daha ileri gidilemiyor. öyleyse bu akımdan söz açmak gerektiğinde jean-paul sartre'ın düşüncelerinden ve yapıtlarından yola çıkılmalı ve yeri geldikçe de ona yıllarca yol arkadaşlığı, düşünce arkadaşlığı eden, her zaman onun izinden yürüyen simone de beauvoir ile, ilk yapıtları jean-paul sartre'ınkilerle az ya da çok benzerlikler gösteren albert camus'ye başvurulmalıdır.
............ kaynak: ekrem aksoy* http://www.winadx.info/egzistansiyalizm.htm

   sherry   31.10.2006 10:39
   #94809
2.

varoluşçuluk, ilke olarak varoluşun önceliğini benimseyen düşünsel yaklaşımların ortak adıdır. varlıkbilim, varlıkları öz ve varoluş ilkeleri içinde değerlendirir. öz, bir varlığın ne olduğunu gösterir; bir varlığın türüne ait bütün ortak özellikler o varlık için evrensel özü oluştururlar. özün gerçekleşmesi için kendisine sahip varlıkların var olması gerekmez. öz, bir düşüncedir; olabilir olandır. varoluş da bu özü gerçeğe çıkaran şeydir. böyle bir ayrımın var olma nedeni bilimin ve ahlakbilimin amacının bireyi değil, türü tanımayı amaçlamasıdır. 19. yüzyıla kadar felsefede özün önce geldiği kabul görüyordu. ancak varoluşçuluk işte buna karşı çıkar; varoluşun önceliğini özden üstün tutar. varoluşçuluk, özlerle, olabilirliklerle ve bunun gibi soyut kavramlarla ilgilenmez; somut olana dönüktür; gerçekle ilgilidir.
klasik görüşe göre, sadece olabilir olanlar değil, gerçek olan her şey vardır. özden varoluşa geçmiş olan her şey ya vardır, ya da bulunmaktadır denir. ancak varoluşçular var olmak ile bulunmayı ayırmışlardır. taşlar vardır; ama onlara tek başına varlık kazandıran zihinsel etkinliğin dışında var olamazlar.onlara göre varoluş olabilirden gerçeğe geçme etkinliğidir. ancak bu etkinlik de tek başına yeterli değildir; çünkü gerçek varoluşçuluk özgürlüğü gerektirir. bu bakımdan varoluş, insana ait bir ayrıcalıktır. ancak her insan bu ayrıcalığı değerlendirmez ve gerçek varoluşa erişemez; bütün seçimleri toplumca önceden belirlenmiştir; ve aslında gerçekten bir seçim yapmazlar. gerçek varoluş ise özgür olarak kendini yaratmayı gerektirir. varolmak, bir seçim yapıp, bu seçimde takılıp kalmak da değildir. varoluş, bir sürekli kendini aşmadır; sürekli önceki seçimlerimize bakmak, şu andaki varlığımızı değerlendirmek ve yeni özgür seçimlerde bulunmaktır. olmak istediğimiz kişiyi seçerken aslında özümüzü de seçmiş oluruz. bu bakımdan da var oluş özden önce gelir; çünkü seçmek için var olmak gereklidir.
varoluşçuluk, insanın evrene bağımlılığını yadsımaz. buna karşın insanın gerçek bir özgürlüğe sahip olduğu söylenebilir. çünkü insan, kendi dışındaki her şeye kendi istediği biçimde bir anlam verir; kendi dışındaki her şey insan için bu anlamdan başka bir anlamı olmayan bir veridir. insan, yaşadığı olayları seçemeyebilir; ancak onlara karşı içine gireceği tutumu kendisi belirler; onları üstlenir.
varoluşçuluğa göre bilincin temelinde dünyada var olmak yer alır. bilinç her zaman dışa yöneliktir; dış ile olan ilişkilerden oluşur; kendi dışında bulunan gerçeğe ve kendi dışında, ona kendi görüşünü dayatmaya çalışan diğer bilinçlere bağlıdır. bu yüzden bilinç, tek başına bir şey değildir.
özlerin, olabilir olanların, belki gerçekleşmeleri güçtür; ancak onların hepsi belli bir yasaya bağlıdır. akla uygundur. örneğin kimse 1000 kenarlı bir çokgen görmemiştir; ama bunun olabilir olduğunu bilir. oysa varoluşun, gerçeğin bir yasası yoktur; akla aykırıdır (irrasyonel). varoluşçu düşünceye göre, insanın yapacağı seçimler için gerekli bir bilginin varlığı söz konusu değildir; bu seçimlerin doğruluğu konusunda bir kural yoktur. herkes, kendi kurallarının yaratıcısıdır ve bu kuralları bulmak onun işidir. seçim yapmayan kişi de kendini rastlantılara bırakır.
varoluşçuluk, bir bağlanma zorunluluğunu içerir. bağlanma, iki anlama gelebilir. edilgen bir bağlanmada bir sisteme girmiş bulunmayı ve onunla yaşamak durumunda olmayı; etken bir bağlanmadaysa kendi seçimimizle bir koşul altına girmeyi ve ona bağlı kalacağımızı göstermeyi ifade eder. dünyaya gelmek edilgen bir bağlanmadır; öte yandan bir kişi ya da kurumun buyruğuna girmek etkendir. herkes, dünyaya gelmekle kendini bu dünyaya bağlanmış bulur. herkes, etken ya da edilgen bağlanmak zorundadır. çünkü bağlanmamak da bir bağlanma biçimidir.
özcü felsefede, insanın amacı, ideal olana (insan idesine), ahlaki iyilik durumuna erişmektir. buna göre insan, bunun için çabalamalı; insanın ödevi bu olmalıdır. varoluşçuluk ise, böyle bir ideali yok sayar. insan seçimlerinin kuralları yoktur; bu yüzden iyilik gibi bir mutlak ölçüsü de yoktur. bu da varoluşçuların iç sıkıntısının temelidir. istemeden bu dünyada bulunuyor olmanın, doğruluğu ya da yanlışlığı olmayan seçimler yapmak durumunda kalmanın yarattığı bir sıkıntıdır.

kaynaklar:
varoluşçuluk (paul foulquie, iletişim yayınları)
çağdaş felsefe (bedia akarsu,inkılap yayınları)

   sindustrial   01.01.2007 04:26
   #163629
3.

varolusculuk yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru fransa’da ortaya çıktı. öncelikle bir felsefi akımdır. en önemli temsilcileri martin heidegger, karl jaspers, jean-paul sartre, gabriel marcel ve maurice merleau-ponty olmuştur. felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce nietzsche, kierkegaard ve husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır. varoluşçuluk 4 temel fikri savunur:
1. varoluş her zaman tek ve bireyseldir. bu görüş bilinç, tin, us ve düşünceye öncelik veren idealizm biçimlerinin karşıtıdır.
2. varoluş, öncelikle varoluş sorununu içinde taşır ve dolayısıyla varlık'ın anlamının araştırılmasını da içerir.
3. varoluş insanın içinden bir tanesini seçebileceği bir olanaklar bütünüdür. bu görüş her türlü gerekirciliğin karşıtıdır.
4. insanın önündeki olanaklar bütünü öteki insanlarla ve nesnelerle ilişkilerinden oluştuğundan varoluş her zaman bir "dünyada var olma"dır. bir başka deyişle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koşullandıran somut tarihsel bir durum içindedir.
varoluşçuluğun etkileri çağdaş kültürün çeşitli alanlarında görüldü. kierkegaard’ı izleyen franz kafka, das schools, şato, der prozess, dava adlı eserlerinde insanın varoluşunu bir türlü ulaşamadığı istikrarlı, güvenli ve parlak bir gerçeklik arayışı olarak betimledi. çağdaş varoluşçuluğun özgün temaları, sartre’ın oyunları ve romanlarında, simone de beauvoir’in yapıtlarında, albert camus’nün roman ve oyunlarında, özellikle de l’homme revolte (başkaldıran insan) adlı denemesinde işlendi.

   ederleziavela   02.03.2007 21:21
   #245498
4.

varoluşculara göre her insan kendisinden sorumludur insanlar sadece doğma, büyüme ve ölmede eşittirler. insanın üstün orta veyağı aşağı oluşu kendi hür seçiminin sonucudur.

bu akımı savunanlar kendi aralarında dine bağlı varoluşcular ve tanrısız varoluşcular olmak üzre ikiye ayrılırlar.

   dusersem hatirla   13.04.2007 04:39 ~ 04:40
   #320623
5.

descartes in mantigini kabullenmis sanat akimi.
<bkz: dusunuyorum oyleyse varim>

   ask selimi   06.06.2007 10:23
   #451215
6.

<bkz: existentialisme>
<bkz: existentialism>

   blue in deeper green   06.06.2007 10:29
   #451226
7.

kısaca onlara göre; varlık özden önce gelir.her seyin sorumlulugu insanın kendisine aittir ve yapılan hicbi seyden insan pismanlık duymamalıdır.

   perispri   25.07.2007 18:27
   #569970
8.

psikoloji-mantık dersinde öss de çıkıcak diye çalıştırılan akımlardan biridir.

   tyler durden   25.07.2007 19:03
   #570040
9.

“varoluş, özden önce gelir” ve her bir kimseye bir öz kazandırmayı sağlayacak özgürlükle özdeştir: “insan ne ise o değildir, ne olmuşsa o’dur.” insan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin el verdiği ölçüde kendine biçim verir, kendini oluşturur şeklinde özetlenen görüş

jean paul sartre' ın güzel bir örneğiğni vermek lazım : "bir at, doğduğu zaman bir attır. ölene kadar da at olarak kalacaktır. bir insan ise doğduğu zaman insan değildir. toplum içerisinde yaşayıp, toplumunun ona öğrettiği bilgilrei öğrenerek insan olabilir. bu yüzden insan olarak doğulmaz, insan olmak öğrenilir." der.

sartre insanların sorumlulukları konusunda da şöyle demişti yanılmıyorsam; "hayat insanları seçimlere zorlar. sorumluluk işte tam burda başlar, neyi seçeceğğine insan özgür iradesiyle karar verir. bu yüzden pişmanlık faydesızdır. çünkü seçimi kişi kendisi yapmıştır.

   master of pupets   27.07.2007 00:58
   #573123
10.

''eger hersey yalansa gercek yalandir'' jean paul sartre.

   alon so good   12.09.2007 03:05 ~ 13.12.2008 15:54
   #664545
11.

hareket noktaları; herhangi bir düşünce okulunda olmamak, herhangi bir inançlar kümesini özellikle sistemleri yetersiz görmek, sığlığını, bilgiçliğini, yaşamdan yoksunluğunu ileri sürerek gelenekçi felsefeyi açıkça küçümsemek.

sistemciliğe karşıdırlar. özellikle hegel in sistemciliğine. hegel "gerçek olan akılsaldır, akılsal olan gerçektir" der. ancak varoluşçular bu prensipte insanın hep akılla ön plana çıktığını söyler ve bu görüşü eleştirirler. insanda akıl çok önemlidir, ancak tek başına aklın bir işe yaramayacağını söylerler.

descartes'e de karşıdırlar. descartes'in ünlü önermesi"düşünüyorum, o halde varım" a karşı ağır eleştirileri olmuştur. insanın önce varlığını ispatlayıp, onu dillendirip daha sonra düşünmesini vurgulaması gerektiğini söylerler.

onlara göre bir filozof uyandırıcı, uyarıcı olmalıdır. kendini gerçekleştirme önemli kavramlarından biridir.

"varoluş özden önce gelir" önermesi tüm varoluşçular için kabul görmüş değildir.

önemli kavramları; anksiyete, iç sıkıntısı, yabancılaşma, özgürlük, zaman, intersubjektivite**, ölüm, kesinsizlik, saçma-absürd, insanda metafizik, hayret.

   tiki avcisi   16.03.2008 04:54
   #871170
12.

descartes le hesaplaşan filozoflardan oluşan bir akım. -tabi descartes ten sonraki bütün filozofların yaptığı gibi. ancak varoluşçular descartes i kabul etmek bir yana reddederler.kendiliğini bırakıp düşünmeyi ön plana çıkarması-descartes in- en büyük eleştirileridir. onlar "varım, öyleyse düşünüyorum" demenin daha uygun olduğunu söyler.

tamamen bir tanrıtanımazlık söz konusu değildir. ateizm sartre ın ön planda olmasından kaynaklı bir genelleme oluşturmuştur. zira kierkegaard hristiyanlığın güzelliklerine vurgu yapar, dini gerekli kılar.

   tiki avcisi   24.05.2008 02:35 ~ 22:17
   #928212
13.

ikinci dünya savaşı'ndan sonra fransız yazar j. p. sartre'ın kurucusu ve kuramcısı olduğu edebiyat ve felsefe akımı.

   peynir gemisi   10.09.2008 16:27
   #1026611
14.

<bkz: sartre>
<bkz: samuel beckett>
<bkz: albert camus>
<bkz: dostoyevski>
<bkz: michelangelo antonioni>
<bkz: ingmar bergman>

   heliumsunset   13.12.2008 15:53
   #1116883
15.

sartre ile anılan felsefi akım, her felsefe konusu gibi hayatı anlamlandırmaya çalışan bu akım bireyin kendisi ile, bireyin eşya ile, bireyin birey ve toplumla ilgili gördüklerinin hissettiklerinin gerçekliğini irdeler, varolşuçuluk yokoluşçuluğu da beraberinde taşıdığı için iç içe olan kavramlardır. edebiyat/romanda da işlenen bu eserler özellikle dostoyevski'nin başını çektiği 19. yy rus romancıları türkiye'de oğuz atay ile fransa'da sartre ile ön plana çıkar, hiççiliğin temsilcisi olarak bilinen niçe'nin böyle buyurdu zerdüşt eseri de hiççilikten ziyade varolşuçuluğa hitap eder.

   ayahumdaya   19.05.2009 03:00
   #1390966
16.

edebiyatçılar, sinemacılar için de iyi bir malzeme çıkartan bu görüş; türkiye'de edebiyatta oğuz atay sinemada zeki demirkubuz'u etkilemiştir.

rus klasiklerini irdelediğimizde özellikle dostoyevski'nin sürekli harabat hikayelerinden dolayı varoluşçu denilebilir. -lakin dosto sartre'nin dedesinden büyüktür-,-bunu da sen anla okuyucu- dostoyevski'nin eserlerini yazdığı zamanlarda çarlık rusya'sının siyasi tutumu ve zengin fakir uçurumu yine üstelik yoğun bir askeri bürokrasinin sokaklara hakim olduğu dönemlerde bu harabatlık dosto eserlerinin varoluşçuk akımıyla anılmasını sağlamıştır.

   ayahumdaya   03.06.2009 23:40
   #1421350
17.

içimdeki tanrı*ların kavgalarının sebebinin açıklanmaya çalışılmasıdır.

   suspectdevice   12.01.2010 00:20
   #1848918
18.

am'dır.

   marcus antonius   02.09.2010 23:15
   #2141260
19.

ilk önce varoluşçuluğu tanımlayarak başlayalım. varoluşçuluğu tanımlamak için , sözcüğün kendisinden işe başlamak gerekir. bu yeni türetilmiş sözcük “varoluş” (existence) ismin den, ilkin “varoluşsal” (existentiel) ve varoluşla ilgili “existential” sıfatları türetilerek ve daha sonra “culuk” son eki eklenerek ortaya çıkmıştır. varoluşculuk, varoluşun önceliğini ya da ilkinliğini benimseyen bir kuramdır.

   cenabettin gusulalmaz   01.01.2011 17:29
   #2267641
20.

<bkz: irvin d yalom>

   zelisa   23.05.2011 10:55 ~ 10:56
   #2359995

12 

 

sayfa

 / 2 

reklamı kapat

yazdır