ucurtmayi vurmasinlar

5.

hayatımın bir numaralı filmi...
hapisanede doğan ve uçurtmanın en demek olduğunu bilmeyen bir çocuğun hayatı üzerine kurulu mükemmel bir tunç başaranfilmi... özkan turgayın olağanüstü bir müziğiyle, nur sürer,füsun demirel ve ozan bilenin rol aldığı türk sinemasının en iyi 10 filminden biri kabul edilen muhteşem bir başyapıt...


“barışı tanıdığım yerde ne bulutlar vardı, ne de başı gökte bir çınar.
adının anlamı dünyayı kucaklasa taşta büyümezdi barış !
ama bunu bilmezdi anası ! babasının sevdiği bir şarkıcının adıymış. yalnızca bu yüzden konmuş adı.”

bir devrin sancılı zamanlarında, bitmek üzere olan umutların, yeşerdiği bir öykü. acıların ve haksızlıkların dünyasında bir umut yelpazesiyle sarar sizi ve herkesin hayatını...barış.
o göremememiştir hiç özgürce, hiç seyredememiştir “özgür”ce uçabilen bir kuşu, o hiç bilmemiştir hiç özgürce koşmayı, o hiç koşmamıştır arkadaşlarıyla, o hiç tanımamıştır günbatımını... bilmez kaderin ne olduğunu, onun kaderine kötü dendiğini bilmez...
sorar annesi yargılanmaya giderken o’na bakan askere barış:

-“dışarısı burası mı?”

ayrıcalıktır onun için demir parmaklar arkasındaki yemeğinde, iki parça fazla et...o hiç görememiştir başının üstünde bir güneş... tanımamıştır babasını... babasından kalan tek anı, başkalarının anlattığı birkaç masaldır artık. ama inci’yi tanır sonra, düşüncenin suç sayıldığı dönemin kurbanlarından biri, içerde minik bir çocuğun umudu ve aşkı olur, başka bir aşktır bu, çıkarsız... ama yok mudur bu öykünün gözlerinizi umutlandıran tarafları, yokmudur gözyaşlarınızın arasında kaybolduğunuz anda akan yaşlarınızın dolabileceği gamzeler, insanın içini gözyaşlarıyla ısıtabilecek birkaç şey???
uçurtma !
hayalden uçurtmalar uçurur barış, sıkılmadan... taştan avluya çizer uçurtmasını inci, sorar barış:

-“inci, niye uçmuyor bu uçurtma”
-“uçar birgün”

mahkumluğun pençesinde “erkek” olur barış, altınlar takılmaz ona maşallah yazısının haricinde... acı çekmez barış... hiçbirşeydir kesik acısı, çektiği acıların yanında... kuşlardır onun habercisi, bir uçurtmadır onun gözleri, uçurtmadır onun yüreği, hem inci’si vardır onun, devrim mahkumu inci’si... otururken güneşin altında düşünmediğimiz insanlardandır barış ile inci, özgürlük nedir bilmeyiz onlar gibi mahkumluk nedir bilmeden... ama ayrılıktır sonu, mahkumiyet sonsuz değildir orada, ama barış kalmak zorundadır, annesiyle beraber...
bir gün gider inci, barış’ın haberi olmadan.... arkasında başkalarında umudu yeşerten umutsuz küçük bir çocuk bırakır inci....
rüyalarda beraberdir artık barış inci’yle, onsuz volta atar artık taş avluda arkasında buluşturamadığı küçük elleriyle, onsuz ağlar karanlık gecelerde... onu arayanlar, barış’ı gökyüzünde uçurtma ararken bulur... onu görenler, unutur dertlerini, bu ufacık yüreğin derdini anlayınca... geceler gündüzü kovalarken gelmez inci onu görmeye, gün gelir barış yalnız kalır avluda, gün gelir barış kendisini inci’nin boş yatağının karşısında bulur, inci’nin ona bıraktığı yastığa döker gözyaşlarını... “inci beni unuttu” der... ama uçurtmayı engelleyemezler.
uçurtma olur döner inci...

“vurun” der birisi!
durur sevinç çığlıkları
“vurun şunu” der!
sessizlik
...
ama kaçar uçurtma mermilerden....özgürlüğüne doğru
umut tekrar yeşerir barış’da...
vuramazlar diye düşünür barış, uçurtmayı vuramazlar...


-“burda uçmaz barış’cım, çok küçük gelir bu avlu ona.”
-“küçük uçurtma uçururuz.”
-“yine uçmaz. kocaman çayırlarda uçurmak gerekir.”
-“kocaman çayır nasıl olur inci ?”

   ederlezi   23.11.2006 22:39
   #117719

başlığın devamı

 
reklamı kapat

yazdır