yeralti oykuleri

1.

ersin karabulut'un lombak'taki köşesidir. her ay ho$ öyküler ile karşımıza çıkar.

   pul koleksiyoncusu   11.02.2007 17:26
   #213027
2.

kitabı çıksa da alsak dediğimiz ersin karabulut köşesi. lombakta ilk açtığım sayfa.

   seyym   26.05.2007 13:22
   #423698
3.

<bkz: yeraltı edebiyatı>

   maximumdrink   25.07.2009 18:41
   #1505565
4.

sabah saat: 06:30'du hava henüz karanlık. çalışmak zorundaydım. minübüs durağına giderken gökyüzüne baktım, sanki bulutlar gökyüzünü yarmaya çalışıyordu. çaresizlik vardı, aynı benim gibi ve aynı milyonlarcası gibi. mesaim vardıbu akşam ve şimdiden mideme kramplar giriyordu.

saat:08:00 iş yerindeyim. amirim yarın lüleburgaz'a gideceğimi söylüyordu boğuk bir sesle, bir ara duymadım onu, camdan dışarı dalmıştım bir kuş görüyordum kanatları kırık mıydı? anlayamıyordum ama sanki bir çizik atılmıştı beynime derin bir yarığa dönmüştü, buğulu görüyordum yüzleri. masama oturdum dosyaları düzenliyordum yarım saat sonra tekrar amir geldi ve benden memnun olmadığını dalgın olduğumu, hata yaptığımı sık sık eğer böyle devam ederse işten kovulacağımı söyledi, küfür ediyor gibiydi, sesini duymamaya başladım, dudakları dışarı doğru sarkıyordu, derin derin nefes alıyordu yanağında büyük bir iz vardı ve her kelimede içine çekiyordu sanki beni, karanlığına ve kaybetmişliklerine. gitti başımdan. biraz nefes aldım, soğan kokan nefesinden kurtulmuştum. ter kokuyordu burda her yer ve her gizli köşe en mahrem ayrıntılar, sanki bunun da sorumlusu oydu.

saat:12:00 öğle yemeğine çıktım yarım saatti, iş kanununa aykırı olduğunu söylüyordu bir arkadaşım fakat burda tek kanun onlardı, sizi koruyan bir şey yoktu.

saat:15:00 çıkmama 5 saat daha vardı, hızlı hızlı iş yapıyordum, lanet iş umrumda değildi ama kardeşimi okutmak zorundaydım, niçin okuması gerektiğini bilmiyordum ama bir şekilde bunun iyi bir şey olduğunu zannediyordum. bilerek yanılıyordum belki, umutlanacak çok az şeyim vardı ve eğer o olmasaydı çoktan her şeyi bırakmış olurdum. böyle düşünüyordum her kaybetmiş gibi.

saat:18:00 aklımı yitirmek üzereyim, beynimi bir süngerle değiştirdim ve gözlerimden şimşekler çakıyor, nefret ediyorum her şeyden o an, annemden, su aygırlarından, ağaçlardan, trafik ışıklarından, sevgililerden, mutlu görünen tüm gerzeklerden iğreniyorum. dışarda insanlar ne yapıyorlar ve dışarda olmak nasıl bir duygu artık bunu algılayamıyordum. midem bulanmaya başladı ve kusmak zorunda kaldım tuvalette. bir süre klozetten başımı sarkıtıp durdum, hafif gülümsedim, sonra arkası geldi sanıyorum 15 dk. durmaksızın güldüm.

saat:20:00 çıktım kodesten. amir yaptığım işten memnun görünüyordu. belki beş kişilik iş yapmıştım ama yalnız yarım kişilik para alacaktım. bunun için dua etmemi bekliyorlardı.

eve geldiğimde saat: 21:00'dı. bir ölü gibiydim. yorganı toprak gibi üzerime çektim ve mezarımda biraz dinlenmeyi hayal ettim.

duramadım, sıkıntı basıyordu içime, dolapta 2 liradan aldığım ucuz şaraplardan vardı yarısını bir dikişte bitirdim. bir sigara yaktım. balkonda oturdum. gökyüzüne baktım. güneşe küfür ettim, sonra bir araba gördüm ona ettim. neden olduğunu hatırlayamıyorum ama sanıyorum bir insanın alın teri ile alınamayacak olmasındandı, kaç kişi beynini, ellerini, ayaklarını bunun için mahvetmişti acaba?

odama gittim tekrar. kardeşimi aradım, derslerinin iyi gitmediğini söyledi, okulu uzatacakmış, bende sanıyorum buna paralel olarak ömrümü uzatıyordum, ona teşekkür ettim. gülümsedi, anlamamıştı ve anlayamadığı çok şey vardı.

   darkofdirt   27.07.2009 01:54 ~ 01:57
   #1507404
5.

bir çok kişi peşindeydi, herkes ona yaklaşabilmenin bir yolunu arıyordu. mükemmel bir vücut, sapsarı dalgalı saçlar, yemyeşil gözler keskin yüz hatları adeta bir tanrıçaydı. tüm erkekler ona aşıktık. herkes şansını deniyordu ve kaybediyordu. sıra bendeydi tek ben kalmıştım ve şansım yoktu. dershane kapısında gördüm onu ama denemeliydim:

-merhaba rüzgar ben
+bunu sorduğumu hatırlamıyorum
-evet
+evet?
-aşağı inebilir miyiz? kantinde oturur laflarız biraz
+hayır!
-bakın, sadece tanışmak istedim ve bundan daha az aptalca bir yol biliyorsanız onu deneyebiliriz. eğer üretemeyecekseniz bir şey bırakında benimkini deneyelim.
+yani?
-yada vaz geçtim ben, sizin egonuzla boy ölçüşmenin, çözümü mümkün olmayan bir denklemin içine düşmek gibi olduğunu farkettim sadece
+yanlış anladınız, ismim ipek
-peki, memnun oldum.

her şeyi bırakmışken birden tuttu beni. bir kaç gün bilincimi yitirdim mutluluktan. ilk buluşmamızda heyecandan titriyordum. nerdeyse konuşamadım ve benden hoşlanmadı. ne olduysa ilk an-daki o özgüvenden eser kalmamıştı. ona yaklaşabildiğimi hissetmek nasıl anlatılır belki de elinde ateş tutmak gibiydi. mümkün olmayan bir şeyi başarıyordum sanki ve bu strese girmeme neden olmuştu.

2. ve 3. buluşmalarda toparlamaya başladım. iyi gidiyordu her şey. sonar bir gün aniden babasını kaybetti. sonra annesi varlık içinde yokluğunu yaşattı onlara. kardeşlerine annelik etti. yok olmuştu yanımdan, büyük dertleri vardı ve beni, çocuğu artık eğlendiremiyordu. bir annenin evi terketmesi gibi bir şeydi. yalnızlığı duyumsamak ne acıydı. ona ulaşamıyordum.

2 yıl sonra tekrar görüştük, çok değişmişti. aslında ben daha çok değişmiştim. çok fazla.

-rüzgar tekrar deneyebiliriz
+tekrar gidip yalnız bırakma ama?
-evet!

içten olmayan, geçmişten gelen o eski iç güdülerle edilmiş yalancı bir istekle. önceki süreci kaybedilmiş kabul ediyordu aklım. bu sefer her zorluğa rağmen yanımda olmayı kabul ederek belki binlerce defa kazanmıştım. bir kadını kazanmak bazen bir savaşı kazanmaktan zordu ve ipek böyle bir kızdı.

sürekli onu aramamı istiyordu, aramadığımda sözleriyle yılan gibi sokuyordu ve ben fazla dayanamadım:

-rüzgar!
+evet
-yine unuttun beni aramayı
+lanet olsun canı cehenneme!
-ama kırıcı oluyorsun
+ bak ipek, kırıcı olduğumu düşünmüyorum fakat böylece üstüme gelmen sürekli! ah delice!
-demek öyle! fakat sevginin kalmadığına inanıyorum, şiirlerindeki sözler ve yaşadıklarımız çok farklı
+çünkü şairler yalancı orospu çocuğudur o yüzden!
-küfür ediyorsun
+hayat bir küfürdür!
-yanılıyorsun
+kim bilir belki ama bu bir şey değiştirmeyecek
-belki bitmeli
+sönmüş bir ateş için ağıt yakmaktan daha anlamlısı olamazdı!
-bir şey yapmadım ki
+ bunu bir kaç gün sonra beni arayarak yapacaksın
-aramayım mı?
+hayır
-peki, üzgünüm, dikkat et kendine
+sende, ben üzgün değilim ama bilmelisin. doğal bir süreci yaşadık ve mevsimler olduğu için ne kadar üzülüyorsam buna da ancak o kadar üzülebilirim
-adi birisin
+tanrıyla konuş bunu


telefon kapandı. sonra bana mail gönderdi;


rüzgar;


bilmiyorum her şey nasıl gelişti ve nasıl bu duruma geldik. her şey ne denli kötüye gitti senden sonra da. seni belki dediğin gibi sıkmışımdır ve suçluyumdur. allah biliyor ki artık neyi nasıl düşüneceğimi tam olarak bilemiyorum. ne yaptıysam sevgimden yaptım. bir gün bana fransız devrimi ile ilgili bir şey anlattığında bilgin karşısında altta kalma duygusuyla sana kötü davranmıştım ve sen bunu yüzüme vurdun. haklıydın. ne yapabilirdim aramızdaki açığı kapayana dek çok uğraşmam gerekecekti ve sen bir şekilde yukarıya tırmanır... ah bilmiyorum! nasıl bir içgüdü! sana ihtiyacım var!


cevap olarak;

ipekçim;


uzun bir süredir eve gelmiyorum. tek gecelik son kullanım tarihi geçmiş ilişkiler yaşıyorum. werther'in yaşadığı türden acılar değil benimki. duygusal değilim. buz gibiyim.söylediklerin, acıların, af isteğin, bunlar bir şey hissettirmedi. sonsuzluğa gömüldüm ve derinliği ararken kayboldum sokaklarında yalnızlığın. bu yalnızlığı dost bildim. şimdi senin tacizlerine katlanamam. bırak doyasıya düşeyim. senden ve senin gibi dilenenlerden nefret ediyorum. senden sonra bir kızla tanıştım türkiye'nin bir ucundan sadece bir saat görmek için bile geliyordu yanıma. onu düzmem için! sonra bunu benim için yaptığını tekrarlayıp ağlıyordu! iğrenç yapış yapış üzerime çullandı. damızlık gibi mi duruyorum sence? öyle görüyordu. siktir ettim. senide öyle etmiştim. ve bundan sonra kimseyle beraber olmayı düşünmüyorum.



bir kez msn de konuşmuştuk;


-ipek- :
ne istiyorsun hayattan bu denli! ne değiştirdi seni rüzgar ? sen duygulu biriydi ve ince.
-rüzgar-:
bir gün bir barda oturuyordum, bir adamla tanıştım. 53 yaşındaydı. hayatında çok şey yaşamış. üniversitede ders vermiş bir dönem. alkol batağına düşmüş ardından ve tüm sevdikleri onu terketmiş. çalışmayı bırakmış. cebinde 50 lira vardı. kirayı verememiş ve yalnız ölmeye karar verdiğini söyledi. haklıydı yalnız ölmeliydi. ertesi gün intihar ettiğini öğrendim. bıraktığı notta daha önce onu seven herkese küfürler yağdırmış. onu aldatan karısına, reddeden oğluna. hatta oğluna orospu çocuğu demiş. çok güldüm. matrak adamdı. sevmiştim onu, hayatı anlıyordu.
-ipek- :
o adam psikopatmış!
-rüzgar-:
sen de fena sayılmazsın
-ipek- :
dalga geçme benimle!
-rüzgar-:
istediğimi geçebilirim. baksana niye hala konuşuyorsun benimle!
-ipek- :
haklısın !!!!


son konuşmaydı bu.

ipek'e mektup yazdım en son dün bunu paylaşmak istiyorum.


ipek:

gönderdiğim adrestesindir umarım hala ve umarım şu an bunu okuyorsundur. son dönemde büyük travmalar yaşadım.tarifsiz acılar içinde kavruluyordum. insanlardan nefret ediyordum sonra ah nasıl oldu bilmiyorum birini öldürdüm. bir gece içkili geziyorken biri bana kızını pazarlayabileceğini söyledi. bende onu kovdum, tartıştık ve her şey bir kaç saniyede gerçekleşti, onu öldürmüştüm. kanlar içinde uzanıyordu. bir hiçti. belimde bir süredir sustalı taşıyordum ve işe yaramıştı. kızı teşekkür etti bana! gidip teslim oldum. acılarım git gide arttı. senden daha kötü değilimdir ama ve belki öldürdüğüm adamın kızına yaptığından daha fena şeyler yaptım sana, fakat bir şekilde daha kolay kurtulacaksın iğrenç gölgemden. beni silmek çok zor değil. ben o adamı hiç silemeyeceğim. sorun ölmek değil öldürmek. öldürme eyleminden önce her zaman büyük bir iyilik var. kendince bir iyilik. bunun evrensel olarak neye istinaden kötü olduğunu bilmiyorum ama o adamın ölmesinden dolayı ben yıllarca burda kalacağım belki de. güzel haber bu son mektubum. artık bir suçlu da olduğuma göre sanıyorum toplum beni çarmığa gerecektir ve sende. tüm ömrüm boyunca! - kendi biçtiğim ömürden bahsediyorum- ama sen yine de tanrınla konuşur bir şey ayarlarsın belki. saçmalıyorum değil mi? fakat inan bana daha saçma şeyler gördüm.

kafanı şişirmeyeceğim merak etme. bir schopenhauer nefreti duyarakta bitirmeyeceğim mektubu ama goethe kadar romantik olamayacağımı da bilirsin.

seni sevdiğim zamanları unutmadım hiç. fakat o zamanlar insanları tanımıyordum, toy bir çocuktum. sonra, yıllar sonra ben bir asır yaşamış gibiydim. sana uzun uzun anlatmadım. uyuşturucu kullandım. birçok işe bulaştım. sen sonra geldiğinde artık ben bir insan bile değildim. her şeyi bırakmıştım ve nefret doluydum. hala da öyleyim. fakat biraz delice gelebilir (ki tanrım hangisi gelmeyecek ki!) burda olduğum için mutluyum. belki yıllar sonra eğer burda öldürmediyseler beni ya da kendime kıymadıysam düzelmiş olarak çıkabilirim. rehabilite olmayı umuyorum. bu ölüm benimle birlikte insanlığın tekrar doğuşu olur belki kararmış kalbimde. her şeye rağmen beni özlemeni çok isterdim. eğer bu son söz tüm sözlerimi tükürmekse ne çıkar bundan. tek gerçek bir sıçan gibi yaşayıp bundan mutluluk payı çıkarmaya çalışan bir insancık olmam!


sevgilerimle,

   darkofdirt   27.07.2009 04:59 ~ 07:17
   #1507526
6.

yorgundu kız, aslında herkes yorgundu bir şekilde, elektirik faturası, yollar, iş yeri, kavgalar, bitmeyen gürültü, geceleri kulakta çınlayan küfürler, sokaklar, iett'ler... arada kalmışlık, bıkkınlık, mütemadiyen içki, uzaklık gerçeklere, bir sürü sanrı... o gün çıktı evden aynı otobüse bindi, aynı masadaydı, aynı telefon bir aynılar topluluğu tecavüz ediyordu aklına, düşlerine...
vurulmuş gibiydi, uykusuzdu, çaresiz belki de, iyi olmaktan çekiniyordu yada çekinmiyordu daha tam anlayamamıştı bunu, bir tek gözlerini biliyordu her dalgada kayalara yosun misali biriken gözlerini bir de kavgalar hatırlıyordu, aklı bunlardaydı ve hayallerini bırakmıyordu, bunlara iyi davranıyordu bir tek, kötü hikayelere yani...

buluştu çocukla, yalnızlık rıhtımıydı buluşma yerleri, bir çok kişi daha vardı yanlarında, biliyorlardı aynı şeyi paylaşıyorlardı bir bilinmeyeni, bir savaşın çocuklarını taşıyorlardı rahimlerinde daha doğmadan ölen çocuklar çoğu, gözleri bu yüzden doluydu belki. her buluşma zordu hele buluşanlar acıyı kardeş edindiyseler hele daha neleri yapıp yapamayacaklarını bilmiyorlarsa.

yaralarını açıyordu çocuğa, çocuk doktor değildi elbet ama yarayı bilirdi sırtında kurşunlarını çıkarttırmamışken hele. kavramsal bir çok karmaşa içinde doğrunun atlıları bir bir vurmuşken iyi denilen kaleleri, bilirdi bu durumu.

geleceğe karamsar yaklaşmak bu ülkenin insanlarına has bir bakıştı. böyleydiler.

çocuk şunu yazdı:

anlıyorum acını
yalnızca bir kış boyu
yaşamak gibiydi bu
sıcak bir yerde oturmanın
sadece güzel olduğunu düşündüğün zamanlarda
diyalektik iniş çıkışlar
ve boğulmak istanbul'un altın boynuzunda
çıkarmak bütün biriken pislikleri
hepsinin içine batmışken
içinde hissederken
ve mümkündür arınmak
aynı kirletmek gibi düşleri
yeter ki bu çağ bitsin
izin ver zamana
ve zamanın kontrolüne
ve değiştirilebileceğine ve bırak ilerlesin bulutlar
pamukların uçabileceğine inan
çiçeklerin yüzünde yetişebileceğine...

bıraktı kalemi, parmak izi vardı her sözde...

yalnızdır istekler, kara kaplı defterden çıkar her sağduyu ve güzel olan şey yalnızca düşünmek değildir, sevgi bir bütünün iki küçük çocuğunun aynı oyun parkında eğlenmesidir ve her insan yaşlanmış birer çocuktu...

bütün gece gezdi çocuk, karanlıktı, bir sis bulutu altında kalmıştı istanbul, acı çekiyor gibiydi, üzüldü, sigara yaktı biraz bir merdiven buldu oturdu, küçük kediler görüyordu sevdi sadece aynı güneşi sever gibi, saflıklarını sevdi ve yavru kedilerin duyulamayan seslerini, hüzünlendi.

gözleri yaşlıdır doğacak her çocuğun ve ağlamaklıdır, ağlatılır usuldendir de acı.

sesler duyuyordu bitmeyen sesler, yaratıcılıkla cezalandırılmıştı, kızı düşündü elinde sihirli değnek yoktu ama bilirdi yaklaşan her şeyi. yaklaşınca olacakları yada yaklaşamayınca. beyni dönüyordu. insanların hepsi ona bakıyordu sanki, sessizce küfür etti.

kız yalnızlığına dönmüştü, bırakılmışlığına bir eldi her zaman istenen yalnız sıcak bir eldi. koğuşta yatmak zordur ve kız koğuştaydı her gece kim bilir bundan hoşlandığını sananlar nasıl bilir.

insanlar hakettiğini görmüyor, demişti kız çocuğa, çocuk bunu hatırladı talih denen bu olabilir miydi? buna inanmak istemedi, hayat boyu koyu bir inançsızlıkta belki de tek istediği biraz olsun sıcak eldi.

herkes sıcak el ister, özellikle de yazgısıyla dalga geçenler. kız bunu mu yapmıştı? çocuk derin düşündü, derin düşünürdü, derinlerde karanlık vardı hep ve her zaman derinler pis kokardı. derine bakan biraz da kendine bakıyordur. derinlerde su da yansımanı göremezsin, su bizzat sizsinizdir...

çocuk anladığını düşünüyordu kızı, kız anlıyor muydu? her şeyi konuşmuş muydu? çocuk mu acele etti, hayat böyle planlı mıydı hep? ne yani tanrı planlayarak mı yaratmıştı insan cüceleri!

çocuk suya girdi sessizce ve bir ses duydu, acı içindeydi bu ses, suda bu sefer bir şeyler göremüştü kızın yüzü gibi. hakettiği neydi acaba bir gülücük mü?

çocuk bunu anlıyordu. kız da anlıyor olmalıydı. birisi saçına toka yerine yakamozu taktıysa bunu anlardı, böyle düşünüyordu çocuk...

çocuk dipteydi yine, ağzında mikrofon ve kulağında kulaklıkla... konuşamıyordu. denizin altında, balıklar yanında kahkahalarıyla eşlik ediyordu, gülemiyordu çocuk, komik gelmiyordu ve çok şey komik gelmezdi artık ona...

   darkofdirt   05.08.2009 23:35 ~ 23:36
   #1526395
7.

şimdi duruyor öylece
küçük bir akıldı onu çelen
zaaf duyardı her şeye
özellikle rahmine sürekli düşen
bu sonsuz beklentilere...

yalnızlıktan bahsediyordu, kendisinde var olan acılara, çok sevgi duyardı, fahişe sevgiler, çoklu, kompleks, arzu dolu belki, belki kalleşçedir kimse bilemezdi çok şeyi, yalnızca oturuyordu yatağında, aklından geçenleri yazsa birkaç cümle çıkardı belki, devrik, manasız, temelsiz, duygusal bile değil. öçte almıyordu, oynamayı seviyordu, zamanına tecavüz ediyordu, bir kısmı kırılmış legolardan ev yapmaya çalışan herkes gibi.

şimdi duruyor öylece belki parmak uçları tuşlarda, belki kahve içiyor, belki sessiz ama çok şeye hazırlanıyor, kaybetmeyeceğini düşünüyordu, hep böyle düşünürdü ailesinin bir kısmını göremezdi, sevgi duymazdı zaten onlara, paylaşım önemliydi ve kuralları olan biri gibi konuşur sonra utanırdı. çok şeyden utanırdı sessizca yoldan yürürken bir mesaj gelirdi önce açardı heyecanla oynanmış bir oyunun meyvesini tadardı, ademin yediği türden.

babasından nefret ediyordu, bazen annesinden, kardeşini severdi kısmen. kurtulmak istiyordu yine de.
saçlarını sağa doğru attı, yatağına girdi, mutsuzluk sarmıştı ruhunu, kargaşa ve heyecan. yapamama korkusu çok şeyi.

kafası karışıktı. büyük biri gibi davranmıştı hep fakat böyle kişiler açık verirdi hep büyük birine. küçülürdü, tutarsızlık küçüklüktü, isteklerini bilmediğini biliyordu aslına es geçiyordu ve bu da henüz bir toyluktu.

koşarak sahile çıktı o gün, gökyüzü hiç olmadığı kadar griydi. arkasından gelenler oldu, şımarmıştı bunu görünce hüzünlü görünmeye çalıştı, başarıyordu ve böylece istediği ilgiye kavuşuyordu. telefonuna sarıldı hemen, bu durumunu onu seven herkese söyledi, koltuğuna yattı, koltukta bir ileri bir geri gidiyor zaferini kutluyor babasıyla kavga ederek telefonunu bırakıyordu ardından, içinden onu öldürmek geçerek tekrar yatağına gidiyordu.

bazıları çokça ister özgürlüğü o da istiyordu ama eline geçse ne yapacağını bilemezdi.

yoğun birgünün gecesi birçok kişiyle yazışıyordu, mutlu görünüyordu.

dışarda hareket vardı, biri yaralıydı, camdan baktığında bu küçük yerde herkesin bunu duyacağını düşünüyordu.

kardeşi yaklaştı, onunla paylaştı birkaç şey, ona yetecek kadar, büyüttü bir kaçını, küçük olan herkes büyütürdü, az şey yaşayanlar bu yaşadıklarını bir an olsun unutmaz sürekli anlatırdı, o da böyle yapıyordu bu yüzden konuştuğu kişiler hep değişmeliydi, bu onun kendini yenileme şekliydi...

sıklıkla mutsuzluğa ve ümitsizliğe düşmesinin gerçek olduğu anlarda sarılacak gerçek kişiler arardı, çok azdı, severdi onları gerçekten severdi ama bu yine de demek değildi onu anlamayacak olan kişilere körelmiş ümit okları sokmasın, sek sek oynamasın isteklerin üzerinde, aslında onlarında gerçek duygular hissemeyeceğini biliyordu ve büyük biri gibi duruyordu. diyalektik bir karamsarlık, umutsuz bir eylem, kahredici kararlar, kapatılan konularla dolu anları birleştirdiğine hiçe bulanmıştı.

birine tek onun olduğunu söylediğinde, adaleti sağlamak için diğerine bunu söylemedi, vicdanını temizledi, ortaçağ papazları kadar temizdi.

ağlamaya başlamıştı, hiçbir şey tam değil dediğinde birisi çok sevdiği birisi onu kavradığında ve bıraktığında, şimdi tad vermeyen şeylerle birlikte babasının dayağı ile evden kaçtı, dönmek istemiyordu, yoldaydı.

o gece deniz kıyısına geldi, seni seviyorum diye bir mesaj geldi birisinden, orospu çocuğu dedi sevmiyordu onu, sadece eğlendim diye içgeçiriyordu, ciddiye almıştı, cevap verdiğinde bunları nerden çıkardığını sorguladı ve asla birlikte olamaycaklarını söylüyordu, kızgınlığın mutlulukla birleştiği an ve suçluluğun getirdiği haz. biri de onun için ölebileceğini söylüyordu... babası aradı ve küfretti.

telefonunu denize attı.
eve döndü.
babası dövdü.
annesi ağlıyordu, kardeşi yorganının altına girdi.
yapacak şeylerim var daha çok dedi babasına,
babası onun mesajlarını okuduğunu söyledi,
terbiyesiz olduğunu söyledi babasına tokat attı,
sinir krizi geçiyordu.
babası affedemedi bunu,
ittiğinde çocuğunu
sokakta can veriyordu.
kafasına sıktı babası.
annesi kendinden geçmişti ve bayıldı.
küçük çocuk yorganın altında en güzelini yapıyordu,
uyuyordu.
güzeldi küçük yerler,
herkes bunu duymuştu.

   darkofdirt   06.12.2009 22:24
   #1778741
8.

"her şeyden sıkılmak nedir bilir misin?" dedi bana. bundan sıkılıp terkettim orayı. sürekli sızlanan biri kalleştir. "kahrolsun yosun tutmuş kaderim" derdi babam. ölmeden önce deniz görmek istemesini ironik bulmuştum. komik biriydi ve başka türlü dayanamıyordu. annemi aldatmasını hoşgörmüştüm, hoşgörmediğim bunu aleni yapmasaydı çünkü eğer o bilmeseydi bu yüzden acı çekiyor olmazdı ve sanıldığı gibi yalanlar değildir acı çekmemize neden olan.

tüm havayı içime çekmek ister gibi esniyordum bu sabah. kahvaltı etmeyecektim, bir bardak şarap içip tekrar yatmak varken neyin gerekliliği olacaktı ki bu? tekrar kalktığımda hava kararmıştı. sol gözümü artık hiç açamıyordum. doktora gitmem gerekiyordu ama lanet gözümü bir daha kullanamayacağımı söyler diye gitmemiştim. bir gözlük taktım ve aylardır yıkamadığım eşyalarım arasında temiz bir gömleği zorla alıp giydim ve bir şeyler yemeye çıktım. eğer yemeseydim gece boyunca içemeyecektim. bir minübüs durdurdum. "bir öğrenci" dedim. şoför ters bir adamdı ve belli ki kimlik isteyecek kadar da orospu çocuğuydu. yutkundum ve o salyalı ağzını açmadan gerisini uzattım. bir şeyler yedikten sonra taksime çıktım. barda oturmuş içiyordum, midem bulanıyordu çok ses vardı. kendimi barmen gibi hayal edip insanlara gülerek bakmaya başladım, üzerimde hizmet eden insanların aşağı olma duygusu hakim olduğunda vaz geçtim. insanlık onuruna yakışır şekilde yaşamalarını hoşgören bir yerde değildik. üzüldüm. istiklale çıktım, yürürken bir çift gördüm ve yanıma gelip çakmak istediler, yok dedim. vardı ama bugün kimseye iyilik yapmayacaktım. bir taksiye atlayıp eve döndüm. telefon çaldı:

-efendim

-oğlum nerdesin sen?!

-anne bugün yoğundum çok üstüme gelme

-sana ulaşamamaktan sıkıldım neden cep telefonu almıyoruz sana?

-ulaşılmak istediğimde bunu yapıyorum zaten biraz rahat bırak ne dersin?

-ah oğlum öldürceksin beni!

-iyi geceler.



zaten babamla birlikte gömmüştük. o kaybetmişti ve işin kötüsü eğer tünelde ışık yoksa onu bekleyecek kadar önyargılı olmasıydı. tekrar yatağa girdim. çorabımın teki yokmuş ayağımın üşümesinden anlıyordum. gülme tutmuştu. bunu arayıp eski bir dostuma anlattım, delirdiğimi söyledi. bence insanlar espri anlayışlarını kaybetmeye başlamışlardı. annemi aradım ve bir daha aramamasını istedim. saçma ilişkimizi diğerleri gibi düzmüştüm. ya da bugün sadece kötü olmak istiyordum belki yarın gönlünü alırdım.

tekrar kalktığımda geceydi. eski kız arkadaşım aradı. sesimi dinledi, "sen olduğunu biliyorum" dedim, kapadı. beni unutamıyordu çünkü yavan ekmek yemezdik biz. hakikati aramak onu reddetmekle farklı değildi. ikisi de aynı şeyi eline verir fakat ikincisi rasyoneldir. ona gerçek olmayan hiçbir şeyi söylememiştim fakat yeni farketmesi ikimizinde talihsizliği oldu.

bir yudum ekmek koparıp yedim, yeşermişti ekmek. tekrar yatmak için odamın yolunu tutuyordum...

   darkofdirt   13.02.2010 03:39
   #1934116
9.

-*-


henüz yeni masturbasyon yapmış ve tatmin olmamıştı karanlık odasında. yeterince sevilmiyor olmalı ki sevilen birini yaratmış kendinden yana, yamasını gizleyip çıkmış da sokak ortasına pazarlıyor silüetinin en objektif yanını.

gölge gibi saklanıyor kelimelerin arkasına parlattığı gülümsemesine ek olarak hep şunu diyor :" sevmezsin beni bilsen ve bilsen beni, ben o değilim ve hiç olmadım!" inanamazdınız o her kimse; bunu söyleyemezdi size göre. ama hep yalanın ağır yükü altında, yüzü kızararak vurmak zorunda gerçeği. birkez söylemiş olsun hakikati nasılsa rekli kalemlerle çizdiği resim daha gerçek gelecekti diğer gözlere.

her ne kadar rahatlasa da vicdanı, kötülüğü ona söyleyecekti sakladığını doğruyu. doğru; saklanmalıydı ve sevmeliydi kötülüğü belki kim(?)bilir.

uyanıyor gözleri çapaklı. o olmayan gerçeğin deryasına giriyor ve su yutarak yüzüyor...


kırıyor dizlerini oturuyor
varlığının boynuzlu yalanına
isim takıyor:
gerçek: keskin bir bıçak!

bu yüzden uzak durmanı istiyorsa
seni düşündüğü için olamaz
maske dediği yüzü
henüz hiç gölgeden çıkmadı
dini ritüelleri ve ahlaki değerleri içinde
güzelim orospu!
yarabandı yapıştırsa yüzüne
ve bulabilse yüzünü belki
oturmazdı o zaman üstüne...


alkışlayın onu, pullarını saçmadan etrafa ve solmadan önünüzde alkışlayın ta ki kusana kadar kendi yansımasından! öpüp koklayın resimlerini. duymuyor ve duymayacak nasılsa kendi gerçeğinin gürültülü titrek sesini. cam kırığı gibi cıyaklayacak doğruları ve durmayın yine de alkışlayın onu.

"ben" diyor, "hiç olamadım istediğim gibi" dalıyor yeni deryasının en kör noktasına; girizgahının bilenmiş pisliğine. falçata vurmuş göğsünde merhamet saklıyor. o merhamet öyle derin ki önünü görse tüm insanlıp nasiplenebilirdi.

"kahpe kader!" diyebilir ancak ama adı kader olmadığına göre doğruyu söylememiş olacaktı... susuyor şimdi. birazdan yine ve yeniden doğacak başka bir rahimden.

   darkofdirt   29.10.2012 21:49
   #2565329
 
reklamı kapat

yazdır