black countess

black countess
şu anda çevrimdışı
durum: eye of the tiger...
kayıt: 13.02.2007 19:50
son giriş: 7 yıl önce
son online: 7 yıl önce
son entry: 7 yıl önce
 

son yazıları

· latince

· kofteci ramiz

· starbucks gorgusuzlugu

· alef kitabi

muhtac 1

 

alarmın çalmasıyla kalkmıştı ölüm gibi derin uykusundan.yine diğerlerinden farklı olmayan bir iş günü onu bekliyordu.biliyordu gene o asık suratlı,sevimsiz patronunun tüm azarlarına katlanmak zorundaydı ama elinden hiçbir şey gelmezdi.daha iyi bir gelecek için,oğluyla beraber mesut günler için çekicekti o adamı.bunları düşünürken ayakları onu banyoya kadar getirmişti.banyonun ışığını yaktı - en azından yaktığını sandı - lakin yanmadı ışık."hay aksi!" dedi kendi kendine.zaten son zamanlarda konuşacak kimsesi kalmadığı için sık sık kendi kendine konuşurdu.bir kedi almıştı yalnızlığına ortak etmek için ama kaçtı,onu bu soğuk evde yalnız bıraktı.sonra bari çiçek alayım en azından onlar kaçamaz dedi ve iki tane menekşe aldı.adlarını nurgül ve sedat koydu.neden bu isimleri koydu bilmiyordu fakat bildiği tek şeyin o çiçeklerin bile onun yalnızlığını paylaşmak istemedikleriydi ki bu nedenle solmuşlardı.ampulu değiştirmişti bunları düşünürken hem de işe geç kalacağını bile bile değiştirmişti o salak ampulu.tekrar ışığı açtı,bu sefer yanmıştı.işte karşısında banyosu duruyordu.annesinin döşediği mavi ağırlıklı banyosuy.evi taşırken kırılan aynasının karşısındaydı şimdi.biliyordu,kırık ayna bulundurmak uğursuzluktu ama vaktı yoktu yenisini alacak.zaten bu aralar oğlunu görmeye bile vakti yoktu (çok özlemişti keratayı) bir de bu vakitsizlikte aynayle mı uğraşacaktı? suratını yıkadı o kırık aynanın karşısında.sonra kendini inceledi.ne kadar çökmüştü?gözlerinin etrafı çizgilerle dolmuştu.tabi yaşlanıyordu,normaldi artık böyle şeyler ama daha alışamamıştı işte.traş bıçağına uzandı eskisi kadar genç olmayan eli.traş oldu suratını kanata kanata.iyice çirkinleşmişti şimdi ki zaten çirkindi de yeterince.alarmı tekrar çaldı bu sırada.artık kahvaltı kısmına geçmesi gerekiyordu.mutfağa doğru ilerledi koşar adımlarla.hemen çay koydu kendine.gene bol tuttu çayı belki kahvaltıya bir gelen olur diye ama biliyordu kimse gelmeyecekti yine.çay demlenene kadar gidip giyinmesi gerekiyordu yoksa hayatta yetişemezdi işe.dolabını açtı ve içinden kötü ütülenmiş pantolonunu çıkardı.gömleği ise sandalyenin üstünde asılıydı.sallana sallana giydi kıyafetlerini çünkü daha çay bile hazır değildi.tam yavaş yavaş giyinirken başka bir alarm sesiyle irkildi.bu alarmda çayın hazır olduğunu haber veriyordu.mutfağa gidip çayını ince belli bardağına koydu.bir elinde çayı diğer elinde akşamdan hazırladığı ekmek arası peyniriyle masaya geçti.onun da kahvaltısı buydu.bir parça ekmek,bir parça peynir ve üç yudum çay...ekmeğinden koca bir ısırık aldı ve hızlıca çayını yudumladı.o sırada dışarıda insanlar işlerine yetişmek için koşuşturuyorlardı.bu kadar insan nerede çalışıyor merak ediyordu doğrusu.o bunu düşünürken bitmişti kahvaltısı.kahvaltısının bitişini haber veren alarmın sesi duyuldu içerden.artık evden çıkması gerekiyordu.evrak çantasını aldı,içini açtı,kontrolunu yaptı.tüm evraklar tamdı.annesine onu çok sevdiğini belirten bir not ve alışveriş listesini bıraktı.anahatarını anahtarlıktan,ceketini ise portmantodan aldı ve çıktı o sevmediği babasından kalan soğuk,taş evden ama gene gelecekti akşama bu köhne yere hem de hiç istemese de...


etiketler: adam

   black countess   10.12.2007 08:49 ~ 08:55

yorumlar (0)

 

laflog

rss.xml