adem in trenleri

10.

bir sinema sever olan bana neden türk filmlerini tercih ediyorsun diye sorsalar, kendimi/yurdumun insanı görüyorum onlarda, derdim. ve ne kadar kaliteli olsa da, imdb'den çok çok yüksek puanlar alamasa bile türk filmlerini yabancı filmlere tercih ederim. işte bunun nedenlerinden biri de bu ve bunun gibi filmlerdir.

ademi'in trenlerindeki oyuncu kadrosu tartışılamaz düzeyde türkiye için. bir çoğu tiyatrodan yetişme ve tiyatroda olsun, sinemada olsun izleyiciyi kendine bağlayan bir oyunculuk sergiliyorlar. bu film etrafta olup bitenlerin çocuk gözüyle bir anlatımı. filmdeki karakterlere bakıldığında -herkeste olduğu gibi benim de kabul edemediğim- sadece cem özer'in oyunculuğuna bir şeyler söylenebilir. hocanın baştaki sert ve gaddar görülen tavrı, cem özer'in yüz hatlarıyla uyuşsa da, hoca karakteri tam oturmamış gibi. özellikle aşk sahnesindeki duruşu -biz köyde bunun gibilere odun gibi adam derler- aşkın o andaki hissini veremiyor. cem özer yerine başka bir oyuncu oynasaydı, film nasıl olurdu onu da bilmiyoruz gerçi.

filmin konusu, hamile kalan bir kızı sahiplenerek ahirette bunun sevabından faydalanmak isteyen hocanın, ailesiyle birlikte köye gelişiyle başlıyor. tren istasyonu çalışanları ve ailelerinden oluşan köy ahalisi, üç kişilik bir aileden oluşan bu misafirleri pek sıcak karşılamıyor. köyde yaşayanların hepsi bir aileyi temsil ediyor aslında. öyle yakınlar ki, hayatı paylaşıyorlar. türkiye'de böyle yerler var mı bilmiyorum; lakin filmde izleyiciye yansıtmaya çalışılan köy, tam bir ev havasında. dedikodu da var elbet ama bir süre sonra herkes her şeyi biliyor. bu noktada pek gerçekçi değildi. ama film bu ya, çözüm bulma adına hepsi seferber oluyorlar.

hep mutlu sonlara koşan türk sineması, bir kez daha çıktığı bu yoldan sapmamış. film sonunda herkes mutlu, öpüşmeler, sarılmalar. filmi bazı açılardan benzettiğimden, filmi izlerken selvi boylum al yazmalım filmindeki sonu göreceğimi sanmıştım. bi tarafta hoca, diğer tarafta bekir, ortada hacer küçük kızın elinden tutuyor ve hangisini seçeceğini karar verme aşamasında... hatta gözümde bu görüntüyü canlandırdım, ama yok böyle olmamalı dedim, olmadı. bundan pek farkı olmayan bir sonla karşılaştım yine de. hacer karakterine baktığımızda, yaşadıklarının ezikliğini üzerinden atamayan bir kadının, aynı zamanda annelik yapması pek olağan değil. zaten filmin başında, trenden indiklerinde ve nerdeyse tüm film boyunca çocuğun baş parmağını emmesinden anlaşılıyor annenin karakteri ya da sinmiş karaktersizliği. yoo karaktersizlik burada hakaret değil asla, sadece anlatmaya çalıştığım hacer karakterinin yaşadıklarına göğüs gerecek bir kadın olmadığı, yaşadıklarının etkisiyle olamaması. ve hocayı seçişi. ne ilk ne de son olan hocaya gidişi, asla seçim değildi. ikisinde de hocayla yaşamaya mecbur bir kadındı hacer ve ikincide yüzü gülebildi.
kadınlar yaşayacakları hayatı seçemiyor ayakta durmayı başaramazlarsa. çünkü rüzgar narin yapılarından dolayı onları kolayca yıkabiliyor. yıkılmak istemeyen kadın, sırtını güvenebileceği bir erkeğe dayıyor. hep olduğu gibi.

entryi filmde kadının kadınlığının unutuluşunu mizahi olarak anlatan ve türkiye şartlarında bir kadın klasiği ile bitirelim.


----- spoiler -----
iftar yemeği için ademlerin evinde toplanmıştır ahali. adem'in halası, köyün en yaşlısı olarak masanın başında oturmaktadır. o sırada tren istasyon şefi gelir ve yaşlı kadına "nasılsın" diye sorar. ve kadının verdiği cevap oradaki herkese dumura uğratır. şöyle ki:

-nassı olem, ne mememi sıkan vaar, ne amımı siken.
----- spoiler -----

   jeu   22.10.2010 22:28
   #2214741

başlığın devamı

 
reklamı kapat

yazdır